İlk Aşk Hiç Unutulmaz: Metroda Karşılaşılan Eski Sevgili, Anılarla Dolup Taşan Bir Yoldaşlık ve Hayatın Dönüm Noktası İstanbul’da Yeniden Başlıyor

Tam anlamıyla unutmak mümkün olmadı

Her gün işten çıkınca eve dönmek için metroya biniyordum, sonrasında bir otobüs ve nihayet eve varıyordum. Yol gidiş dönüş bir saatten fazla sürüyordu. Arabam ise çoğu zaman parkta duruyordu; sabah ve akşam İstanbulda öyle bir trafik oluyordu ki, metro çok daha hızlıydı.

Yaklaşık iki yıl önce aile hayatım değişti; eşimle ayrıldık. Kızım onun yanında kaldı. O zaman on yedi yaşındaydı. Sessiz sedasız ayrıldık; çünkü ben gürültüden, kavgadan hiç hoşlanmazdım. Uzun zamandır eşimin değiştiğini, iyiye gitmediğini fark ediyordum. Sebepsiz yere sinirleniyor, bir yerlere gidiyor, bazen gece geç vakitte eve geliyor, arkadaşına gittiğini söylüyordu.

Bir gün sordum:

Bu saatte nerelerdesin? Normal kadınlar bu saatte evde olur.

Sana ne? O normal kadınlar tavuk gibi. Ben başkayım; zeki ve sosyalim, ev bana dar geliyor. Ben köylü değilim ki; sen köyde doğmuşsun hala aynı kalmışsın!

Ee, neden köylüye vardın o zaman?

İkisi kötünün en iyisini seçtim, dedi; daha fazla açıklama yapmadı.

Sonra boşanma davası açtı, beni evden çıkardı. Kendi başıma ev tuttum, artık alıştım. Yeniden evlenmeyi düşünmüyor, ama arayıştayım.

Metroda giderken herkes gibi ben de boş durmayıp telefonda sosyal medya sayfalarında dolaşıyordum. Haberleri okuyor, fıkralara bakıyor, kısa videolara bakıyordum. Sayfaları kaydırırken bir anda bir şey dikkatimi çekti; geriye döndüm, ekrandaki ilana baktım:

Halk şifacısı Meryem, bitkilerle tedavi.

Telefondan bana bakan, ilk aşkımdı. Hem karşılıksız, hem umutsuz bir aşktı. İlk aşk unutulmaz bir duygudur; hâlâ o sınıftaki kızı hatırlıyordum. Biraz tuhaftı ama çok güzeldi.

Az kalsın durağımı kaçıracaktım; telaşla metrodan çıktım, otobüsü beklemeden eve yürüdüm. Otomatik hareketlerle eve girdim, montumu çıkartıp koridordaki kısa tabureye oturdum. Işığı açmadım, ekrana bakmayı sürdürdüm. Sonra kalktım, ilandaki numarayı bir yere kaydettim, telefonun pilinin bittiğini fark ettim, şarja koymam gerekti.

Telefonu şarja koyduktan sonra yemek yemeye çalıştım ama hiç iştahım yoktu. Bir iki kaşık oynadım, sonra salona geçip kanepede oturdum; aklıma anılar doluştu.

Birinci sınıfta Meryem hemen dikkat çekmişti. Sessiz, mütevazı bir kızdı; uzun, gür örgüsü vardı, okul forması diğer kızlardan farklıydı, dizinin biraz altındaydı. Bizim mahalle öyle küçüktü ki çoğu kişi birbirini tanırdı. Ama onun hakkında kimse neredeyse hiçbir şey bilmezdi. Babasıyla büyüklerinden uzak, ormana yakın güzel bir evleri vardı, dışarıdan bakınca adeta bir masal evi gibi.

Onu ilk gördüğüm gün çocuksu bir heyecan duydum, ama bana sorarsanız çok ciddiydim. Her şeyiyle farklıydı. Sokakta başına daima yazma bağlar, kimsenin olmayan el emeği süslü bir sırt çantası taşırdı. Bunu sonradan anladım; kendi diktiği, nakışlı bir çantaydı.

Herkes merhaba derken, o nazikçe sağlıklar dilerim derdi. Sanki bir eski masaldan çıkmış gibiydi Meryem. Hiç tenefüslerde koşturmaz, bağırmazdı; hep nazik, ağırbaşlıydı.

