Bilirsin, Elif, son zamanlarda müşteriler ayda bir kez bile gelmiyor dedi Ayşe, burnunu silerek, kahve dükkanının eski koltuğuna yaslandı. Ofisi terk ettiğime pişman mıyım acaba?
O zaman geri dön, diye yanıtladı Fatma, aldırış etmeden cappuccinosunu karıştırdı. Seni kollarını açarak bekliyorlar.
Ayşe alır bir hırıltı çıkardı, başını salladı.
Yok canım, hâlâ bir başıma olmak, sürekli amir takibinde olmaktan iyidir. Biraz kendi kendime ilerlemek lazım.
Son altı ayını fotoğrafçılık işine adadı. Portföy hazırladı, sosyal medyada sayfa açtı, düzenli olarak eserlerini paylaştı. Müşteriler gelmeye başladı, ama dalgalıydı. Bir hafta dolup taşarken, bir sonraki gün sadece rüzgar çantasında kaldı. Ayşe sabır, zaman ve demir gibi çaba gerektiğini biliyordu.
Fatma ise büyük bir elektronik mağazada satış danışmanıydı. Güleryüzlü, sohbeti bol, her konudan bir şeyler söyleyebilen Fatma, müşterilerle çabuk bağ kurardı. Bazen aile bayramlarından ya da yaklaşan kutlamalardan bahsedince, fotoğrafçı arkadaşından söz ederdi. O anlardan birkaç kez Ayşeye küçük işler geldi büyük olmamakla birlikte hoş bir ekti.
Geçen hafta gelen o aile çifti hatırlıyor musun? dedi Fatma, kahvesini yudumlarken göz kırptı. Onları çocuk fotoğrafı için sana yönlendirdim.
Ah, evet, teşekkür ederim. Çok tatlı bir çift, çocuk da bir harika. yanıtladı Ayşe.
Ödül diye bir şey yok, ama yüzdeyi bana da verir misin?
Ayşe kupasını dudaklarına götürmek üzere durdu.
Ne?
Mantıklı bir şey, omuz silkti Fatma. Ben müşterileri getiriyorum, sen çekiyorsun. Yani biz ortakız.
Ayşe bir an bakışlarını Fatmaya dikerken, şaka mı ciddi mi anlayamadı. Sonra kahkahayla patladı.
Bazen şakanla beni korkutuyorsun.
Boş ver, sadece düşüncelerimi yüksek sesle söylüyorum.
Sohbet başka konulara kaydı; diziler, ortak tanıdıklar, hafta sonu planları. Ayşe tuhaf bir uyarıyı çabuk unuttu; Fatma muhtemelen kötü bir espri yapmıştı.
Aylar birbirini takip etti; parkta aile çekimleri, oyun odalarında doğum günü fotoğrafları, özgeçmiş için kurumsal portreler. Ayşe ilanları sitelere koydu, etkinlik organizatörleriyle anlaşma sağladı, müşterilerden yorumlar istedi. Müşteri listesi yavaş ama emin adımlarla büyüdü.
Fatma ara sıra katkımdan söz ederdi. Ben olmadan iş bulamazdın der, ya da sahte bir incinmiş gibi Bana ne kadar yönlendirdiğimi hatırlamıyor musun? diye sorardı. Ayşe bunu hafife alırdı. Fatmanın bu tavrı, onun karakterinin bir parçasıydı. Gerçekten birkaç müşteri getirmişti, ama Ayşe kendi başına da devam edebilirdi.
Bir gün Ayşe, Fatmanın evine koştu. Fatma solgun, göz altı morluklarıyla oturuyordu. Çay eşliğinde aniden söze başladı:
Artık dayanamıyorum.
Ne oldu? Ayşe telefonundan gözlerini ayırdı, fotoğrafları düzenliyordu.
İşten ayrılıyorum, elleriyle yüzünü sildi. Bu mağaza beni yordu. Müşteriler hep şikayetçi, yöneticiler baskı yapıyor, vardiya çılgınca. Bıktım.
Ciddi misin? telefonu bıraktı. Peki, sonra ne yapacaksın?
Bilmiyorum, bir şeyler ara ara düşünüyorum. Belki bir ofise girerim, belki tamamen başka bir alana yönelirim.
Cesur bir karar, onayladı Ayşe. Şansın açık olsun.
İşten ayrıldıktan haftalarca Fatma rahat bir temponun içinde gezdi; arkadaşlarıyla buluştu, mağazalar dolaştı, sosyal medyada hak edilmiş tatil ve nihayet kendim için yaşıyorum gibi fotoğraflar paylaştı. İş başvurusu yapmadı, görüşme de geçmedi. Ayşeye iş aradığımı sorunca, Şimdi bir şey bulamam, bir şey de acele yok dedi.
Aylar geçtikçe ton değişti. Fatma bir gün fısıldadı:
Bu lanet krediler! telefon ekranına sinirle işaret etti. Banka üçüncü kez gecikme hatırlatması yaptı.
En azından geçici bir iş düşünmez misin? nazikçe önerdi Ayşe. İyi bir şey bulana kadar.
Burada ne bulabilirim ki, dişlerini sıktı Fatma. Az bir maaş mı, yoksa gök gibi talepler mi? Deneyimim, eğitimim var, her türlü işe girmem.
