Senin Mutluluğunu Kıskananlar: Sıradan Bir Kadının Hayatta Kazandıkları, Şatafat ve Gösterişin Ardında Kaybolan Dostluklar ve Gerçek Sevginin Sessiz Zaferi

Esra, hayır, gerçekten, dedi Meryem, Elifin eski keten elbisesini müzede sergilenen eski bir obje gibi inceleyerek. Bunu mu giyiyorsun? Hem de eşinin yanında mı?

Elif, alışkanlıkla eteğini düzeltti. Elbise defalarca yıkanmış, iyice yumuşamıştı ve çok rahattı.

Ben seviyorum…
Seviyormuş… Neleri seviyorsun sen zaten, diye ekledi Sevda, telefondan gözünü ayırmadan. Evde oturmayı, çorba pişirmeyi, dantel örmeyi. Hiç farkında mısın, gençlik geçiyor? Yaşamayı öğrenmek, boşuna zaman harcamamak gerek.

Meryem başını hızla salladı, yeni büyük altın küpeleri her hareketinde parladı.

Biz dün Semihle Nişantaşındaki o yeni restorana gittik. Harikaydı! Sen yine, tahminimce, patates kızarttın, değil mi?

Elif kızartmıştı. Mantarla, Tuncayın en sevdiği şekilde. Tuncay işten perişan olmuş döndü, iki tabak yedi, sonra da Elifin omzunda, televizyon karşısında uyuya kaldı. Elif bunları anlatmadı. Ne gerek vardı? Arkadaşları zaten anlamazdı ki.

…Zamanında, üç arkadaş birkaç ay arayla evlenmişti. Elif o yılı çok net hatırlıyordu: Tuncayın ailesinin Kocaelideki evinde küçük nikah törenini, Meryemin canlı müzikli ve havai fişekli gösterişli düğününü, sonrasında Sevdanın herkesin ismi yazılı el işi şeker kutuları dağıttığı kalabalık partisinde. Balayı planını anlatınca Tuncayın anne-babasının köy evinde zaman geçirmek istemişti arkadaşlarının birbirine bakışını fark etmişti. Meryem şampanyasına burun kıvırmış, Sevda gözlerini öyle bir devirip bakmıştı ki, görmemek mümkün değildi.

O günden sonra iğneleyici sözleri sohbetlerinin arka planı oldu. Elif aldırmamayı öğrendi, ama her defasında bir yerinde hafif bir sızı olurdu.

Meryem, bir ortama girdi mi herkesin dikkatini çeken kadınlardandı. Yüksek kahkahalar, geniş el kol hareketleri, kim kimle ne konuştu, kim kime nasıl baktı, hepsini anlatırdı. Semihle yaşadığı ev tam bir misafirhaneye dönmüştü; arkadaşlar, çalışma arkadaşları, tanıdıklar biri gelir, biri gider, kırmızı şarap lekesi bırakır, kirli bardakları salonda bırakırlardı.

Cumartesi bizde on beş kişi olacak, dedi bir defasında Meryem telefonda. Gel mutlaka! Semih mangal yapacak.

Elif kibarca reddetti. Tuncay haftanın yorgunluğundan sonra sessizliği isterdi, mutfakta doluşmuş insan kalabalığını değil.

O zaman nerenin faresisiysan orada otur, dedi Meryem, sesinde acımaya benzeyen bir tonla.

Semih başlarda eşini desteklerdi, masa kurardı, espriler yapardı, misafirlerden sonra temizlik yapardı. Elif o nadir toplantılara gittiğinde Semihin gözlerindeki yorgunluğu, zoraki gülümsemeyi, mekanik hareketleri fark ederdi. Bardak doldurur, gereğinde güler, ama bakışları uzaklara dalıp giderdi.

Semih, ne oldu sana böyle? deyip yanaklarını sıkar, misafirlerin yanında, Gülsene, insanlar aç bırakıyorum sanacak!

