Sana Hatırlatırım – “Temka, canım, bak burada yaprağın kıvrımı olmamış,” diye üzgünce fısıldadı ikinci sınıf öğrencisi Arda, fırçasını inatçı ve yanlış yöne kıvrılan yeşil yaprağa dokundururken. – “Fırçana biraz daha hafif dokun, yavrum… Bak şimdi, tüy gibi gezdir… İşte böyle! Harika oldu! O kıvrım değil, şaheser olmuş!” diye gülümsedi yaşlı öğretmen, “Kimin için yaptın bu güzelliği?” – “Annem için!” dedi Temka, başarısının mutluluğuyla parlayan gözlerle, “Bugün onun doğum günü! Bu da benim hediyem!” – “Ne mutlu annen, Temka! Dur acele etme, biraz bekle de boyalar kurusun, eve gidince dikkatlice yırtıp verirsin. Gör bak, annen çok sevecek!” Öğretmen son kez küçük öğrencisinin eğilmiş başına baktı, içinden gülümseyerek yerine döndü. Ne güzel hediye annesine! Uzun zamandır böyle bir mutluluk görmedi kadıncağız. Temka’da resim yeteneği kesin var, annesini arayıp güzel sanatlar kursuna yazdırmayı önermeli. Hem eski öğrencisi olan bu annenin hediyeyi beğenip beğenmediğini de sormalı… Kendisinin bile o yaşlı elinden çıkan renkli çiçeklerden gözünü alamadığı geliyor aklına. Tıpkı annesi gibi olmuş Temka! Annesi Laris’in de küçüklüğünde çizimleri müthişti… ***** – Mariye Hanım, ben Arda’nın annesi Laris, – akşam öğretmenin evinde çalan telefondan genç kadının ciddi sesi duyuldu. – Merhaba Laris, ne oldu? – Oldu da, günümün tadını altüst etti yaramaz! Şimdi de ateşler içinde yatıyor, az önce ambulans gitti. – Nasıl yani? Okuldan sağlıklı çıkmıştı, sana hediye götürüyordu… – O karalamalar mı? – Ne karalaması, neler söylüyorsun! Sana öyle güzel çiçekler çizmişti. Hatta güzel sanatlar okulunu konuşacaktık… – Çiçek mi, bilmiyorum ama o pis topa hiç sevinmedim! – Top mu? Neler anlatıyorsun… – Mariye öğretmen iyice şaşırdı. Kadının karışık açıklamalarını dinlerken yüzü bulutlandı. – Ne dersin Laris, istersen uğrayayım. Hem yakınım sayılır… Birkaç dakika sonra, eski öğrencisinin ve şimdi öğrencisinin annesinin onayını alıp, yanına yaşlanmış albümünü de alarak evden çıktı Mariye Hanım. Mutfağa geçince, Laris olan biteni anlatmaya başladı: Okuldan geç gelmiş, üstü başı çamur içinde, çantasından sular damlıyor… Bir de ceketin içinden sırılsıklam, çöp gibi kokan, zavallı bir köpek yavrusu çıkarıyormuş! Yabancı çocuklar atmış onu su birikintisine, Temka da peşlerinden gitmiş! Kitaplar bozulmuş, albümü leke içinde kalmış, ateşi yükselmiş… Misafirler pastadan yiyemeden gitmiş, gelen doktor annenin üzerine çıkışmış… – Sonunda o köpeği yerine, o çöplüğe geri bıraktım, Temka uyuyunca. Albüm şurada, kurusun diye bıraktım. Suda ne çiçek kaldı ne bir şey! – homurdandı Laris. Farkında olmadan her sözüyle Mariye öğretmenin yüzü iyice karardı. Hele o kurtarılan köpek yavrusunun akıbetini anlatınca… Öğretmen o an daha da ciddileşti. Albümü halıya düşürüp sevgiyle okşadı ve yavaşça anlatmaya başladı… Yeşil kıvrımların, canlanan çiçeklerin hikayesini… Çocuğun emeğini, yaşına uymayan cesaretini… Erkek çocuğun adalete sığmayan yüreğini, o zavallı hayvanı çukura atan haylazları anlattı. Sonra Laris’i pencereye çekip gösterdi: – Bak, işte o çukur. Orada köpek mi kalır? Temka da boğulabilirdi. Ama o an bunları düşünemedi ki… Belki