— İşte menü, saat beşe kadar her şeyi hazırla, yoksa annem seni mutfakta bekletmeyecek bu özel günde, — diye emretti kayınvalidem ama çok pişman oldu.

İşte menü, bütün yemekleri beşe kadar hazırla, ben de kendi yıldönümümde mutfakta ayakta durmayayım, dedi kayınvalidesi, ama sonradan çok pişman oldu.

Ayşe Hanım, o cumartesi sabahı doğmuş gibi bir sevinçle uyandı. Altmış yaşdönüm noktası, kutlamaya layık bir tarih. Yıllardır bu günü planlıyor, davetlileri belirliyor, kıyafetleri düşünüyor ve aynada, her şeyin planına uygun gitmesinden gurur duyan bir kadının yüzünü izliyordu.

Anne, mutlu yıllar! diye bağırdı Ali, elinde küçük bir kutu taşıyarak mutfağa koştu. Bu bizim ve Eliften.

Elif, elinde bir fincan kahveyle ocak başında sessizce başını salladı. Sabahları, özellikle kayınvalidesinin doğum günü gibi aile törenlerinde pek konuşmazdı.

Ah, Alim, çok teşekkür ederim! diye kabul etti Ayşe Hanım, hediyeyi neşeyle alarak. Kahvaltı yaptınız mı?

Evet, anne, her şey yolunda, diye yanıtladı Ali, karısına bakarak.

Elif fincanı yıkamaya koydu, aklında önünde uzanan yoğun bir günün hayaliyle. Kayınvalidesi son günlerde moralli, bu hâlinde ise komutları daha da sertleşmişti. Bayram havası, ona tüm evi yönetme hakkı kazandırmış gibi davranıyordu.

Elifim, canım, diye seslendi Ayşe Hanım, her zaman bir isteği emre çeviren tonuyla. Sana küçük bir görevim var.

Elif dönüp nötr bir yüz ifadesi takınmaya çalıştı. Üç yıldır aynı evde yaşarken kayınvalidesinin tonlamalarını bir kitap gibi okur olmuştu.

İşte menü, beşe kadar her şeyi hazırla, ben de kendi yıldönümümde mutfakta ayakta durmayayım, diye uzattı Ayşe Hanım, ikiye katlanmış bir kağıt parçasını, düzenli el yazısıyla.

Elif kağıdı aldı, satırları gözden geçirdi ve içinde sıkışıp kaldığını hissetti. On iki yemek. On iki! Basit atıştırmalıklardan karmaşık salatalara, sıcak mezelerden ana yemeklere kadar.

Ayşe Hanım, diye çekingen bir sesle başladı, bu bir günlük iş gibi görünüyor

Tabii ki! diye güldü kayınvalidesi, Elifin bir şeyler söylemiş gibi davranarak. Böyle büyük bir kutlamada ne yapacağız? Misafirler çok, komşular gelecek yüzümüzü kirletecek bir şey olmasın.

Ali bakışlarını annesi ile karısına kaydırdı; gerilim yükseliyordu.

Anne, dışarıdan bir şeyler sipariş etsek mi? diye önerdi, tereddütle.

Ne diyorsun! diye bağırdı Ayşe Hanım. Yıldönümümde konukları paket yemekle doyurmak mı? Ne diye düşünürler beni! Her şey ev yapımı, içten hazırlanmış olmalı.

Elif yumruklarını sıktı. İçten demek, kesinlikle başka birinin ruhundan gelen bir şeydi; bütün gün mutfakta harcayacağı enerjiyi düşündü.

Tamam, dedi kısa bir cevap verip çıkışa yöneldi.

Elif! diye bağırdı Ali. Bekle.

Elif koridorda durdu, nefesi zorlaşıyordu. Ali gözlerini yere indirdi, suçlu bir ifadeyle.

Dinle, ben yardımcı olmak isterdim, ama biliyorsun ki mutfakta sadece engel oluyorum ellerim benden çıkmıyor.

Elbette, diye yapay bir gülümseme takındı Elif. Anne beni hizmetçi gibi kullanıyor, normal mi?

Ah, ne diyorsun diye omuz silkti Ali. Düşün ki annenin doğum gününde yemek hazırlamak zor değil. O bize ev sağladı, hiçbir zaman su faturası için para istemedi

Elif uzun bir bakış attı Aliye. Düşünebilirdi ki kayınvalidesi sürekli evin düzeniyle, yemekle ilgili eleştirileriyle onu rahatsız eder. Ama ne fayda? Ali yine de annesini kutsal sayacak ve onun iddialarını ciddiye almayacaktı.