Semih gülümserdi. Herkes gülerdi. Elif içinden sorardı: Bir insan ne kadar maske takabilir? O maske yüzüne yapışmadan, ya da onu sökmek isteyene kadar?

…On yıl sonra maske çatladı. Semih, sessiz, muhasebeden bir kadınla başka bir hayata başladı denilene göre ev yapımı börekler getirir, sesi yükselmezdi. Meryem en son öğrendi, oysa çoktan ofiste herkes konuşuyordu.

Beni bıraktı, dedi Meryem telefonda hıçkırarak, Elif arkada bir şeylerin düştüğünü duydu. Nankör! Hayatımı verdim ona! Elimden aldı, gitti!

Elif sessizce dinledi. Ne denirdi ki? On yıl Semih, başkalarının kahkahası ve muhabbetiyle yatıp kalkmıştı. Evin ne olduğu sürekli parti yapılan bir yer olmadığını anla(t)maya gerek yoktu artık.

Boşanma sonrası anlaşıldı ki, ev hâlâ kredideydi, birikmiş borçlar bir uçağa yetecek kadardı. Meryem tek başına kalınca neşesi de azalmıştı.

Sevda ise sosyal medyada rengarenk bir hayat kuruyordu. Hesabında sadece restoranlar, butiklerde alışverişler, deniz kenarında tatiller, mükemmel makyajlı resimler, altına mutluluk, hayatın hediyesi tarzı notlar… Eşi Deniz, fonda bir gölge gibi hep orada o parlak hayatı ayakta tutan gizli kahraman.

Bak, dedi bir gün Elifin burnunun ucunda telefonunu sallayarak, Kübraya kocası Cartier kolye almış. Ya benimki? Yine ne getirecekse…

Belki kendisi seçmekten hoşlanıyordur, dedi Elif.

Sevda tuhaf bir bakış attı:

Yok. Listeyi gönderdim, oradan alsın.

Elif yine sustu. Tuncay o gün ona uzun zamandır istediği kitabı bulmuş, küçük bir kitapçıdan alıp kraft kağıda sarmış getirmişti. Elif bunu anlatmazdı, Sevda fakirlik diye dalga geçerdi.

Beş yıl boyunca Deniz, beklentilere yetişti; fazla mesai yaptı, ek işler aldı, Sevda çıtayı hep yükseltti. Sonra Deniz, kitapçıda bir kadınla tanıştı boşanmış, bir çocuğu var, ne manikür ne marka çanta… Ona sanki sen olduğu gibi iyisin der gibi bakıyordu, hiçbir koşul olmadan.

Boşanma çabuk ve gürültülü bitti. Sevda her şeyi istedi, kanuna göre yarısını alabildi. Kredi kartı borçları, spa, güzellik salonu, alışverişler… Hiçbir birikim kalmamıştı.

Ben şimdi ne yapacağım? dedi Sevda, kafede gözyaşlarını silerek. Nasıl geçineceğim?

Elif kahvesini yudumladı, yıllardır Sevdanın bir defa olsun Sen nasılsın, çocuklar iyi mi, Tuncay sağlıklı mı? diye sormadığını düşündü. Hep kendi etrafında dönen sorular…

İki eski dost da aynı noktada buluşmuştu: Ne eş, ne para, ne alıştıkları hayat. Meryem borç ödemek için ikinci işe girdi. Sevda küçük bir eve geçti, fotoğraf paylaşmayı bıraktı.

Elif ise hep olduğu gibi yaşamaya devam etti. Tuncaya akşam yemekleri hazırladı, işleri dinledi, gündelik sıkıntılarını paylaştı, hediye beklemedi, başkalarıyla karşılaştırmadı, tartışma çıkarmadı. Sadece yanında oldu. Ev duvarı gibi sağlam, mutfak ışığı gibi huzurlu.

Tuncay bunu kıymetini bilirdi. Bir gün eve geldi, bir dosya masaya bıraktı.

