PUL KOLEKSIYONU…
Mert, Ayşe’den ayrılmış, annem derin bir nefes aldı.
Nasıl yani? anlayamadım.
Ben de şaşkınım. Bir ay şehir dışında görevdeydi. Döndü, tanıyamadım. Ayşeye Affet, başkasını sevdim dedi, annem bir noktaya dalarak sustu.
Ciddi mi söyledi bunu? Bir yanlışlık olmalı. Korkunç, ablamın eşi Merte öfkelendim.
Az önce Selin aradı, annene fenalık gelmiş, ambulans çağırmış. Meğer Ayşe yutma güçlüğünden bir kriz geçirmiş, annem gözlerini sık sık kırptı, mahzunlaştı.
Tamam annecim, sakin ol. Gerçi Ayşe de belki fazla üzerine titredi Mertin. Hep gönlünü hoş tutmaya uğraştı. Şimdi de sıkıntısını çekiyor. Yine de yazık ona. Umarım Mertin gönlü geçici bir hevestir… O, Ayşeyi ve Defneyi seviyor, buna inanmak istiyorum, duyduklarıma inanmak istemedim.
Mert ve Ayşe fırtınalı bir aşkla evlenmiş, iki ayda nikah masasına oturmuşlardı. Kızları Defne doğdu. Hayatları sakindi, düzenliydi… Bir anda her şey alt üst oldu…
Tabii hemen ablama koştum. Böyle hassas meselelerde konuşmak zordur, hele yakınınızsa.
Ayşecim, nasıl böyle oldu? Mert hiç bir şey demedi mi? Aklı mı karıştı? ablama soru yağdırdım.
Derya, vallahi ne olduğunu ben de anlamadım. Kim bu kadın? Büyü mü yaptı, ne olduysa? Mert, deli gibi ona gitti. Hayat akmalı, donmamalı dedi, giysilerini çantasına attı, çekti gitti. Yüzümü asfalta sürtmüş gibi hissediyorum, ne olduğunu kavrayamıyorum, Ayşenin gözyaşları hiç durmadı.
Sabret Ayşecim, bekle, belki aklı başına gelir. Hayatta her şey olur, ağlayan ablamı sıkıca sardım.
Ama giden geri dönmedi.
Mert başka bir şehirde düzen kurdu, yeni eşiyle.
Bu yeni eş, Elif, Mertten on sekiz yaş büyüktü. Aradaki yaş farkı, onları mutlu olmaktan alıkoymuyordu. Elif sık sık Ruhun yaşı yoktur. derdi.
Mert Elife tutulmuştu. Elif onun yolunu aydınlatan bir fener, hayatına yön veren biriydi.
Elifin huyu zordur
Sevgisini de sevgisizliğini de bilirdi. Kimi zaman tatlı dilli, kimi zaman sözleriyle keskin biri
Mert Elife taparcasına bağlıydı.
Her defasında şaşırıyordu:
Nerelerdeydin, Elifim… Yarım ömrümü seni arayarak geçirmişim…
Ayşe ise erkeklere karşı içinde kin biriktirmeye başladı.
Güzelliğiyle hem kadınların hem erkeklerin dikkatini çekerdi.
İş yerinde müdürüyle flörtleşmeye başladı. Müdürü Kadir Bey ona hayrandı.
Ayşecim, evlen benimle. Her isteğini yerine getiririm. Yanımda kraliçe olacaksın.
Kadir abi, evlilik bana göre değil… Dilediğim kadar evlilik yaşadım…
En iyisi Defneyi alıp tatile gidelim, deniz hava alsın, sağlığı yerine gelsin, Ayşe Kadire göz kırptı.
Gidelim güzelim…
Daha sade bir adam olan Hasan ev işlerine yardım eder, Ayşenin evini onardı. Evlilik teklif etmezdi, çünkü evliydi zaten
Ayşe ise birinden alır, ötekine verirdi.
Aşk filan yoktu, tek amaç hayatı devam ettirmek, acılarını bir şekilde sarmaktı.
Yine de Merti özlerdi Ayşe. Rüyalarında onu görürdü. Uykudan ağlayarak uyanırdı. Hatıralar kalbini sızlatırdı. İstemsizce hâlâ ona çekildiğini hissederdi.
Bir insanı hayatından nasıl koparırsın? Ne eksik yaptım ki? Boyun eğdim, sevecen oldum, her istediğini yaptım. Hiç kavga bile etmedik…”
Yıllar geçti.