de o çiçekler için nefes almaktan korktu, hediyesini bozmak istemediği için… Belki de unuttun Laris, doksanlı yıllarda okulun önünde çöpten kurtardığın o sokak kedisini… Hep beraber okşadığımızı, anan gelene dek çekindiğini… “Pis top” deyip kapı dışarı edilen o yavruyu… Sonra geri aldığınızda nasıl sevindiğimizi… Ben sana hatırlatırım! Tişka’yı, asla ayrılmak istemediğin Mıhtar’ı, ta üniversiteye kadar birlikte büyüttüğün sokak köpeğini… Bir kanadı kırık kargayı nasıl sahip çıktığını da… Eski albümden sararmış bir fotoğraf çıkarıp gösterdi Mariye Hanım: Beyaz önlüklü küçük bir kız, kucağında bir kedi yavrusu, etrafında arkadaşları… Sonra da bir çocuk çizimi, bir eliyle kedi tutan küçük bir kız ve diğer eliyle annesinin elini sımsıkı kavrayan çocuk… – İzin olsa, ben o köpeği Arda’yla beraber öper başıma koyardım! O renkli lekeleri de çerçevelerde saklardım! Çünkü bir anne için en büyük hediye, çocuğunun iyi biri olmasıdır! Ve farkında bile olmadan Laris’in yüzünde değişimler başladı. Endişeyle Temka’nın odasına bakıyor, albümü elinde sıkı sıkı tutuyordu… – Mariye Hanım, ne olur Arda’ya bakın siz. Sadece birkaç dakika! Çabucak dönerim! Öğretmeninin endişeli bakışları arasında apar topar montunu aldı ve dışarı fırladı. Yağmur çamur demeden, uzaktaki çöp alanına koştu. Islanan ayakkabılarına aldırış etmeden hep aradı, koliler altını karıştırdı, çöplerin arasında bir umut köpeği aradı… Ara ara eve doğru dönüp bakıyordu… Onu affederler mi? ***** – Temka, o çiçeklerin arasında burnunu gömmüş olan kim? Yoksa senin arkadaşın Duman mı? – Evet, Mariye Hanım! Tanıdınız mı? – Hem de nasıl! Bak, patisindeki beyaz yıldız gibi leke duruyor. Annenle ikiniz ne uğraşmıştınız o patileri yıkamakla! – Ben her gün yıkıyorum şimdi! Annem diyor ki, “Bir arkadaş edindiysen, bakımını da iyi yapacaksın!” Hatta bunun için özel bir leğen bile aldı bize! – Senin annen harika bir kadın, – diye gülümsedi öğretmeni, – Yine ona hediye mi çiziyorsun? – Evet, çerçeveleteceğim! Şimdi de çerçevede “lekeler” var ama neden o lekeleri görünce annem gülümsüyor, anlamıyorum Mariye Hanım… – Renkli lekelere mi? Belki de olur, eğer o lekeler kalpten geliyorsa… Peki söyle bakalım, güzel sanatlar okulunda nasıl gidiyor işler? Güzel çiziyor musun? – Çok iyi gidiyor! Yakında annemin portresini çizeceğim! O ne kadar sevinecek! Ama şimdilik… – Temka bir anda çantasından ikiye katlanmış bir kağıt çıkardı – Bu size annemden, o da benim gibi resim yapıyor. Mariye Hanım kâğıdı açtı, öğrencisinin omzuna şefkatle dokundu. O beyaz kâğıtta, rengarenk boyalarla gülümseyen, gözleri ışıl ışıl Temka, elini sevgiyle zenci bir köpek yavrusunun başına koymuştu. Yan tarafta ise eski tarz okul formasındaki sarışın bir kız, kucakladığı kediyle gülümserken duruyordu… Ve sol kenardan, kitaplarla dolu öğretmen masasının ardından, gülümseyen ve gözlerinde sonsuz bir bilgelik parlayan yaşlı Mariye Hanım, onlara bakıyordu. O çizimin her fırça darbesinde, her detayında tarifsiz bir annelik gururu hissediyordu. Mariye Hanım gözyaşlarını sildi ve yüzünde tatlı bir gülümsemeyle, köşede ince yeşil kıvrımlarla çiçeklerin arasına yazılmış tek bir kelimeyi okudu: “Unutmam.”

