10 Aralık 2023
Bugün yine evde tek başıma otururken, geçmişin tozlu dosyalarını karıştırdığımda çok eski bir kağıda takıldım. Kendisini hiç hatırlamayan bir çocuğun annesinin on bir yıl önce reddetme mektubunu yazdığına dair bir belgeydi. O mektubu, 11 yaşındaki ben, sağlık ocağında kişisel evrakları teslim ederken gördüm. Hemşire bana bir klasör uzattı, Sen gel, ben bir şey yapacağım, dedi ve bir anda telefon çaldı, bir çığlık attı, elini işaret ederek Beraber gel kendin bak dedi. O an, annenin soyadını göremez, klasörü açamaz ve bu reddetme mektubunu okuyamazdım.
Çocuk yuvalarında herkes ailesini bekler; ben artık beklemeyi bıraktım, ağlamayı da. Kalbime bir demir zırh takıldı; bu zırh beni başkalarının alaylarından, yalnızlıktan, sevgi eksikliğinden koruyor. Bu yuva, diğerleri gibi kendine has geleneklerle doluydu.
Yeni yıl öncesi bütün çocuklar Yılbaşı Babaya mektuplar yazardı. Direktör bu mektupları sponsor firmalara verir, onlar da mümkün olduğunca çocukların dileklerini yerine getirmeye çalışırdı. Bazen bu mektuplar bir uçuş birliğine de ulaşırdı. Çocukların en yaygın dileği bir mucizeydi: Anne ve babamı bul. Mektubun okunması, sponsorların kafasını karıştırıp ne hediye alacaklarını düşünmesine neden olurdu.
Bir gün, uçak mühendisi uzman Çetin Bey de bir mektup aldı. Onu, uçuş kuşağı adlı ceketinin cebine koydu, evde karısına ve kızına göstermek için sakladı. Akşam aile akşam yemeğine oturduğunda mektubu hatırladı, açtı ve yüksek sesle okudu: Sevgili büyükler, lütfen bana bir dizüstü bilgisayar hediye edin. Oyuncağa ya da kıyafete para harcamayın. Burada her şey var. İnternette arkadaş ve belki de akrabalar bulabilirim. Altında Sami Duran, 11 imzası vardı.
Vay canına, dedi eşim Nazan, günümüz çocukları ne kadar akıllı oldu. İnternette gerçekten ihtiyacımız olan herkesi bulabilir.
Kızımız Aylin kaşlarını çatarak mektubu tekrar okudu, derin bir düşünceye daldı. Çocuğun yüzündeki titrek ifadeyi fark eden ben, Neden böyle düşünüyorsun? diye sordum. Aylin, Babacık, aslında o da umutsuz, annesini ya da babasını bulmayı beklemiyor. Onun için dizüstü bir kurtuluş. Arkadaş ya da akrabalar bulmak diyor, belki de yabancılar bile akrabaya dönüşebilir, dedi ve Hadi, biriktirdiğimiz tüm parayı alalım, bir dizüstü alalım ve ona hediye edelim, diye ekledi.
Yılbaşı gecesi yuva yine klasik bir gösteri yaptı, ardından Yılbaşı Baba ve kar taneleri çiçeği ağacı süsledi. Sponsorlar çocuklara hediyeler dağıttı, bazen bazı çocukların aileleri onları bir haftaya kadar evlerine alıp bakardı. Ben yine kimseyi beklemezdim; sadece güzel kızların eşya aldığını gördüm, erkeklere pek ilgi göstermezlerdi.
Mektubu yazan ben de sadece bir kalemi tutmuş, herkes gibi bir şeyler kaleme almıştım. O gün, misafirler arasında üniformalı bir pilot gördüm; kalbim çarptı ama çabuk dönüp kaçtım. Şeker torbasını alıp hantal bir adımla çıkarken Sami Duran! diye bağıran bir ses duydum ve dönüp baktım. Karşısında pilot duruyordu; bir an için felç oldum.
Merhaba, Sami! dedi pilot. Mektubunu aldık, sana bir hediye vermek istiyoruz. Ama önce tanışalım. Ben Andiç Vural, ya da sadece Amca Andiç.
Yanında duran güzel bir kadın Ben de Nazan, dedi.
Kızımız Ben Aylin, diye gülümseyerek ekledi. Yaş olarak aynı yaştayız.
Ben de Ben de Sami Duran, diye cevap verdim.
Kız biraz sorular sormak istedi, ama adam bana bir kutu uzattı: Bu senin için. Hadi bir yere oturalım, nasıl bilgisayar kullanılacağını gösterelim.