Bir gün okula gelmedi; biz çocuklar ders çıkışı yanına gidip hasta mı olmuş diye bakmak istedik. Ben de aralarındaydım. Evlerine gittik; yol sola kıvrıldı, masal gibi ev bir anda karşımıza çıktı.

Aa, bak orada bir kalabalık var, dedi hızlıca Zeynep.

Yaklaştık; meğer cenaze varmış. Meryemin babaannesi vefat etmiş. O başında yazmasıyla bir kenarda gözyaşlarını siliyordu; yanında dedesi vardı, dalgın dalgın uzağa bakıyordu. Sonra hep birlikte mezarlığa gittik, cenazeden sonra evlerinde dua okundu, biz de çağrıldık.

İlk defa cenazeye gittiğim için çok etkilenmiştim. Meryem ertesi gün okula döndü. Zaman geçti, büyüdük, kızlar lisede alımlı oldu, makyaj yapıp kimde daha güzel eşyalar var diye yarışmaya başladılar. Meryem ise her zaman dik duruşu, sade güzelliğiyle aralarından ayrılırdı; makyaj yapmaz, yanakları doğal bir pembelikle parlar, naifti.

Erkekler kızlarla ilgilenmeye, ben de Meryeme yakınlaşmaya çalıştım. Uzun süre kayıtsız kaldı; dokuzuncu sınıfın sonunda, dayanamayıp dedim ki:

Seni okuldan eve bırakmak isterim?

Meryem ciddiyetle, kimse duymadan sessizce cevapladı:

Benimle söz kesildi bile, dedi. O an üzüldüm ve anlayamadım, nasıl bir gelenek, kim bu insanlar? Sonradan öğrendim; ailesi eski inançlara sahipmiş. Anne babası küçükken vefat etmiş; babaannesiyle dedesi büyütmüş.

Meryem her zaman derslerinde mükemmeldi, şaşıran yoktu. Takı takmaz, süslenmezdi. Elbette kızlar kendi aralarında arkasında konuşur, dedikodu yapardı; ama o hiç umursamaz ve hep ağırbaşlı dururdu.

Her yıl daha bir güzelleşti; onuncu sınıfta tam bir zarif hanımefendi olmuştu. Erkekler gizlice hayranlıkla bakar ama kimse ona kötü bir laf etmez, alay etmezdi.

Lise bitince herkes bir yerlere dağıldı; ben İstanbula gittim, üniversiteye başladım. Meryem’den haber yoktu, sadece bildiğim, önceden sözlendiği biriyle evlenmiş olmasıydı. Yaz tatillerinde eve az uğradım, çoğu zaman inşaatlarda çalışmaya giderdim.

Meryem söz verdiğiyle evlenip başka bir ilçeye taşınmıştı. Köyde yaşadı; inek sağar, tarlada ot biçer, evde işleriyle uğraşırdı. Bir oğlu olmuştu. Mezunlardan kimse Meryemi bir daha görmemişti.

Demek ki bitkilerle şifa dağıtarak geçimini sağlıyor, diye düşünüyordum kanepede, üstelik daha da güzelleşmiş.

O gece zar zor uyuyabildim; sabah alarm çaldı, işe gittim. Geçmiş bir türlü peşimi bırakmıyor, aklımda hep Meryemin güzelliği vardı.

İlk aşk insanın kalbini hep kımıldatıyor. Gerçekten de unutulmuyor, diyordum içimden.

İlk aşk unutulmaz, yürek sızlatır.

Birkaç gün öyle yaşadım, sonra dayanamayıp ona yazdım.

Merhaba Meryem.

Sağlıklar dilerim, dedi. Hiç değişmemişti. Bir sorun mu var, bir şey mi danışacaksın?

Meryem, ben Osman. Senin sınıf arkadaşındım; bir ara birlikte sıralarda oturuyorduk. İnternette seni görünce yazmak istedim.

Evet, hatırlıyorum Osman; sen sınıftaki en iyi öğrenciydin.

Meryem, burada numaran var; sana telefon açabilir miyim? diye kısık sesle sordum.

Elbette açabilirsin, dedi.

Akşam işten sonra aradım. Biraz sohbet ettik, nerede yaşadığımızı anlattık.

İstanbulda yaşıyorum, çalışıyorum, dedim. Sen kendinden bahset Meryem; aile nasıl, çocukların var mı, iyi bir hayatın var mı?

