Bir süre senin yanında kalacağız, çünkü eve çıkacak paramız yok! dedi bana yakın arkadaşım.
Ben oldukça aktif bir adamım. 65 yaşına geldim ama hâlâ yeni yerler görüyor, ilginç insanlarla tanışıyorum. Gençlik dönemlerimi hem sevinçle hem hüzünle anımsarım. O zamanlar istediğin yerde tatil yapmak mümkündü! Denize gidilebiliyordu. Arkadaşlarla kamp kurmak, göl kenarında mangal yapmak kolaydı. İstediğin nehirde tekne turuna çıkabiliyordun. Üstelik bütün bunları çok az bir miktar parayla hallediyordun.
Ne yazık ki, bunların hepsi geçmişte kaldı. Hep yeni insanlarla tanışmayı çok sevdim. Sahilde, tiyatroda, parkta hep yeni yüzler görürdüm. Birçoğuyla uzun yıllar dostluğumuz devam etti.
Bir gün bir hanımefendiyle tanıştım, adı Zeynepti. O yaz aynı pansiyonda kalmıştık. Ayrılırken de dost olduk. Birkaç yıl boyunca mektuplaştık arada.
Derken bir gün elime bir telgraf ulaştı. Üzerinde isim yoktu. Sadece şöyle yazıyordu: Gece saat üçte tren var. Gel beni karşıla!
Bu telgrafı gönderenin kim olduğuna bir türlü anlam veremedim. Tabii ki, hanımımla hiçbir yere gitmedik. Ama sabah dördü geçtiğinde kapımız çaldı. Kapıyı açtım, şaşkınlıktan donakaldım. Kapıda Zeynep, iki genç kız, yanında yaşlı bir kadın ve bir adam duruyordu. Yanlarında koca bir yığın eşya vardı. Hem ben hem hanımım neye uğradığımızı anlamadık. Sonra misafirleri ister istemez içeri aldık. Zeynep hemen sordu:
Neden bizi karşılamadınız? Sana telgraf gönderdim! Hem de paramla!
Kusura bakma, göndereni bilmediğimiz için anlamadık!
Ama bana adresini vermiştin. İşte geldik.
Ben de hep mektup yazışacağız sanmıştım, hepsi bu!
Sonra Zeynep anlattı, kızlardan biri o yıl lise bitirmiş ve üniversiteye girecekmiş. Ailesi de ona destek olmak için İstanbula gelmişler.
Senin yanında kalmak istiyoruz! Hiç paramız yok, ne ev kiralayabiliriz ne de otel!
Gerçekten şaşkındım. Hani akraba olsak neyse, ama öyle bir durumumuz da yoktu. Bir de misafirlerimize günde üç öğün yemek hazırlamamız gerekiyordu. Biraz yiyecek getirmişler ama yemek hazırlamak da yok. Bizden ne varsa onu yediler. Hayatta ilk defa birilerine bu kadar hizmet ettiğimi gördüm.
Üç gün dayanabildim. Sonunda Zeynep ve ailesinden gitmelerini rica ettim. Nereye gidecekleri de umurumda değildi.
Sonra ortalık bir anda karıştı. Zeynep bağırmaya, tabakları yere vurmaya başladı. Histerik bir şekilde etrafta dolaşıyordu.
Bu tavrı karşısında şoke oldum. Sonra bir anda toparlanıp eşyalarını toplamaya başladılar. Giderken benim bornozumu, birkaç havlumu ve bir şekilde büyük tenceremi de alıp gitmişler. O tencereyi nasıl götürdüler hâlâ aklım almıyor. Tencere ortadan kayboldu gitti!
Ve böylece dostluğumuz sona erdi. Allaha şükür! Bir daha ne adını ne kendisini duydum. İnsan bu kadar yüzsüz olabilir mi!
Artık yeni insanlarla tanışırken çok daha temkinli davranıyorum.