Peki, dedi Elif ve mutfağa yöneldi.

Saat beşe kadar geçen zaman, çılgın bir tempoda aktı. Elif doğradı, kaynattı, kızarttı, karıştırdı. Eller otomatik çalışırken aklı birbiri ardına gelen düşüncelerle doluydu. Ocağın başında bir sos karıştırırken birden bir fikir parıldadı; o kadar basit ve zarifti ki Elif kendiliğinden gülümsedi.

Dolaptan, bir ay önce eczaneden alıp hâlâ kullanmadığı, hafif etkili bir ilaç kutusunu çıkardı. Etiketinde etkisi bir saat içinde başlar yazıyordu.

Elif menüyü tekrar gözden geçirdi. Salatalar, karmaşık mezelerhepsine birkaç damla ekleyebilirdi. Ancak sıcak yemekkızarmış et ve patatesdokunulmaz kalacaktı. Sonuçta, hem kendini hem de eşini beslemek zorundaydı.

Beş.00de masa, sunulan ikramlarla taşar haldeydi. Ayşe Hanım, yeni bir elbise içinde ve süslemelerle donanmış, bir komutan gibi mutfağa bakıyordu.

Fena değil, dedi hafifçe, ama başkent salatasını biraz daha tuzlu yapabilirdik.

Elif sessizce tabakları masaya yerleştirirken içinde bir neşenin çınladığını hissetti.

Misafirler tam beşte gelmeye başladı. Ayşe Hanım, her birini kollarını açarak karşıladı, hediyeleri ve iltifatları topladı. Aynı yaştaki komşuları, neşeli kıyafetleriyle masanın süslemelerine hayran kaldı.

Ayşe, kendini çok fazla yordun! diye bağırdı aynı katta oturan Fatma, komşu. Ne güzel!

Ah, siz de, diye alçakgönüllülükle yanıtladı doğum günü sahibi, Elifle biz hazırladık. Aslında işi ben yaptım, o bana yardım etti.

Elif, tabakları yerleştirirken kısık bir sesle gülmekten kendini alamadı. Yardım etti, elbette.

Ali, diye fısıldadı ona, salataları yemeden önce sıcak şey bekle.

Neden? diye şaşırdı adam.

Sadece bekle, tamam mı?

Ali omuz silkti, ama itaat etti. Elif kenarda oturup konukların ikramlarıyla coşmasını izledi. Ayşe Hanım menüyü nasıl hazırladığını, malzemeleri nasıl seçtiğini ve herkesin damak zevkine nasıl uyum sağladığını anlattı.

Bu salata benim imzam, diye övündü, başkent salatasına işaret ederek. Tarifi büyükannemden kaldı.

Mükemmel! diye bağırdı Nazlı. Ellerinin işi harika, Ayşe!

Saat birde varken, Elif saate bakıyordu; sonunda her şey başladı.

Fatma birden karnını tutarak bağırdı.

Ah, bir şeyler çok kötü hissettiriyor

Ben de! diye komşusu yanıtladı. Ayşe, malzemeler taze miydi?

Ayşe solukla yanıtladı.

Tabii ki! Dün almıştım!

Fakat aynı anda Ayşe de bayıldı, aceleyle banyoya koştu. Arkasından bir kuyruk misafirler izledi.

Elif, diye mırıldandı Ali, ne oluyor?

Bilmiyorum, diye kararlı bir sesle yanıtladı Elif. Sanırım bir şeyler yanlış yenmiş. Şükür ki salatalara dokunmadık.

Evde bir kargaşa başladı. Misafirler birer birer banyoya koştu, ardından çabuk toplanarak Üzgünüm, kendimizi iyi hissetmiyoruz diyerek ayrıldılar. Ayşe Hanım konuklar ve banyo arasında koşturdu, ama çok geç kalmıştı.

Akşam yedide evde sadece üç kişi kaldı. Ayşe Hanım kanepede solgun, şaşkın bir halde oturuyordu.

Dinlenin, diye şefkatle söyledi Elif. Biz temizlik yaparız.

Ne ekledin yemeğe? diye öfkeli bir sesle sordu kayınvalidesi, bir nebze toparlandıktan sonra.

