Sabırla biraz daha bekle, anne
Baba ne zaman gelecektir? Bıktım senden! Baba nerede! Baba! Babacığım! diye bağırıyordu çocuk.
Küçük ses kulakları sızlarken, her kelime şakaklarda bir acı gibi çalınıyordu. Deniz oturma odasının ortasında duruyordu, bağırdığı için yüzü kızarmıştı. Küçük yumrukları sıkıydı.
Baba işte, bir saat içinde dönecek. Canımım, sakin ol. Biraz konuşalım dedi Elif, mümkün olduğunca sakin bir sesle, ama içi bir yığın sıkıntıyla doluyordu.
Seninle konuşmak istemiyorum! Sen berbat annesin! Sadece babamı istiyorum! dedi Deniz ayaklarıyla yere vururken sesi çığ gibi yükseldi.
Gözyaşları boğazına doldu. Elif on yaşındaki oğluna bakıyordu, nasıl böyle olabildiğini anlayamıyordu. Tüm gençliğini ona vermişti. Uzun yıllar uzaktan çalıştı, onu her dakikasında yanında tutmaya çalıştı. Deniz okula başladığında ofise gitti, ama boş zamanlarını hâlâ onunla geçirirdi; hayvanat bahçeleri, müzeler, akşam yürüyüşleri, gece okuma Hepsi onun içindi.
Seni sevmiyorum! Bıktım senden! Sana dayanamıyorum! diye bağırdı Deniz, sözleri Elifin kalbine saplandı.
Elif ellerini ağzına kapatarak dönüp baktı. Gözyaşları damlamaya hazırdı, ama çocuğunun önünde ağlamaya izin veremezdi. Nasıl olur da anne, çocuğunu bu kadar sevebilir ve hâlâ bir boşluk gibi algılanır? Neden babasını sürekli ister?
Deniz, lütfen bağırmayı bırak. Baba yakında gelecek diye tekrarlamaya çalıştı, sesi titrek.
Beklemek istemiyorum! Şimdi istiyorum! Sen kötü bir annesin! Sen
Telefonun ani çalması bağırışlarını kesti. Deniz hemen Elifin elinden telefonu kaparak yaklaştı.
Baba! Baba! diye bağırdı, ekranına bakmadan.
Elif bir adım geri çekildi. Evet, bu gerçekten Murattı. Duyduğu tanıdık bariton sesi hoparlörden geliyordu.
Merhaba evlat! Nasıl gidiyor? diye neşeli bir ses duyuldu, sevgi dolu bir tonla.
Babacığım, çok özledim! Anne bıktı, ne zaman geleceksin? diye telefonu kulağına bastı, yüzü birden aydınlandı.
Bir an durakladı. Elif, cevabını bekleyerek gerginleşti.
Ah, evlat, işte gecikiyorum. Bir iki saat daha sürecek. Sabırla anneyi bekle, ben geliyorum.
Sabırla anne Kelimeler Elifin aklında takılı kaldı. Sanki bir sınavdı, dayanması gereken bir yük gibi. Sanki varlığı ağır bir sorumluluktu.
Tamam babacığım, bekleyeceğim! diye sevinçle bağırdı Deniz.
Elif çabuk odasına yöneldi. Bacakları titriyor, boğazı kuruyordu. Kapıyı sessizce kapatıp yatağa yığıldı. Gözyaşları durmadan akmaya başladı.
Neden? Neden ne oğlu ne de eşi onu değerli görmüyor? Neden bir engel gibi tahammül edilmesi gereken bir şey haline geldi?
Kafasını yastığa dayadı, sessiz ağlamaya çalıştı. Her şey adaletsizdi. Bu çocuğu hayal etmiş, nasıl seveceğini planlamıştı. Oysa o onu sevmiyor. Peki şimdi ne olacak? Ergenlik dönemi yaklaşıyor, davranışı daha da zorlaşacak.