SANA HATIRLATIRIM

Meral Hanım, şu kıvrımı bir türlü beceremiyorum, diye mırıldandı ikinci sınıf öğrencisi Temuçin, fırçasını inatla ters yönde kıvrılan yeşil bir yaprağa dokundururken.
Fırçanı çok bastırma yavrum… Bak şöyle, sanki bir tüyü avuç içinde gezdirirmiş gibi hafifçe sür. Evet! Şuna bak, ne güzel kıvrıldı! Harikasın Temuçin. Bu kadar güzel bir çiçeği kime çiziyorsun bakalım?
Anneme! Yaramaz yaprağın üstesinden gelen Temuçin gözlerinin içi gülerek cevap verdi. Bugün onun doğum günü! Bu da benim hediyem! Öğretmenin övgüsüyle sesi heyecanla titredi.
Annene ne büyük mutluluk yaşatacaksın, Temuçin! Dur ama, albümü hemen kapatma. Şu boyaların biraz kurusun da karışmasın. Eve gidince dikkatlice kopartırsın o sayfayı. Emin ol, annen çok beğenecek!
Meral Hanım bir kez daha Temuçinin çizim yaptığı kâğıdın başına eğilmiş başına baktı, düşünceli bir tebessümle masasına döndü.
Çocuğun annesine hediye yaptığı böyle bir resmi kim bilir ne zamandır görmemiştir. Temuçinin resme yeteneği belli! Annesini arayıp güzel sanatlar kursuna göndermesini söylemeli. Böyle bir yetenek heba edilmemeli.
Hem bir sorayım, eski öğrencim beğenmiş mi hediyesini? Meral Hanım çiçeklere bakmaktan gözünü alamadı. Sanki birazdan canlanacaklar, kıpır kıpır kıvrılan yapraklarıyla hışırdayacaklar gibi
Ah, Temuçin annesine çekmiş! Tıpkı annesi gibi Lale de onun yaşında ne güzel çizimler yapardı
*****
Meral Hanım, ben Lale, Temuçinin annesi, akşamüstü öğretmeninin evinde telefon çaldı, Yarın Temuçin okula gelemeyecek, bilginiz olsun, dedi genç bir kadının sesi, oldukça soğuk ve yorgun.
Merhaba Lale, bir şey mi oldu? Meral Hanım merakla sordu.
Oldu tabii! Doğum günümü zehir etti! diye patladı Lale, Şimdi de yatıyor, ateşi çıktı, az önce ambulans gitti.
Ay Lale, nasıl ateşlendi? Okuldan sağlıklı gitti, hediyeni de alıyordu yanına…
Kâğıt üzerindeki o benekleri mi diyorsunuz?
Ne benekleri Lale? Ne diyorsun? Ne güzel çiçekler çizmiş sana! Ben de arayacaktım, güzel sanatlar kursunu konuşacaktım
Bilmiyorum ne çiçeği vardı ama pis bir yumak çıktı cebinden! Onu asla beklemiyordum!
Yumak mı? Lale, ne anlatıyorsun? Meral Hanım iyice şaşırdı, telefondaki kadının aceleyle ve öfkeyle anlattıklarını dinlerken kaşları gittikçe çatıldı. Lale, istersen hemen sana geleyim? Evim yakın nasılsa, biraz sohbet edelim
Lalenin olurunu alınca, elini sararmış fotoğraflarla ve ilk öğrencilerinin çizdiği eski resimlerle dolu kalın albüme daldı, ardından Meral Hanım telaşlı adımlarla apartmandan çıktı.
Lalenin aydınlık mutfağına girdiklerinde her yerde bir dağınıklık vardı. Lale pastayı kaldırdı, tabakları lavaboya koydu; sonra anlatmaya başladı:
Okuldan gecikmeli gelişini, sırtından ve pantolonundan cam gibi sular damlayan Temuçini
Nasıl olduysa ceketinin içinde sırılsıklam bir yavru köpek getirdiğini; o köpeğin de leş gibi koktuğunu, çocuğun o hayvanı mahalle serserilerinin attığı su dolu çukurdan kurtardığını Çizim albümünün sayfaları su ve çamurdan paramparça olmuş, kitapları mahvolmuş, ateşi ise bir saatte neredeyse otuza dokuz fırlamış
Gelen misafirlerin pastadan bir dilim bile almadan gidişini, ambulans doktorunun evdeki dikkatsizlik için kendisine çıkışmasını…
Uyumadan hemen önce kıyamadım ama köpeği tekrar götürüp o çöplüğe bıraktım! Albüm de orada, kaloriferin üstünde kurumaya çalışıyor. O çamurdan geriye bir tane bile çiçek kalmadı! Lale söylenerek bitirdi.
