UNUTABİLİR MİYİM? AKLIMDAN ÇIKMIYOR! – Polina, önemli bir mesele var… Hani benim evlilik dışı kızım, Nastya’yı hatırlıyor musun? diye kocam lafı dolandırıyordu. Bu durum beni endişelendiriyordu. – Unutabilir miyim? Aklımdan çıkmıyor! Ne oldu ki? diye sandalyeye oturup kötü bir haber bekledim. – Doğrusu sana nasıl diyeceğimi bilmiyorum… Nastya gözyaşlarıyla kendi kızını, yani benim torunumu, yanımıza almamızı istiyor, dedi kocam mahcup bir şekilde. – Ne sebeple, Şükrü? Nastya’nın kocası ne olmuş? O da mı yok? diyerek konuyu daha da merak ettim. – Şöyle ki, Nastya’nın ömrü az kalmış. Kocası zaten yokmuş. Annesi çoktan bir yabancıyla evlenip Amerika’ya gitmiş. Nastya annesiyle büyük bir kavga edip görüşmüyor. Başka akrabası da yok. O yüzden bize yalvarıyor, dedi Şükrü gözlerime bakmadan. – Eee? Sen ne düşünüyorsun peki? Ne yapacaksın? Ben kararımı verdim aslında, dedim. – Kararını sen ver, Polina. Nasıl dersen öyle olacak, dedi Şükrü nihayet bana bakarak. – Ne güzel! Yani sen gençliğinde hata yaptın, şimdi Polina olarak bütün sorumluluğu bana yükleyeceksin, öyle mi? Kocamın vurdumduymazlığı artık sinirimi bozmuştu. – Polina, biz bir aileyiz. Birlikte karar vermeliyiz, diye karşı atağa geçti. – Allah aşkına, bakalım şimdi aile olduk! Sen başka kadınlarla gezerken bana sordun mu hiç? Ben senin eşinim! Gözlerim doldu, koşarak diğer odaya geçtim…

HATIRLIYOR MUYUM? ASLA UNUTAMAM!

Nihal, sana bir şey anlatmam lazım Şöyle diyeyim, benim evlilik dışı kızım Gülşeni hatırlıyor musun? Eşim Mahir yine gizemli konuşuyordu, bu hali beni endişelendiriyordu.

Hatırlıyor muyum? Unutamıyorum ki! Hayırdır? sandalyeye oturdum, tatsız bir şey beklediğim belliydi.

Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum Gülşen gözyaşları içinde, torunumu, yani onun kızını yanımıza almamızı istiyor, Mahirin sesi titredi.

Ne münasebet? Peki Gülşenin kocası yok mu? Ne oldu ona? merakım iyice artmıştı, içten içe olayı çözmek istiyordum.

Anla ki artık Gülşene fazla zaman kalmadı. Adam hiç olmamış zaten. Annesi yurtdışına, Almanyaya evlenip gitmiş. Gülşen ile annesinin arası çok bozuk, uzun süredir konuşmuyorlar. Başka akrabası da kalmadı. O yüzden bize yalvarıyor, Mahir gözlerini benden kaçırıyordu.

Peki, sen ne düşünüyorsun? Ne yapmayı planlıyorsun? Ben ise kafamda çoktan cevabı bulmuştum.

İşte seninle konuşuyorum Nihal. Sen nasıl istersen öyle olsun, Mahir sonunda gözümün içine baktı.

Ne güzel… Yani gençliğinde yaptığın hatanın yükünü bana mı yıkıyorsun? Nihal halletsin de kurtulalım, öyle mi? Eşimdeki bu zayıf tavır sinirimi bozuyordu.

Nihal, sonuçta biz hep beraber bir aileyiz. Beraber karar vermeliyiz, Mahir bu kez ciddi bir ifadeyle konuştu.

Şimdi aklına gelmiş aile olmak! O zaman birlikte karar verseydik, gençken o kızla kaçamak yaşarken bana danışsaydın ya! Ben senin eşin değil miyim? Gözyaşlarımı tutamayarak başka odaya kaçtım.

…Lisede sınıf arkadaşım Erdem ile çıkıyordum. Ama bir gün sınıfa yeni gelen Mahiri görünce gözüm ondan başkasını görmez oldu. Erdemi kısa sürede terk ettim. Mahir beni fark etti, okula kadar uğurlamaya başladı, yanaklarıma sıcak öpücükler konduruyordu, parktaki güllerden bana çiçekler koparıp veriyordu. Bir hafta geçmeden beni yatağa attı. Sesim çıkmadı, tamamen ona tutulmuştum.