Ayşe sustu. Tartışmak istemedi, çünkü Fatma yine mazeret bulacaktı. Öyle bir mucize bekliyordu ki ya mükemmel bir ilan, ya para kendiliğinden gelsin.
Ayşe ise işte yoğunluktu. Görkemli bir düğün çekti; çift son derece nazik, isteklerini detaylıca belirtti. Çekim bütün günü sürdü; hazırlık, tören, resepsiyon. Ayşe evine yorgun ama memnun bir şekilde döndü. Fotoğraf düzenlemesi birkaç gün sürdü, çift ayrıca kısa bir videolu özet istedi. Ödeme ise aylar öncesi harcamaları karşılayacak kadar büyük bir tutardı; tam10.000lık bir gelirdi.
Akşam telefonu titreşti.
Selam, Fatmanın profesyonel sesi yankılandı. Biraz konuşmamız lazım.
Ne hakkında? Ayşe hâlâ fotoğraf düzenliyordu.
Geçen hafta o düğünü çektin, hatırlıyor musun?
Evet, çektim. Nedir?
O çifti ben sana yönlendirmiştim. Gelin beş ay önce mağazamızdan bir televizyon almıştı, ben ona senin işini anlatmıştım.
Ayşe kaşlarını çattı. Gelin sosyal medyada bulmuş, fotoğrafçıyı araştırmıştı.
Fatma, o beni sosyal medyada buldu.
Ne? Fatma sinirle homurdandı. Ben ona senden bahsettim, sonra seni bulmuş. Yani ben bir parça paylaştım. Şimdi bana on bin lira ver.
Ayşe şaşkınlık içinde kaldı.
Şaka mı yapıyorsun?
Şaka değil. Sana yardım ettim, payımı istiyorum.
Fatma, mantığını yitirmen yeter. Sana sadece adımı söylemiştim, bu bir ortaklık demek değil.
Ortaklık demek, Fatma inatla ısrar etti. Ben olmasaydım bulamazdın.
Belki başka bir fotoğrafçı bulmuş olacaktı, ama benim kazancım yetenek, emek, ekipman. Senin hiçbir katkın yok.
O zaman ne? Fatma sesi buz gibi. Ben sana müşterileri yönlendirmedim mi? Şimdi para geldiğinde bana gerek kalmadı mı?
Bu bir saçmalık, Ayşe çenesini ovuşturdu. Finansal sıkıntıların var, anlıyorum, ama ben fotoğrafçılık hizmeti sağlıyorum, sen işten ayrıldın, bir şey talep etmen haksız.
Gerçek bir dost, yardım eder, Fatma kırgın bir tonla devam etti. Ben senden para istemiyorum, sadece hakkımı istiyorum.
Hiçbir hakkın yok, ayakları yere çarpan bir öfkeyle bağırdı Ayşe. Birkaç kez adımı duydun, bu bir iş değil, dostane bir jest.
Açgözlüymüşüm gibi davranıyorsun, Fatma alaycı bir kahkaha attı. Para aldın, beni unuttun.
Yardım ettin? Ayşe içindeki öfke kabarıp geldi. Sen sadece bir iki kez tanıttın beni. Ben ekipman aldım, gece üçe kadar düzenledim. Sen ne yaptın? Koltukta oturup dizi izledin.
Sen bütün bunları tek başına mı başardın? Fatma neredeyse bağırıyordu. Ben olmadan hiçbir şey olmazdı.
Bil bak Fatma, Ayşe derin bir nefes verdi. Artık dinlemekten bıktım. Kredilerini kendin çöz, bir işe gir, sorumluluk al. Başkalarından alacak bir şeyim yok.
Artık seninle dost değilim, bağırdı Fatma ve telefonu kapattı.
Ayşe telefonunu bir kaç dakika tutup, ne olduğunu sindirmeye çalıştı. Bu kadar tuhaf bir talep, ne şantaj ne manipülasyon ne de sadece bir hırsızlık gibi.
İnternetteki mesajlaşma uygulamasını açtı, Fatmayı blokladı, sosyal medyada da aynı yaptığını gizledi, numarayı kara listeye ekledi. Açıklama, veda yok; bir anda bu insan hayatından silindi.
Ayşe kanepesine yaslanıp gözlerini kapattı. Kaç kez bu türlü ima ve ortak kazanç taleplerini duydu? Kaç kez karakterin bir özelliği olarak bu toksik sözleri görmezden geldi? Kırmızı bayraklar baştan beri dalgalanıyordu sadece fark etmiş olmalıydı.
Gerçek dostlar bu tür yardımları para karşılığında talep etmez, suçluluk duygusunu kullanmaz, iş ortaklığına bürünmez. Dostlar senin başarını sevince bölüşür, zor anlarda yanındadır, maddi bir bedel talep etmez.
Ayşe gözlerini açtı, laptop ekranında yarım kalmış bir fotoğraf duruyordu. Devam etmesi, yeni müşteriler bulması, yeteneklerini geliştirmesi gerekiyordu. En önemlisi, arkadaş çevresini, parayla ölçülmeyen dostluklarla doldurmalıydı.