Kendi evimde yaşıyorum, okula gittiğim o eski evde. Kocam vefat ettikten sonra tekrar döndüm. Ormanda ayı… Dedem de vefat etti.

Özür dilerim, Meryem; bilmiyordum…

Sorun değil, yıllar önce oldu. Artık alıştım, hayat böyle; kimse kimseyi tanımıyor, birbirimizi bilmiyoruz. Osman, beni şifacı olarak mı aradın yoksa, başka bir şey mi?

Sadece öylesine. Bitkilerle ilgili bir derdim yok; seni görünce anılar bastı, çok özledim eski mahalleyi, annem de yıllar önce vefat etti.

Eski günler, arkadaşlar derken sohbet ettik ve kapatıp vedalaştık. Sonra yine sessizlik. Ev, iş… Bir hafta sonra yine içim daraldı, Meryemi tekrar aradım.

Merhaba Meryem.

Sağlıklar dilerim, Osman, özledin mi yoksa hastalandın mı?

Özledim Meryem; sakın darılma ama sana misafirliğe gelebilir miyim? diye utangaç ama umudumla sordum, kalbim hızlandı.

Gel, dedi beklemediğim bir sıcaklıkla, ne zaman istersen gel.

Bir hafta sonra izinliyim, dedim sevinçle.

Harika, adresi biliyorsun zaten, dedi; gülümsediğini hissedebiliyordum.

O haftayı hazırlıkla geçirdim; Meryeme hediye bakarken çok stres oldum, nasıl biri olduğunu bilmiyordum, eskisi gibi mi, değişti mi? Bir hafta sonra arabaya atladım, İstanbuldan doğduğum topraklara doğru yola çıktım. Yol epey uzaktı, altı saat sürdü ama hiç zor gelmedi; uzun yol bana farklı bir huzur verir.

Mahalleye girince hayret ettim; çok değişmişti. Yeni evler yapılmış, fabrika duruyor. Ana caddeden geçtim, marketler, kafeler, dükkanlar. Arabadan inip etrafa baktım.

Vay be, mahalle de çoğu köy gibi bitik sanıyordum; meğer ne kadar gelişmiş! dedim kendi kendime.

Bizim burası mahalle değil, artık kasaba, dedi yanımdan geçen yaşlı bir adam. Duydu ve durdu. Yıllardır bu statüdeyiz; demek ki sen uzun süredir yoktun burada.

Çok uzun zaman oldu baba, dedim.

Belediye başkanımızdan Allah razı olsun; gece gündüz koşturuyor, kasaba şahlandı, dedi gururla.

Meryem beni bahçede bekliyordu; yaklaştığımı aradığımda haber vermiştim. Birkaç dakika sonra arabam dönünce kalbi coştu; sanki yerinden fırlayacaktı. Oysa kimse bilmezdi ki; Meryem, ilkokuldan beri gizlice beni sevmişti. Bu sırrı içinde saklamış; yıllarca kimseye açmadı, eğer ben bir daha çıkmasaydım karşısına, bu sevda bir ömür onunla kalırdı.

Buluşmamız çok sıcaktı. Uzun süre bahçedeki kamelyada oturduk. Masal evi eskimişti ama yine de huzur doluydu.

Meryem, ben sana bir iş için geldim, dedim; ciddi ve biraz tedirgin gözle baktı bana.

Buyur, ne işin var, dedi hafif heyecanla.

Şu hayatta hep seni sevdim, Meryem. Yıllardır. Hâlâ aşkıma karşılık vermeyecek misin? dedim kararlılıkla.

Meryem birden ayağa kalktı, yanıma koşup boynuma sarıldı.

Osman, Osman; ben de çocukluğumdan beri seni seviyorum.

İzini köyde, Meryemin yanında geçirdim. Tam ayrılırken söz verdim:

İş yerini ayarlayacağım, uzaktan çalışmaya geçeceğim ve burada seninle olacağım. Bir daha buradan ayrılmam! Burada doğdum, burada işe yararım, diyerek gülümsedim.

Rate article
Lifequest
İlk Aşk Hiç Unutulmaz: Metroda Karşılaşılan Eski Sevgili, Anılarla Dolup Taşan Bir Yoldaşlık ve Hayatın Dönüm Noktası İstanbul’da Yeniden Başlıyor