Bu ne?
İşin yarısı artık senin.

Elif uzun süre göz ucuyla baktı, dokunmaya cesaret edemedi.

Niye?
Hak ettiğin için. Güvende olman için. Sen olmasan hiçbiri olmazdı zaten.

Bir yıl sonra Tuncay yeni, bol ışıklı ve büyük bir daire aldı. Sahipliği Elifin üstüne yaptı. Elif ağladı, Tuncay omzunu okşadı: Sen benim hazinemsin. Huzurum.

Eski arkadaşlar çaya gelmeye başladılar. Önce az, sonra daha sık Salonda yeni koltuğa oturdular, yastıkları incelediler, duvardaki tabloları hemen fark ettiler. Yüzlerinde şaşkınlık, karmaşa, gizli bir kıskançlık vardı.

Bunlar nereden çıktı? dedi Meryem, salona bakarak.
Tuncay hediye etti.
Sebepsiz mi?
Sebepsiz.

Arkadaşlar birbirlerine baktılar. Elif kahve koydu, sustu.

Bir gün Meryem dayanamadı, fincanı öyle bir koydu ki kahve tabağa taştı, patladı:

Açıkla bana, Elif. Neden? Biz her şeyi kaybettik, sen, sessiz sakin, hâlâ mutlu kalıyorsun!

Sessizlik oldu. Sevda pencereye bakıyordu, yüzünü gizliyordu, ama parmakları ucuz yüzüğü döndürüyordu eskiden pırlanta olan

Elif cevap verebilirdi. Sabırdan bahsedebilirdi. Detayları fark etmekten, mutluluğun şatafat değil, her gün emek isteyen bir şey olduğundan Sevmenin dinlemek, dikkat etmek, korumak olduğu, istemek değil, vermek olduğu…

Ama ne gereği var? Yirmi yıldır bu iki kadın Elifi görmez, halı gibi dışarıda saymışlardı. Daha parlak yaşa, sıkıcı olma dediler sadece. Hiçbir zaman başkasını dinlemediler.

Galiba şans işi, dedi Elif, gülümsedi.

O günden sonra nadiren uğradılar, sonra tamamen koptular. Kıskançlık dostluktan, ortak geçmişten, sağduyudan daha güçlüydü. Kabul etmek zordu: Hayatın biçimini yanlış seçmişlerdi.

Elif üzülmedi. Garip ama, o ilişkilerin boşluğunu huzurla doldurdu. Ayakkabıyı çıkarmak gibi, sonunda rahat nefes almak gibi geldi.

On yıl daha geçti. Elif elli dört yaşına bastığında hayat güzeldi. Yetişkin çocuklar, torun, yanında hâlâ kitap getiren Tuncay. Bir tanıdık vasıtasıyla öğrendi ki, Meryem tekrar evlenmemiş, iki işte çalışıyor, sağlığından yakınıyor. Sevda üç farklı erkekle denemiş, hepsi aynı: sürekli şikayet, alınganlık, beklenti.

Elif bunları duysa da sevincini gizlemedi, acımasızca gülmedi. Sadece dinleyip düşündü: Bazen gerçekten sessiz, göze batmayan insanlar kendi mutluluğunu bulur. Dışarıdan görünmeyen, ama içeriden paha biçilmez.

Telefonunu kapattı, akşam yemeği için mutfağa geçti. Tuncay erken gelecekti; mantarlı patates kızartması istemişti.

Bugün, dönüp kendime şunu yazıyorum: Görünmez olmak bazen en büyük güç; başkalarına özenmektense, küçük detaylarda şükretmeyi ve huzur bulmayı öğrenmek, hayatı anlamlı kılıyor.

Rate article
Lifequest
Senin Mutluluğunu Kıskananlar: Sıradan Bir Kadının Hayatta Kazandıkları, Şatafat ve Gösterişin Ardında Kaybolan Dostluklar ve Gerçek Sevginin Sessiz Zaferi