Kızım

7 Ekim 2025

Bugün hastane kapısının önünde duruyorum, elimi yorgun ama heyecanlı bir şekilde evlenmiş olduğum Gülşahın tuttuğu minik bebekle sallıyorum. Telefonun diğer ucunda hâlâ çınlayan sesini duyunca birden içimi bir sevinç dalgası sardı:

Rıza, kızımız 3500 gram! diye bağırdı Gülşah.

Ben de pencerelerden aşağı inen bir kalabalığa el salladım, Kızımız oldu, ben bir baba! diye bağırdım. Gülşah bir an için sustu, sonra sakince fısıldadı:

Sanırım bir hata yaptık…

Düşüncelerim bir anda etraftaki yeni baba ve annelere, kaldırımlara kalp ve sevgi mesajları çizen gençlere, balonları gökyüzüne bırakan, şık arabalarla süslenmiş otoparkta bekleyen akrabalarla çarpıştı. Hepimiz bir erkek çocuğu, bir miras beklerken, bir kız çocuğu dünyaya gelmişti. Ben hep bir erkek evlat, bir devamı hayal ederdim; bahçede top koşturan, balık tutan, akşamları sofrada günün hikâyelerini anlatan bir oğul… Şimdi ise bu küçücük kız benim gururum, benliğimin bir parçasıydı.

Gülşah beş yıl boyunca hamile kalmakta zorlandı; en tanınmış doktorlardan birine, bilim dünyasının bir yıldızına kadar gittik. Sonunda bir sabah güzel bir haber getirdi:

Rıza, gerçekten bir kız!

Tam o anda arkadan tanıdığım ses geldi. Eski üniversite dostum Peker Yıldız, kulağımı çaldı.

Ne zamandır, ne kadar soğuk bir kış, nasılsın?

Anne evine geldim, hafif bir rahatsızlık var, bir süre kalmam gerekiyor. Babam beş yıldır yok, tek başımayım. Sen nasılsın?

Hastaneden çıkıyorum, Gülşah doğum yaptı, bir kız dünyaya geldi.

Kutlarım! Sen neden sevinmiyorsun?

Peker gülümseyerek cevapladı ve birkaç adım ötede oturan bir kafeyi işaret etti:

O halde kahve içelim, konuşalım. Herimiz bir erkek çocuğu bekleriz, ama bazen kader başka bir plan çizer. Ben de bir erkek çocuğu beklerken kız doğurduğumda aynı şoku yaşadım.

Peki, senin ailen nasıl? Yanında kimler var?

Peker gözlerini yere indirdi, uzun bir sessizlik ardından bana bakarak, sanki evrenin hüznünü ve umutsuzluğunu içinde taşıyormuş gibi bir bakış attı.

Tek başımayım, artık ailem yok. Rıza, konuşmak uygun olmayabilir; ben bir kaza geçirdim, hatırlamak istemiyorum. Bir yıldır yalnızım, annemin evine taşınmayı düşünüyorum, iş bulup evimi yenileyeceğim.

Saatlerce üniversite günlerimizi, ortak tanıdıklarımızı ve geleceğe dair hayallerimizi konuştuk. Telefon numaramı verdi, istediği zaman ara diyerek veda etti.

Ertesi sabah, Gülşahın sevdiği pembe karanfillerle dolu bir buket ve balonları taşıyarak hastane penceresine koştum.

Gülşah! bağırdım, telefonu elime alıp sesini duyar duymaz.

Affet beni! Uzun zamandır beklediğimiz kızımız için ne kadar mutluyum! Bana benziyor mu?

Senin gibi, Rıza, tam bir sen!

Gerçekten mi? Dün kendimi bir yabancı gibi hissediyordum

Üzülme, beni anlıyorsun

Gülşah sözünü kesti:

Rıza, kızımız sağlıklı, sakin, yemek ve uyku düzeni çok iyi, uyurken bile gülümsüyor. Yakında hastaneden ayrılacağız, göreceksin.

Not: Çocuk sahibi olamadık, doğumlarımız zorlu geçti ve annemin sağlığı bundan nasibini aldı. Yirmi yıl geçti; kızımız güzel, zeki ve gurur kaynağımız oldu. Peker ise onun vaftiz babası oldu. O gün arkadaşımın bana yaptığı konuşma, gözlerimi açtı ve en çok bana, yanımda olanları sevmeyi, değer vermeyi öğretti.

Bugün, hayatın planları bazen beklediğimizden farklı olur, ama sevgi ve dostluk her zaman yol gösterir. Bu deneyim bana, her anı kucaklamam ve sevdiklerime minnettar olmam gerektiğini hatırlattı.

Rate article
Lifequest
Kızım