Ayşenin hayatında bazen Kadirle heyecanlı gülümsemeler, bazen Hasanla ani ayrılıklar oldu.
Defne yirmi yaşına geldiğinde babasını görmeye karar verdi.
Trenle başka şehre gitti. Yol boyunca babasının hayatını elinden alan Elifle nasıl konuşacağını düşündü.
Başka bir şehir…
Kapıyı çaldı.
Sanırım sen Defnesin, kapıda hoş bir kadın beliriverdi.
“Annem çok daha güzel,” diye geçirdi içinden Defne.
Siz Elif Hanım olmalısınız, dedi Defne.
Evet, geç içeri. Baban yok, birazdan gelir, Elif, Defneyi mutfağa davet etti.
Nasılsın, annen nasıl? Elif heyecanlandı, Çay mı, kahve mi istersin?
Elif Hanım, babamı ailemizden nasıl kopardınız? Annemi gerçekten seviyordu, bundan eminim, Defne, Elifin gözlerinin içine baktı.
Kızım, hayatta her şey planlanamaz. Aşkta garanti yoktur. Bazen bir karşılaşma her şeyi değiştirir. Kader buluşturur insanı. Sebebini anlayamazsın, sadece dans partnerini değiştirmen gerekir. Anlatması zor, Elif sandalyeye yorgun oturdu.
Ama insan kendini durduramaz mı? Sonuçta aileye karşı bir sorumluluk var… Defne Elifin sözlerini anlamıyordu, gözlerini kısarak kadıncağıza baktı.
Olmaz, güzelim, dedi Elif kısaca.
Teşekkür ederim açıklamanız için, Defne, kahveyi geri çevirdi.
İstersen sana bir öğüt vereyim, eğlenceli olsun:
Bir erkek pul gibidir; ne kadar çok tükürürsen, o kadar yapışır, Elif güldü. Ayrıca erkekle bazen çelik, bazen kadife olmak gerek… Bu arada babanla büyük bir kavga ettik.
Teşekkür ederim. Peki babamı bekleyebilir miyim? Defne kaygılandı.
Bilemiyorum. O bir haftadır otelde kalıyor. Adresini vereyim, Elif bir kağıda bir şeyler yazdı, Al, bu senin.
Defne bu duruma memnun oldu. Babasıyla baş başa konuşma fırsatı bulacaktı.
Hoşça kalın. Kahve için teşekkürler, Defne hemen çıktı.
Otelin yolunu buldu. Babasının kapısını çaldı.
Mert, kızını görünce sevindi. Biraz utandı.
Defne, ben de bugün eve dönecektim… Malum kavga falan…
Baba, bu sizin meseleniz. Ben asıl seni görmek istedim, Defne babasının elini hafifçe tuttu.
Annen nasıl? diye sordu Mert.
İyiyiz babacım. Sensiz yaşamaya alıştık, Defne iç çekti.
O akşam otel odasında Mert ve Defne hem gülüp hem ağladılar, samimi bir sohbet ettiler…
Baba, Elifi seviyor musun? dedi birden Defne.
Çok ama. Kusura bakma kızım, dedi Mert kararlı biçimde.
Tamam baba… Ben dönsem iyi olacak. Trenim kalkacak, toparlandı Defne.
Mutlaka yine gel Defne. Ne de olsa aileyiz, dedi Mert gözlerini kaçırarak.
Tabii, tabii… Defne hızla otelden çıktı.
Eve döndüğünde, Elifin sözünü aklına yazmaya karar verdi.
Sevmemek, değer vermemek, boş vaatlere inanmamak gerekirmiş. Umursamamak…
Ama üç yıl sonra bambaşka biriyle tanıştı; Efe. Defne için yaratılmıştı sanki. Onu gökyüzü göndermişti.
Defne bunu hemen hissetti.
Bazı insanı tanıyınca, eskilerin tadı kaçıyor…
Efe, Defneyi kalbiyle sardı ve asla bırakmadı. Defne, bu defa sorgusuz, hesapsız, saf ve sonsuz bir aşka düştü.
Hayatta öğrenirsin ki, bazen bırakmak gerekir ki hayat önüne en güzelini getirsin; sevmeyi, yeniden güvenmeyi ve umudu kaybetmemeyi…