Elif soğukkanlılıkla eti kesti, patatesle birlikte servis etti.

Sadece salad ve meze için kullanılmış bir ilaç. Sıcak yemekle dokunmadım, yiyebilirsiniz.

Ayşe bir şey söylemek istedi ama yine bayıldı, hızla banyoya koştu.

Elif! diye bağırdı Ali, karısına gözlerini dikerek. Niye böyle?

Nasıl ki? diye Elif dönüş yaptı. Annenin benimle nasıl davrandığını sen hayal bile edemezsin, evde yokken. Çoğu olayı sana anlatamam, çünkü biliyorum ki yine onu savunacaksın. Anne çabalar, anne yardım eder, anne bizi korur. O beni hizmetçi gibi görmesi seni rahatsız etmiyor.

Ali sessizce et çiğnerken.

Belki biraz sert, diye devam etti Elif, ama artık yoruldum. Bu evde kimse değilim. Kullanılıp, sonra da minnet duymayan biri gibi muamele görüyorum. Bugün bir ders aldırdık. Belki artık bana tüm işi yüklemeye ve sonradan takdir etmeye iki kez düşünecek.

Ama bu çok fazla diye başladı Ali.

Fazla mı? Kimse zarar görmedi. Sadece birkaç saat banyoda kaldık. Ders uzun süre akılda kalacak.

Gerçekten de akılda kaldı. O talihsiz doğum gününden sonra Ayşe Hanım, Elife karşı tutumunu değiştirdi. Artık o kadar sıcak olmayan bir tavrı vardı, ama keskin kenarları yumuşadı. Kibirli emirler azaldı, ev işlerini tamamen Elife yükleme çabaları neredeyse yok oldu.

Altı ay sonra Ali, aniden Kendi dairemize taşınıyoruz diye duyurdu.

Başlangıç için birikim yaptık, dedi akşam yemeğinde. Sanırım artık bağımsız yaşama zamanı.

Ayşe şaşkınlıkla oğluna baktı; böyle bir karar beklemiyordu. Ama sadece başını salladı.

Belki gerçekten zamanıdır, dedi. Gençlerin kendi yuvası olmalı.

Taşınma gününde, son kutular çıkarılırken Ayşe aniden Elife yaklaştı.

Biliyor musun, diye fısıldadı, belki de sana karşı adil davranmadım

Elif bir tabak tutarken durdu.

Belki, diye yanıtladı. Artık önemli değil. Önemli olan ortak bir dil bulduk.

Evet, diyerek onayladı Ayşe. O doğum günü gerçekten etkileyiciydi.

İkisi de birbirine baktı ve aniden gülmeye başladılar; yıllar sonra ilk kez içten bir kahkaha.

Elif yeni dairesinde o günü sık sık anımsar; pişmanlık değil, tatminle. Bazen insanlarla ortak bir dil kurmak, onların anlayacağı dilde konuşmak gerekir. Ayşe ise anladı ki, yalnızca güçle değil, empatiyle de iletişim kurulabilir.

En önemlisi, bu ders sadece kayınvalidesini değil, Aliyi de faydalı kıldı. O, eşinin sadece kızgınlık değil, gerçek bir haksızlıkla mücadele ettiğini bir kez daha gördü. Ali, artık annesinin şikayetlerini görmezden gelmeyi bırakıp, Elifin sesini dinlemeye başladı.

Ara sıra Ayşe yeni daireye pasta getirip, işlerini sorar, hatta bazen el uzatırdı; bir daha asla Elife komut vermeye kalkmazdı.

Biliyor musun, dedi bir akşam kendi mutfağında Aliye, seni biraz sevdim hâlâ; anne hâlâ bir komutan gibi davranınca.

Sanırım biraz taş attım, gülerek yanıtladı Ali.

Belki, dedi Elif. Ama sonuçta buna değerdi. En sert yöntemler bile bazen en etkili olur.

Ve aile sonunda, karşılıklı saygı ve sınırların anlaşılması üzerine kurulan bir huzura ulaştı. İşte insan ilişkilerinde en önemli şey, birbirimizi dinlemek ve anlayışla yaklaşmaktır.

Rate article
Lifequest
— İşte menü, saat beşe kadar her şeyi hazırla, yoksa annem seni mutfakta bekletmeyecek bu özel günde, — diye emretti kayınvalidem ama çok pişman oldu.