Lise bitince Mahir askere alındı, başka bir şehre gitti. Onu peronda gözyaşlarıyla uğurladım. Bir yıl boyunca mektuplaştık, sonra Mahir izne geldi. Sevinçten yerimde duramıyordum, ona yaranmak için can atıyordum. Mahir bana methiyeler düzüyordu, ben de ağzı açık dinliyordum:

Nihal, seneye geleceğim, düğün yaparız! Zaten ben seni eşim olarak görüyorum, dediğinde içimi tarifsiz bir sevgi sardı. Ömrüm boyunca Mahirin tatlı bakışları karşısında eridim, yok oldum.

Mahir tekrar askere döndü, ben ise nişanlı olduğuma inanarak hayalini kuruyordum. Altı ay sonra bir mektup aldım. Mahir artık dönmeyeceğini, bir başkasını bulduğunu yazmıştı.

Ama ben karnımda Mahirden olan bebeğimi taşıyordum. Düğün derken her şey suya düşmüştü. Annemin şu lafı aklıma geldi: Çiçek açan buğdaya inanma, ambarına inan.

Doğum zamanı geldi çattı ve oğlum Baran dünyaya geldi. Eski sevgilim Erdem, bana yardım teklif etti, ben de çaresizlikten kabul ettim. Erdemle aramız bir nebze eskiye döndü. Mahirin döneceği yoktu.

Bir sabah kapı çaldı, Erdem kapıyı açtı ve Mahiri görünce afalladı.

Kapıdan girebilir miyim? Mahir şaşkın bir halde duruyordu.

Buyur gireceksen, Erdem isteksizce içeri aldı.

Baran ortamı hissedip ağladı, Erdeme sarıldı.

Erdem, Baranla parkta biraz dolaşır mısın? dedim, ne yapacağımı bilmiyordum.

Erdem Baranı alıp çıktı.

Koca mı? Mahir kıskanarak sordu.

Sana ne Mahir? Neden geldin ki? sinirlenmiştim, geliş amacından haberim yoktu.

Seni özledim Nihal. Güzelce bir düzen kurmuşsun. Belli ki yolunu çizmişsin. O zaman ben gideyim. Huzurunuz kaçmasın, Mahir gitmeye yeltendi.

Dur Mahir! Neden geldin anlat. Benim yalnızlığımı Erdem paylaşıyor, ayrıca iki yaşındaki çocuğunu büyütüyor, Mahire engel olmaya çalıştım. Olan sevgim hâlâ tükenmemişti.

Sana döndüm Nihal. Kabul eder misin? Mahir umudu gözlerinde taşıyordu.

Gel, sofraya otur, yemek hazır, mutluluk dalgası yine beni sardı. Dönmüş, unutamamış. Kim karşı koyar ki?

Erdem bir kez daha geri çekildi. Baranın öz babasına ihtiyacı vardı. Zamanla Erdem iyi bir kadınla evlenip, iki çocuklu bir yuva kurdu.

Yıllar geçti. Mahir, Barana bir türlü baba sevgisiyle yaklaşamadı. Baranı hep Erdemin oğlu sandı. Mahirin içi sızlamıyordu, bunu hissediyordum. Zaten Mahir kadınlara karşı zaaflıydı. Hızla aşık olup hızla vazgeçerdi. Beni ne arkadaşlarım ne de onların arkadaşlarıyla defalarca aldattı. Ben ise gözyaşı döküp yine de ailemi korudum.

Bazen kendimi Mahirden koparmak istesem de geceleri içimde bir pişmanlık belirirdi. Onsuz nereye giderdim ki? Ayrıca Mahir bensiz kalır mıydı? Ben hem eşi, hem annesi, hem de sevgilisiydim.

Mahir, annesini on dört yaşında kaybetmişti, kadın uykusunda ölmüştü. Bu yüzden eksik sevgiyi hep dışarda aradı. Ben ise hep affettim, merhamet ettim. Bir kavgamız büyüyüp, Mahiri evden kovduğumda eşyalarını alıp akrabalarının evine yerleşti.

Bir ay geçti, artık küslüğün sebebini bile unutmuştum ama Mahir dönmedi. Ben de gidip barışmak zorunda kaldım. Yengesi kapıyı açınca şaşırdı:

Nihal, neden geldin? Mahir siz boşandınız, şimdi yeni bir sevgilisi var dedi.

Yenge sağ olsun, sevgilinin adresini verdi, ben de onların evine dayandım.