Bizi, akşamları ders çalışan boş bir salona götürdüler. Aylin bilgisayarı açıp kapatmayı, oturumu açmayı, internete bağlanmayı gösterdi, beni VKontakte yerine Sosyal Medya hesabına kaydetti. Adam ara sıra yardımcı oldu, sıcaklığı, gücü ve koruyuculuğu hissettirdi. Kız bir tavşan gibi konuşurken, ben onun bilgisayar konusundaki yetkinliğini, spor kulübündeki aktifliğini fark ettim. Kadın sarılıp ayrıldı, hoş kokulu parfümü burnumu ısırdı, gözlerim bu anı yakalamaya çalıştı. Bir an donup nefes tutup, ardından derin bir nefesle koridoru terk ettim.
Ayrıca yine geleceğiz! diye bağırdı kız.
Bu günlerden itibaren hayatım bambaşka bir yöne gitti. Artık takma adlara aldırış etmiyorum, diğer çocukların ne dediğine kulak asmıyorum. İnternette faydalı bilgiler bulabiliyorum; uçaklara merakım vardı, ilk toplu askeri taşıma uçağının Antonov An8 olduğunu, Antonovun bunu tasarladığını, An25 nin ise bir türevi olduğunu öğrendim.
Hafta sonları Amca Andiç ve Aylin gelir, bazen sirk izleriz, arcade oyunları oynar, dondurma yeriz. Ben yine utanıp, reddedip, onların bana para harcamasını istemiyorum; ama yine de hepsi bana bir şeyler öğretir.
Bir sabah, yönetici odasına çağrıldım. İçeri girince Nazanı gördüm; yüreğim bir kez daha çarptı, boğazım kurudu.
Sami, dedi müdür, Nazan Hanım senden iki gün izin istemek istiyor. Kabul edersen, sana izin vereceğim.
Bugün Hava Güvenliği Günü. Amca Andiçin partisi var, seni de davet ediyor. Katılacak mısın?
Başımı salladım, kelime bulamadım, sadece gülümsedim.
Tamam, dedi Nazan, formu imzalarken.
İkimiz el ele tutuşarak odayı terk ettik. İlk olarak büyük bir mağazaya uğradık, ona bir kot pantolon ve gömlek aldık. Eski, yıpranmış spor ayakkabılarına baktıktan sonra ayakkabı bölümüne yönlendirdi. Ayak ölçüsü bir iki farklıydı, bu yüzden ortopedik bir ayakkabı alacağını, özel taban sayesinde yürürken artık topallamasa da fark edilmeyeceğini söyledi.
Sonra kuaföre, evine, Aylini almaya gittik. İlk kez bir çocuk evinin kapısını aştım; apartman dairesinin sıcak kokusu, evin samimiyeti beni sardı. Kanepede oturup etrafı seyrettim; önümde dev bir akvaryum, içinde renkli balıklar yüzüyordu. Televizyonda sadece görmüştüm.
Hazırım, dedi Aylin, Haydi, annemizi yakalım.
Asansörle aşağı indik, bir oyun alanına geldik. Orada bir çocuk bağırıyordu: Kandil baba, kandil dede!
Ama bir saniye, dedi Aylin, çocuğa yaklaştı. Çocuk yere düşüp bağırdı: Ben şaka yaptım!
Aynı şakayı başka yerde yap, dedi kız.
Havacılık alanı renkli bayraklarla süslendi. Amca Andiç bizi karşıladı, kendi uçağını gösterdi. Uzun, gümüş bir makineyi yakından gördüm, ruhum kıpır kıpır oldu. Sonra bir hava gösterisi başladı; insanlar gökyüzüne baktı, ellerini salladı, sevinç çığlıkları attı. Amca Andiçin uçağı gökyüzünde süzüldüğünde Aylin bağırdı: Baba uçuyor!
Ben de heyecandan Baba! İşte geliyorum! diye bağırdım, kız çocuğu sessizce anneye baktı, anne gözyaşlarını sildi.
Akşam yemeğinden sonra Andiç yanıma oturdu, omuzlarıma dokundu:
Biliyor musun, aile içinde yaşamak en büyük değer. Ailede sevgi, koruma, sadakat öğrenilir. Bizim ailemizin bir parçası olmak ister misin?
Boğazımdaki düğüm sıkıştı, nefesim daraldı. Yaklaştım ve fısıldadım:
Babacığım, seni hep bekledim.
Bir ay sonra, mutlu bir şekilde yetimhane kapısından ayrıldım. Babamın elini tutarak, neredeyse topallamadan dışarı çıktım. Kapı önünde durduk, ben geriye baktım, yetimhaneyi ve oradaki arkadaşlarıma el salladım.
Şimdi bu çizgiyi aşacağız, yeni bir hayat seni bekliyor, dedi baba. Burada gördüklerin kötü şeyleri unut. Ama buradaki insanları hatırla; onlar seni hayatta tutunmuşlardır. Minnettar ol her zaman.