Dakikalar uzadı. Duvarın ötesinden oyun sesleri geliyordu Deniz annesiz sakinleşmişti. Elif tavanda bakıyor, ne yapacağını düşünüyordu. Bu acıyla nasıl yaşamaya devam edecek? Çocuğunun reddiyle nasıl bir anne olur?
Akşam yedide, Denizi yatmaya gönderdi. Yorgunlukla bağırsa da, sonunda uykuya daldı.
Gece yarısı anahtar çaldı. Murat içeri girdi, koridorda Elifle karşılaştı, kollarını göğsünde çaprazladı.
Biliyor musun, o her gün seni bekliyor. Nasıl geç kalabiliyorsun? diye sesinde bir öfke titredi.
Murat ceketi astı, Elife bakmadan.
Bir kurumsal etkinlik vardı, erken çıkamadım. Anlıyor musun? İş
Çocuğun gelişimi mi, yoksa bir toplantı mı daha önemli? Elif sessiz konuştu, Denizi uyandırmamak için çaba sarf etti.
Sahneye çıkma. Ben aileye para kazandırıyorum.
Ben ne yapıyorum? Sadece işe gidiyorum, bu mu?
Murat odasına gitti, evin sorunları hiç umurunda değildi. Elif koridorda yalnız kaldı. O gece oturma odasında uyudu, bütün gece dönüp durdu, uyuyamadı. Aklı bir döngüde döndü: Bu gerçekten hayatım mı? Her zaman böyle mi kalacak?
Sabah, mutfakta kahkahalar duyuldu. Deniz ve Murat masada oturmuş, kahvaltı yapıyor, sohbet ediyorlardı. Deniz babasına okuldan bahsediyordu, Murat dikkatle dinliyor, sorular soruyordu.
Günaydın dedi Elif mutfağa girerken, bir gülümseme zorlamaya çalıştı.
Deniz dönmedi bile. Murat oğluna başını salladı. Elif kahvesini doldurdu, masaya oturdu.
Dün matematikte zor bir problem vardı diye Deniz sadece babasına yönelerek konuştu. Ben çözdüm!
Aferin! Anne sana yardım etti mi? diye Murat sordu.
Anneye ne gerek? Ben başardım.
Elif konuşmaya müdahale etmeye çalıştı:
Deniz, o problemi bana gösterebilir misin? Merak ediyorum.
Deniz babasıyla konuşmaya devam etti, Elifin sözlerini duymuyordu. Murat da ona cevap vermedi. Elif bir kez daha evdeki mobilya gibi görünmez oldu.
Haftalar aynı döngüde devam etti. Deniz bağırıyor, babasını istiyor, Elifin elini uzatma çabalarını görmezden geliyor, Murat geç saatlerde evine geliyor, sabahları sadece oğlu ile ilgileniyordu. Elif kendini giderek daha boş bir köşede hissediyordu.
Bir gün Deniz bir şey için bağırdı: Oyun çantasını toplamasını istedi. Deniz çantayı yere attı, Seni dinlemeyeceğim! diye bağırdı. O an Elifin içindeki kırık tamamen parçalandı.
Akşam Murat eve geldiğinde:
Boşanıyorum dedi Elif.
Murat telefonundan başını kaldırıp şaşkınlıkla baktı.
Ne?
Beni duydun mu? Boşanıyorum.
Murat telefonu kapattı, kaşlarını çattı.
Peki, nereye gideceksin? Kendi evin yok. Ailen başka şehirde. Çocuğu nerede tutacaksın? Unutma ki dairem benim. Boşanınca burada kalamazsın!
Elif göz göze baktı.
Biliyorum ki daire senin. Mahkemede çocuğun babayla kalması gerektiğini söyleyeceğim.
Murat’ın yüzü soldu.
Bu nasıl olur? Ben tek başıma yapamam! İşim var!
Ben de çalışıyorum.
Ama o hâlâ bir çocuk, anneye ihtiyacı var!
Ona baba lazım. Baba. Çocuk her gün bunu söylüyor. Deniz babasını alacak.