Merhaba, Mahiri çağırır mısınız? sesimde nezaket vardı.

Kız, yüzüme alaycı bir ifadeyle kapıyı kapattı. Hiçbir şey demeden döndüm.

Bir yıl sonra Mahir geri döndü. O kızdan Gülşen adında bir kızı olmuştu. Hâlâ kendimi, Mahiri o zamanlar evden kovduğum için suçlarım. Belki ben kovmasaydım, o kız da Mahire yaklaşamaz, aralarına çocuk girmezdi. Sonrasında Mahire daha çok ilgi göstermeye, daha sevecen olmaya başladım.

Biz Mahir ile Gülşen konusunu hiç açmadık. Sanki konuşursak bütün aile dağılacak gibiydi. Yoldan çıkmış kadınlar başka koca mı bulamadı? deyip geçtik.

Sene geldi, geçti, Mahir de yavaşladı, eski çapkınlıklarından eser kalmadı. Evde televizyon karşısında zaman geçiriyor. Baran erken evlendi, bana üç torun verdi. Tam huzur buldum derken…

Yıllar sonra dışardan Gülşen ortaya çıktı ve torununu bize bırakmamızı istedi.

Düşündüm Barana nasıl açıklayacaktım evde bir kız çocuğu olduğunu? Babasının geçmişinden haberi yoktu.

Tabii biz beş yaşındaki Alarayı resmi olarak evlat edindik. Gülşen öldü, ömrü genç yaşta sona erdi. Toprak nasılsa her yarayı sarar, hayat da devam eder.

Mahir, Baranla erkek erkeğe konuşmayı uygun buldu. Baran, tüm hikayeyi dinledikten sonra şöyle dedi:

Anne, baba, olan oldu, ben yargılayacak değilim. Kızcağız bizim kanımızdan, sahip çıkmalıyız.

Bunun üzerine Mahirle birbirimize rahatlamış şekilde baktık. Baranın ne kadar merhametli ve olgun olduğuna bir kez daha şükrettim.

Şimdi Alara on altı yaşında. Dedesi Mahire hayran, bana da babaanne der, gençliğimde bana benzediğini iddia eder. Ben de her defasında gülerek kabul ederim.

Hayat bana şunu öğretti: Herkes hata yapabilir, önemli olan affedebilmeyi bilmek, sahip olduklarının kıymetini bilmektir. Ben geçmişi değiştiremem ama ailemin huzurunu ve sevgisini elimden geldiğince korumak için yaşlanana kadar mücadele edeceğim.

Rate article
Lifequest
UNUTABİLİR MİYİM? AKLIMDAN ÇIKMIYOR! – Polina, önemli bir mesele var… Hani benim evlilik dışı kızım, Nastya’yı hatırlıyor musun? diye kocam lafı dolandırıyordu. Bu durum beni endişelendiriyordu. – Unutabilir miyim? Aklımdan çıkmıyor! Ne oldu ki? diye sandalyeye oturup kötü bir haber bekledim. – Doğrusu sana nasıl diyeceğimi bilmiyorum… Nastya gözyaşlarıyla kendi kızını, yani benim torunumu, yanımıza almamızı istiyor, dedi kocam mahcup bir şekilde. – Ne sebeple, Şükrü? Nastya’nın kocası ne olmuş? O da mı yok? diyerek konuyu daha da merak ettim. – Şöyle ki, Nastya’nın ömrü az kalmış. Kocası zaten yokmuş. Annesi çoktan bir yabancıyla evlenip Amerika’ya gitmiş. Nastya annesiyle büyük bir kavga edip görüşmüyor. Başka akrabası da yok. O yüzden bize yalvarıyor, dedi Şükrü gözlerime bakmadan. – Eee? Sen ne düşünüyorsun peki? Ne yapacaksın? Ben kararımı verdim aslında, dedim. – Kararını sen ver, Polina. Nasıl dersen öyle olacak, dedi Şükrü nihayet bana bakarak. – Ne güzel! Yani sen gençliğinde hata yaptın, şimdi Polina olarak bütün sorumluluğu bana yükleyeceksin, öyle mi? Kocamın vurdumduymazlığı artık sinirimi bozmuştu. – Polina, biz bir aileyiz. Birlikte karar vermeliyiz, diye karşı atağa geçti. – Allah aşkına, bakalım şimdi aile olduk! Sen başka kadınlarla gezerken bana sordun mu hiç? Ben senin eşinim! Gözlerim doldu, koşarak diğer odaya geçtim…