Lale öyle kendini kaybetmiş anlatıyordu ki, Meral Hanımın yüzündeki ifade gittikçe ağırlaştı, kasvetli bir gölge çöktü öğretmenin üzerine.
Hele ki, Temuçinin kurtardığı köpeğin kaderini duyunca kaşları iyice karardı. Bozulan albümü eline aldı, albümün okşayarak su damlayan kapağını düzeltip sakinçe konuşmaya başladı
O yeşil kıvrımlardan, canlı çiçeklerden O çocuk azminden, yaşından büyük cesaretinden İçindeki temiz kalbiyle gördüğü haksızlıklara dayanamayan Temuçinden ve o hayvana bunu yapan çocuklardan uzun uzun bahsetti.
Sonra kalktı, Laleyi elinden tutup pencereye götürdü:
İşte bak, şu arka tarafta çukur var, dedi, Orada bir köpek değil, Temuçinin kendisi bile boğulabilirdi. Ama sen sence o an bunun umurunda mıydı? Belki de düşündüğü tek şey, sana vereceği resmin bozulmamasıydı.
Ve sen unutmuş olabilirsin ama Lale, hatırlar mısın? O eski, doksanlı yıllarda okul bankında oturup, serserilerin elinden aldığın zavallı kedicikle gözlerin dolu dolu nasıl beklemiştin anneni?
Ne bütün sınıfla başını okşayışımızı, ne eve gitmeye korkarken, “tüylü bir yumak” olduğu için kapı dışı edilince günlerce üzülüşünü İyi ki annen sonra dönüp geri almıştı kediyi!
İşte sana hatırlatıyorum Lale! Tişkonun hatrına, birlikte uyuduğun Muhtarın, bacaklarını saran o sokak köpeğinin ve kanadı kırık karganın hatrına!
Sarı albümden kocaman bir fotoğraf çıkardı Meral Hanım; narin bir kız, beyaz önlüğüyle kediyi kucağına almış, etrafındaki arkadaşlarına gülüyordu. Öğretmen kısık ama kararlı bir sesle devam etti:
Kalbinde bir zamanlar çiçek gibi büyüyen o iyiliği sana hatırlatıyorum…
Sıradaki sayfa, rengi gitmiş pastel boyalarla çizilmiş bir resimdi. Minicik bir kız bir elinde tüylü bir kedicik, ötekiyle sıkı sıkı annesinin elini tutmuştu.
Benim elimde olsa dedi Meral Hanım, sesi biraz daha sertleşerek Temuçin ile o köpeği sımsıkı öperdim! O resimdeki lekeleri de çerçeveletirdim! Çünkü bir anneye verilecek en güzel hediye, çocuğunun insan olarak büyümesidir!
Yaşlı kadın söyledikçe Lalenin yüzü yavaşça değişiyordu. Ara ara Temuçinin odasının kapısına kaygılı bakışlar atıyor, nefesini tutup elindeki albümü sımsıkı tutuyordu
Meral Hanım! Ne olur birkaç dakika Temuçine göz kulak olur musunuz? Ben… ben hemen geliyorum!
Meral Hanımın dikkatli bakışları arasında Lale telaşla kabanını giydi, kapıdan fırladı.
Ve ayaklarının ıslanmasını umursamadan, uzaktan görünen çöplüğe doğru koşmaya başladı. Her köşeye, her kartonun altına baktı, çöplük torbalarını didik didik etti. Bir yandan da göz ucuyla eve bakıyordu Acaba affedecek mi?
*****
Temuçin, o burnunu çiçeğe daldıran kim? Yoksa arkadaşın Duman mı?
Evet Meral Hanım! O değil mi sizce de?