Murat konuşmaya çalıştı, Elif çabuk odadan çıktı. Kararı kesinleşmişti.
Bir ay içinde dava başladı. Elif kısa bir süre İremin evinde kalıyordu, yeni bir daire arıyordu. Deniz ona hiç telefon etmedi, mesaj da atmadı. Elif sonunda doğru bir adım attığını anladı.
Sosyal hizmet uzmanı, orta yaşlı bir kadın, Denizi ayrı bir odada dinledi. Onun da on yaşı vardı, görüşleri mahkeme kararını etkileyebilirdi.
Mahkeme salonunda çocuk raporları okundu.
Deniz, babasıyla yaşamayı istiyor. Annesiyle rahat hissetmiyor, babasını tercih ediyor. Çocuk babasını daha çok seviyor.
Elifin göğsü bir kez daha sızladı. Çocuğu açıkça ona karşı duruyordu.
Çocuğun isteği ve babanın daha yüksek geliri, ayrıca kendi evi olduğu için, mahkeme çocuğun babasıyla kalmasına karar veriyor dedi yargıç.
Hayatlarının gidişatı belli oldu.
Murat koridorda Elife yaklaştı.
Dinle, çocuğu al. Ben onunla bakamam! İş, seyahat Ne yapacağım?
Elif dönüp şöyle dedi:
Ben de çalışıyorum. Şimdi bir yer bulmam lazım. Çocuk seninle kalacak, ben nafaka ödeyeceğim ve ara sıra geleceğim.
Ama sen anne’sin!
Sen baba. O da onu seviyor. Keyfini çıkar.
Elif dönerek hiç bakmadan yürüdü.
Kısa bir stüdyo daire kiraladı. Yirmi metrekarelik bir oda, minik mutfak ve ortak banyo. Ama artık kendi alanıydı. Kimse ona bağırmıyor, kimse görmezden gelmiyor, kimse onu aşağılamıyordu.
İlk gece uzun uzun ağladı. Kayıp eşi, çocuğu, ailesi Ama artık kimse ona haksızlık yapmıyordu.
Deniz ara sıra ziyaret etti, yine bağırıyordu:
Senin yüzünden aile dağıldı! Baba artık nadir geliyor! Bakıcı var! Seni sevmiyorum! Senin yüzünden babamı nadiren görürüm!
Her buluşmadan sonra Elif ağlasa da, ilerlemeye devam etti. Yeni bir işe girdi, iyi bir maaş aldı, dairesini dekore etti, kurslara katıldı.
Eski kayınvalidesi Vildan sık sık arar, bağırırdı:
Nasıl çocuğu babaya bıraktın? Ne tür bir anne oldun?
O da benim çocuğum, Deniz babasını seçti dedi Elif sakinlikle. Çocuğun beş yaşında olmadığını unutma, on yaşında ve istediği gibi oldu.
Yıllar geçti. Elif yeni bir hayat kurdu: sevdiği bir iş, küçük ama konforlu ev, hobiler, dostlar. Sürekli stres içinde yaşamıyordu.
Beş yıl hızla geçti. Deniz büyüdü, değişti.
Anne, bir şey söylemek istiyorum dedi bir gün Yanlış yaptım. Sana zarar verdim. Boşanmanın bir parçası oldum.
Elif saçlarını okşadı, uzun yılların tanıdığı bir jestti.
Sorun değil. Umarım senin çocukların da bana böyle davranmaz
İçindeki sevgi ve sıcaklık hâlâ vardı, ama eski kadar değildi. Elif ne iyi ne kötü bir anne olduğunu sorguladı. Belki de toplum ölçütlerine göre kötü bir anneydi, ama kendini korudu, ruhunu kaybetmedi. İşte bu, en önemli şeydi.
Hayatın içinde ne kadar zorlayıcı bir yol olsa da, kendi değerine sahip çıkmak, sesini duyurmak ve sevgiye layık bir yer bulmak her zaman en büyük kazançtır.




