RUHUN DİBİNDEKİ ACI
Yetiştirme yurdu seni çoktan bekliyor! Hemen çık git bizim ailemizden! diye avazım çıktığı kadar bağırıyordum, sesim titriyordu öfkeden.
Tüm bu öfkemin sebebi, kuzenim Buraktı.
Çocukluğumda onu ne çok severdim! Buğday sarısı saçları, masmavi gözleri, şen şakrak tavırları Hepsi Burakın özelliğiydi.
Bayramlarda, özel günlerde aileler bir araya gelirdi. Onca kuzenimin içinde en çok Buraka yakın hissederdim kendimi. Dili tatlıydı, konuşkanlığıyla herkesi etkilerdi. Üstelik çok güzel resim yapardı. Bir akşamda beş-altı çizimi karalardı. Bakmaya doyamaz, hepsini gizlice masama kaldırır, saklardım. Onun çizimlerini itinayla korurdum.
Burak benden iki yaş büyüktü.
On dört yaşına girdiğinde, aniden annesini kaybetti. Sabah uyanmadı Herkes şoktaydı. Şimdi Burakı kime emanet edeceklerdi? Önce öz babasına başvurdular. Ama babası uzun zamandır ayrıydı ve başka bir aile kurmuştu. Yeni ailemin düzenini bozmayı düşünmüyorum, dedi. Ardından diğer akrabalar omuz silkti, Herkesin kendi derdi, ailesi var. Gece olunca kimseyi bulamıyorduk adeta.
Annemi ve babamı hiç unutmam; iki çocukları varken, Buraka da sahip çıktılar. Çünkü Burakın merhum annesi, babamın en küçük kız kardeşiydi.
Başta Burakın bizimle yaşayacağına sevinmiştim. Ama
Burakın evimize geldiği ilk gün, tavırları beni çok tedirgin etti. Annem ona biraz moral olsun diye sordu:
-Burak, bir isteğin var mı? Rahat ol, çekinmeden söyle.
Burak anında dile getirdi:
-Ben oyuncak tren seti isterim.
O dönemde bu oyuncak çok pahalıydı. İçimden, Anneni yeni kaybettin, en yakının gitti, aklın hala oyuncakta mı? diye düşündüm. Fakat annem ve babam hemen oyuncak tren setini aldılar. Sonra ardı arkası kesilmedi Kasetçalar istiyorum, kot pantolon istiyorum, markalı mont O zamanlar sekiz yüzlü yıllar; bu eşyalar hem pahalıydı hem de bulmak zordu. Annemle babam, bizi kısmalarına rağmen Burakın isteklerini yerine getiriyordu. Ben ve öz abim bunu anlayışla karşılar, ses çıkarmazdık.
Burak on altı yaşına geldiğinde ise kızlara ilgisi başladı. Çapkın biri olmuştu. Hatta bana, öz kuzenine bile sarkıntılık etmeye kalktı. Ben sporcu olduğum için ustaca savuştururdum onu. Defalarca kavga ettiğimiz olmuştur. Saatlerce sessizce ağladığım zamanlar oldu. Tüm bunları annemlere hiç söylemedim, onları üzmek istemedim. Çocuklar böyle hassas meselelerde genellikle susar zaten.
Benden karşılık bulamayınca, Burak hemen arkadaşlarıma yöneldi. Kız arkadaşlarım onun ilgisi için neredeyse birbirine düşüyordu.
Bir de Burakın hırsızlığı vardı. Utanmadan, çekinmeden yapardı. Okul harçlığımı biriktirdiğim kumbaram vardı, aileme sürpriz bir hediye almak istiyordum. Bir gün kumbaram bomboştu! Burak Ben almadım, diye yeminler ediyordu, yüzü bile kızarmıyordu. Ruhum parçalanmıştı; nasıl olur da aynı evde yaşarken insan ailesini soyabilir? Burak ailemizin düzenini bozuyordu. Ben darılıp içine kapanırken, o ise hiç anlam veremiyor, sanki ona herkes borçluymuş gibi yaşıyordu. Ona karşı nefret beslemeye başladım. O an patladım:
Hemen git bu evden! Artık ailemizden biri değilsin!
Buraka o gün çok kırıcı sözler söyledim, pişmanlık duyduğum şeyler de oldu
Annem zor sakinleştirdi beni. O günden sonra Burak benim için yoktu. Onu görmezden geldim, hayatımdan tamamen sildim. Zamanla öğrendim ki diğer akrabalarımız, Burakın gerçek yüzünü biliyormuş zaten. Onlar aynı mahallede oturdukları için her şeyi gözleriyle görmüşler. Biz ise farklı bir semtteydik, birçok şeyi görememişiz. Burakın eski öğretmenleri de annemle babamı, Bu yükü üstlenmeyin, kendi çocuklarınızı da olumsuz etkileyebilir, diye önceden uyarmış.
Yeni okulunda ise Ece adında bir kızla tanıştı. Ece, Buraka ömrü boyunca sadık kaldı. Lise bittiği gibi hemen evlendiler. Kızları da dünyaya geldi. Ece kocasının her türlü yalanına ve ihanetine sessizce katlandı. Kızken ağlarım derler, evlenince iki katı, lafı tam Ece’nin hayatıydı sanki.
Burak, askerliğini Kazakistanda yaptı. Orada farklı bir kadınla ilişki kurup, bir de oğlan çocuğu sahibi oldu. Sonrasında, Ece Kazakistana gidip Burakı tekrar ailesine döndürmeyi başardı. Annemle babam hep Buraktan bir teşekkür beklediler; ama hiç duymadılar. Halbuki onu, minnet bekledikleri için değil, vicdanları elverdiğinden sahiplenmişlerdi.
Şimdi Burak, 60 yaşında. Camide müdavim. Eceyle beş torunları var.
Dışarıdan bakınca her şey yolunda görünüyor, ama benim içimde Burakla ilgili o eski acı hâlâ geçmedi Balın yanında bile yerken boğazıma dizilir.
Hayat bana şunu gösterdi: Aile olmak sadece aynı çatı altında yaşamak değildir. Birlikte yaşanılan acılar, paylaşılan ekmek ve gösterilen iyilikler ancak anlaşılır ve kıymet bilinir olursa gerçek aile olunur. Şükretmeyi bilmeyen, verilen sevgiyi ve emeği hiçe sayan insan, aslında en çok kendisinden eksiltir.