Hem de nasıl! Bak, o ayaklarında yıldız gibi beyaz leke hâlâ duruyor. Annenle bir zamanlar o patileri nasıl yıkadığımızı hatırlıyor musun? Meral Hanım güldü.
Ben şimdi her gün yıkıyorum patilerini! Temuçin gururla söyledi, Annem diyor ki, arkadaş edindin mi, bakacaksın! Hatta onun için küçük bir leğen bile aldı!
Annen çok iyi biri, tebessüm etti Meral Hanım, Sanırım yine ona hediye çiziyorsun, değil mi?
Evet, çerçeveleteceğim. Eskiden albümdeki renkli lekeleri çerçeveletmişti, her bakışında gülümsüyor. Koca lekeler gülümsetir mi insanı Meral Hanım?
Lekelere mi? Meral Hanım göz kırptı, Belki de içten gelerek yapılmışsa o lekeler Peki güzel sanatlar kursunda işler nasıl gidiyor?
Çok iyi gidiyor! Yakında annemin portresini bile çizeceğim! O nasıl sevinecek, kim bilir! Ama şimdilik bakın, Temuçin çantasından ikiye katlanmış bir kağıt çıkardı, Bu annemden size, o da resim yapıyor artık.
Meral Hanım resmi açtı ve sırasındaki çocuğun omzuna nazikçe dokundu.
Bembeyaz kâğıtta, rengârenk boyalarla gülümseyen Temuçin, elini sevecen gözlerle ona bakan siyah bir köpeğin başına koymuştu.
Yanlarında ince, eski tarz bir okul kıyafetiyle minik, sarı saçlı bir kız, elinde kabarık tüylü bir kedicik tutuyordu
Diğer yanda, kitaplarla dolu öğretmen masasının hemen arkasında, bilge ve sevgi dolu gözlerle Meral Hanımın bakışı vardı.
Her çizgide, her fırça darbelerinde, içten gelen bir anne gururu hissediliyordu.
Gözlerinden yaşlar süzüldü Meral Hanımın ve birden tatlı bir gülümseme yayıldı yüzüne; çünkü köşede, çiçeklerle ve kıvrılmış yeşil dallarla yazılmış tek bir kelime parlıyordu: Hatırlıyorum!Meral Hanım usulca resmi kucağında sımsıkı tuttu. Gözleri dolu dolu, etrafındaki çocuk seslerine karışan köpek havlamalarını, kedilerin mırıltısını, okul koridorlarında yankılanan neşeli kahkahaları duyar gibi oldu. Geçmiş ve bugün; eski albümlerde sararmış sayfalar, şimdi yepyeni çizgilerle birleşmişti artık.

Bir an gözlerini kapayıp içinden şöyle dedi:
İyiliği, sevgiyi, o küçük ellerle fısıldanan umutları Unutmaya kalksak da yine birileri hatırlatıyor. Tıpkı Temuçin gibi, tıpkı Lale gibi. Gönülden verilen bir resim, ıslanmış bir pati, silinmeyen bir leke Her biri bir hatırlatıcı aslında.

Sonra çocuklara döndü, gülümseyerek,
Neden resim yapıyoruz, biliyor musunuz çocuklar? Çünkü bazen kalbimizde ne varsa, en güzel onunla anlatırız. Siz sevdiklerinize, yürekten gelen renkler çizin. Bazen en güzel hediye, bir çiçek değil, bir resmin üstündeki küçük bir leke olur. O leke, sevgidir.

Pencerenin önüne yürüdü. Bahçede, yağmur sularının minik birikintisinde beyaz bir köpek hoplaya zıplaya oynuyordu. Temuçin annesinin koluna girip gülümsedi.
O anda Meral Hanım anladı: Hatırladığımız sürece, iyilik ve umut hiç solmayacak; tıpkı çiçeklerin yeniden açması gibi

Ve o yılın sonunda, okulun duvarında rengârenk bir tablo asıldı:
Başında küçük bir çocuk, yanında minik bir köpek, biri sarı saçlı bir kız, diğeri bilge bir öğretmen. Ve sözcükler;
Sevgi daima bir iz bırakır. Hep hatırla!

Rate article
Lifequest
Sana Hatırlatırım – “Temka, canım, bak burada yaprağın kıvrımı olmamış,” diye üzgünce fısıldadı ikinci sınıf öğrencisi Arda, fırçasını inatçı ve yanlış yöne kıvrılan yeşil yaprağa dokundururken. – “Fırçana biraz daha hafif dokun, yavrum… Bak şimdi, tüy gibi gezdir… İşte böyle! Harika oldu! O kıvrım değil, şaheser olmuş!” diye gülümsedi yaşlı öğretmen, “Kimin için yaptın bu güzelliği?” – “Annem için!” dedi Temka, başarısının mutluluğuyla parlayan gözlerle, “Bugün onun doğum günü! Bu da benim hediyem!” – “Ne mutlu annen, Temka! Dur acele etme, biraz bekle de boyalar kurusun, eve gidince dikkatlice yırtıp verirsin. Gör bak, annen çok sevecek!” Öğretmen son kez küçük öğrencisinin eğilmiş başına baktı, içinden gülümseyerek yerine döndü. Ne güzel hediye annesine! Uzun zamandır böyle bir mutluluk görmedi kadıncağız. Temka’da resim yeteneği kesin var, annesini arayıp güzel sanatlar kursuna yazdırmayı önermeli. Hem eski öğrencisi olan bu annenin hediyeyi beğenip beğenmediğini de sormalı… Kendisinin bile o yaşlı elinden çıkan renkli çiçeklerden gözünü alamadığı geliyor aklına. Tıpkı annesi gibi olmuş Temka! Annesi Laris’in de küçüklüğünde çizimleri müthişti… ***** – Mariye Hanım, ben Arda’nın annesi Laris, – akşam öğretmenin evinde çalan telefondan genç kadının ciddi sesi duyuldu. – Merhaba Laris, ne oldu? – Oldu da, günümün tadını altüst etti yaramaz! Şimdi de ateşler içinde yatıyor, az önce ambulans gitti. – Nasıl yani? Okuldan sağlıklı çıkmıştı, sana hediye götürüyordu… – O karalamalar mı? – Ne karalaması, neler söylüyorsun! Sana öyle güzel çiçekler çizmişti. Hatta güzel sanatlar okulunu konuşacaktık… – Çiçek mi, bilmiyorum ama o pis topa hiç sevinmedim! – Top mu? Neler anlatıyorsun… – Mariye öğretmen iyice şaşırdı. Kadının karışık açıklamalarını dinlerken yüzü bulutlandı. – Ne dersin Laris, istersen uğrayayım. Hem yakınım sayılır… Birkaç dakika sonra, eski öğrencisinin ve şimdi öğrencisinin annesinin onayını alıp, yanına yaşlanmış albümünü de alarak evden çıktı Mariye Hanım. Mutfağa geçince, Laris olan biteni anlatmaya başladı: Okuldan geç gelmiş, üstü başı çamur içinde, çantasından sular damlıyor… Bir de ceketin içinden sırılsıklam, çöp gibi kokan, zavallı bir köpek yavrusu çıkarıyormuş! Yabancı çocuklar atmış onu su birikintisine, Temka da peşlerinden gitmiş! Kitaplar bozulmuş, albümü leke içinde kalmış, ateşi yükselmiş… Misafirler pastadan yiyemeden gitmiş, gelen doktor annenin üzerine çıkışmış… – Sonunda o köpeği yerine, o çöplüğe geri bıraktım, Temka uyuyunca. Albüm şurada, kurusun diye bıraktım. Suda ne çiçek kaldı ne bir şey! – homurdandı Laris. Farkında olmadan her sözüyle Mariye öğretmenin yüzü iyice karardı. Hele o kurtarılan köpek yavrusunun akıbetini anlatınca… Öğretmen o an daha da ciddileşti. Albümü halıya düşürüp sevgiyle okşadı ve yavaşça anlatmaya başladı… Yeşil kıvrımların, canlanan çiçeklerin hikayesini… Çocuğun emeğini, yaşına uymayan cesaretini… Erkek çocuğun adalete sığmayan yüreğini, o zavallı hayvanı çukura atan haylazları anlattı. Sonra Laris’i pencereye çekip gösterdi: – Bak, işte o çukur. Orada köpek mi kalır? Temka da boğulabilirdi. Ama o an bunları düşünemedi ki… Belki de o çiçekler için nefes almaktan korktu, hediyesini bozmak istemediği için… Belki de unuttun Laris, doksanlı yıllarda okulun önünde çöpten kurtardığın o sokak kedisini… Hep beraber okşadığımızı, anan gelene dek çekindiğini… “Pis top” deyip kapı dışarı edilen o yavruyu… Sonra geri aldığınızda nasıl sevindiğimizi… Ben sana hatırlatırım! Tişka’yı, asla ayrılmak istemediğin Mıhtar’ı, ta üniversiteye kadar birlikte büyüttüğün sokak köpeğini… Bir kanadı kırık kargayı nasıl sahip çıktığını da… Eski albümden sararmış bir fotoğraf çıkarıp gösterdi Mariye Hanım: Beyaz önlüklü küçük bir kız, kucağında bir kedi yavrusu, etrafında arkadaşları… Sonra da bir çocuk çizimi, bir eliyle kedi tutan küçük bir kız ve diğer eliyle annesinin elini sımsıkı kavrayan çocuk… – İzin olsa, ben o köpeği Arda’yla beraber öper başıma koyardım! O renkli lekeleri de çerçevelerde saklardım! Çünkü bir anne için en büyük hediye, çocuğunun iyi biri olmasıdır! Ve farkında bile olmadan Laris’in yüzünde değişimler başladı. Endişeyle Temka’nın odasına bakıyor, albümü elinde sıkı sıkı tutuyordu… – Mariye Hanım, ne olur Arda’ya bakın siz. Sadece birkaç dakika! Çabucak dönerim! Öğretmeninin endişeli bakışları arasında apar topar montunu aldı ve dışarı fırladı. Yağmur çamur demeden, uzaktaki çöp alanına koştu. Islanan ayakkabılarına aldırış etmeden hep aradı, koliler altını karıştırdı, çöplerin arasında bir umut köpeği aradı… Ara ara eve doğru dönüp bakıyordu… Onu affederler mi? ***** – Temka, o çiçeklerin arasında burnunu gömmüş olan kim? Yoksa senin arkadaşın Duman mı? – Evet, Mariye Hanım! Tanıdınız mı? – Hem de nasıl! Bak, patisindeki beyaz yıldız gibi leke duruyor. Annenle ikiniz ne uğraşmıştınız o patileri yıkamakla! – Ben her gün yıkıyorum şimdi! Annem diyor ki, “Bir arkadaş edindiysen, bakımını da iyi yapacaksın!” Hatta bunun için özel bir leğen bile aldı bize! – Senin annen harika bir kadın, – diye gülümsedi öğretmeni, – Yine ona hediye mi çiziyorsun? – Evet, çerçeveleteceğim! Şimdi de çerçevede “lekeler” var ama neden o lekeleri görünce annem gülümsüyor, anlamıyorum Mariye Hanım… – Renkli lekelere mi? Belki de olur, eğer o lekeler kalpten geliyorsa… Peki söyle bakalım, güzel sanatlar okulunda nasıl gidiyor işler? Güzel çiziyor musun? – Çok iyi gidiyor! Yakında annemin portresini çizeceğim! O ne kadar sevinecek! Ama şimdilik… – Temka bir anda çantasından ikiye katlanmış bir kağıt çıkardı – Bu size annemden, o da benim gibi resim yapıyor. Mariye Hanım kâğıdı açtı, öğrencisinin omzuna şefkatle dokundu. O beyaz kâğıtta, rengarenk boyalarla gülümseyen, gözleri ışıl ışıl Temka, elini sevgiyle zenci bir köpek yavrusunun başına koymuştu. Yan tarafta ise eski tarz okul formasındaki sarışın bir kız, kucakladığı kediyle gülümserken duruyordu… Ve sol kenardan, kitaplarla dolu öğretmen masasının ardından, gülümseyen ve gözlerinde sonsuz bir bilgelik parlayan yaşlı Mariye Hanım, onlara bakıyordu. O çizimin her fırça darbesinde, her detayında tarifsiz bir annelik gururu hissediyordu. Mariye Hanım gözyaşlarını sildi ve yüzünde tatlı bir gülümsemeyle, köşede ince yeşil kıvrımlarla çiçeklerin arasına yazılmış tek bir kelimeyi okudu: “Unutmam.”