Serkan bir ultimatom koymuş: Ya annesi bu cumaya kadar yanımıza taşınıyor, ya da boşanıyorum. Şebnem, seç bakalım. Artık sevdiklerimin yalnız kalıp acı çekmesini izlemeye niyetli değilim.
Serkan, yüksek sesle bir fincanı tepsiye çarparak bırakıyor. Çay, masanın üzerine yayılıp kahverengi bir leke bırakıyor; Serkan ise buna bakmıyor. Gözleri doğrudan Şebneme dönmüş, içinde yıllarca fark etmediği yeni ve korkutucu bir kararlılık var.
Şebnem, mutfakta bir havluyu tutmuş donukça duruyor. Buzdolabının uğultusu ve kapı üzerindeki saat işaretinin tıkırtısı dışında bir ses yok. Taşınma mı? Boşanma mı? diye düşünüyor. Sabahları hâlâ hangi duvar kağıdını oturma odasına asacağımızı tartışırken, şimdi Serkan bu şartları getiriyor.
Serkan, ciddi misin? diye soruyor Şebnem, havluyu fırın kapağına asarken. Annen iki durak ötede, haftasonları sık sık görüşürüz. Sorun ne? Yalnızlık mı? Üç komşu arkadaşı, emekli şenliklerine ve yürüyüş kulübüne katılıyor.
Yalnız kalması çok zor! diye bağırıyor Serkan, masadan kalkarak. Kan basıncı dalgalanıyor, gece bir kriz olursa suyu kim getirecek? Ambulans gelmeden çok geçer. O dört duvar içinde tek başına kalması beni uykusuz bırakıyor.
Şebnem, ağrıyan bir sandalye üzerine oturuyor. Bu tartışma daha önce de olmuştu; o zamanlar sadece ima, deneme olmuştu. Şimdi ise bir ultimatom gibi çınlıyor.
Serkan, mantıklı düşünelim. Bizim iki odalı dairemiz var. Bir odası bizim yatak odamız, diğeri çalışma odası, bazen odaya oğlum Alpar gelip kalıyor. Anneni nereye koyacağız?
Çalışma odasına, tabii ki, diyor Serkan, sanki bu çok doğal bir şeymiş gibi. Oğlun orada bir şey yapmaz, üniversite öğrencisi. Yetişkin, yurt ya da kiralık bir dairede kalabilir. Bilgisayarını yatak odasına ya da mutfağa götürebilirsin; o bir fabrikadan makine değil.
Şebnemin nefesi kesiliyor. Çalışma odası, onun sessiz bir kalkanı, evden uzakta bir muhasebeci olarak çalıştığı, dosyalar, yazıcı ve kalemlerin bulunduğu bir yer.
Yani oğlunu kovmak, benim ofisimden vazgeçmek ve annene on iki metrekarelik bir odada, zor bir karaktere sahip birini mi oturtacaksın? diye soruyor Şebnem sesini sakin tutmaya çalışarak.
Karakter demişken, annem eski usul! Talepkar ama düzeni sever. Benim annem! Beni uykusuz gecelerden kurtaran, yaşlılıkta ona güzel bir hayat sağlamak zorundayım. Sen ise sadece konforunu düşünüyorsun.
Serkan mutfaktan sinirlenerek çıkar, kapıyı çarparak. Şebnem, soğuyan akşam yemeğine bakıyor; Serkanın sevdiği köfte ve patates püresi hâlâ tabağın köşesinde. İştahı tamamen kaybolmuş.
Nermin, Şebnemin kayınvalidesi, altmış sekiz yaşında ama kırk yaşın üzerindeki birçok kadından daha enerjik. Eski bir öğretmen müdürünün hâkim sesi, kendinden emin tavırları ve tek başına zor diyebileceği tek bir sağlık sorunu yok; sadece yaşa bağlı hipertansiyon, ki bu ülkemizde yaygın ve ilaçla kontrol edilebilen bir durum.
Şebnem, Ya annen ya da boşanma sloganını tekrarlayarak masayı topluyor. Serkan, 15 yıllık evliliği bir anlık bir istek için mi feda edecek?
Gece sessizliğe bürünür. Serkan duvara dönüp yorganı kulağına kadar çekiyor. Şebnem, tavandan sarkan sokak lambasının ışığında tavanı izlerken, bu daireyi ilk aldıklarını hatırlıyor: ön ödemeyi ailesi karşılamış, kredi ödemesini birlikte yapmışlar, ama büyük kısmını Şebnem ödemiş, kariyeri daha hızlı ilerlemiş. Serkan ise bir otomotiv galerisi müdürü, işini istikrarlı ama yükselişi sınırlı. Şimdi metreleri tek taraflı yönetiyor gibi davranıyor.
Sabah olur, Serkan evden çıkarken bağcıklarını bağlar ve bağırır: Akşama kadar cevap bekliyorum. Annem eşyalarını toplamaya başladı. Eğer sen istemezsen, ben de eşyalarımı toplarım ve ona taşınırım.
Kapı çarpar, Şebnem bir pufun üzerine kayar. Her şey arkadan karar verildi gibi.
Bütün gün Şebnem raporlarla boğuşur, sayılar gözünden kayar. Telefonu çalar, en yakın arkadaşı İremi arar.
Şebnem, delirdin mi? İki odalı evde kayınvalide? Bu son! Bir hafta içinde taşınacaksın. Annene bir kez daha bak, evde ne kadar toz birikmiş!
Ultimatom, İrem. Boşanma istiyor.
Yine de ne olur! Ev ortak mı? Paylaşılıyor mu? Yoksa bütün payı satıp alacak mısın? Kayınvalideyle yaşamak bir yavaş ölümdür. Beni yiyip bitirecek, önce odanı alacak, sonra mutfakta iş yapacak, sonra da yatak odasına bile girecek.
Şebnem, İremin haklı olduğunu bilir, ama aileyi yıkma korkusu ağır basar. 15 yıl bir şaka değil. Alpar, sık sık ziyaret eden bir oğul… Serkan gerçekten gidecek mi?
Akşam Serkan çiğdem çiçeği buketi getirir, bu kötü bir işarettir; sıkıntıyı tatlandırmak için çiçek verir.
Şebnem, ne düşündün? diye sorar, Şebnem salata doğrar. Annenle yaşamak daha iyi, ona ev işlerinde yardımcı olacak, yemek yapacak. Sen bilgisayar başında yoruluyorsun. Ev işleri bittiğinde rahat edeceksin.
Serkan, annene üç odalı dairesiyle ne yapacağını sordun mu? Buraya kalıcı mı taşınacak?
Serkan bir an durur, gözlerini kaçırır.
Boş daireyi oturtmak istemiyorum, kiraya veririz. Para fazladır, bütçeye katkı sağlar. Belki annemin ilaçları, hastane masrafları için.
Şebnem, Bir iş planı mı? diye düşünür.
Tamam, der aniden, Serkanın yüzü sevinçle parıldar.
Sen de kabul ediyorsun?
Evet, ama şartlarla. Deneme süresi iki hafta. Bu sürede hayatım cehenneme dönerse, her şeyi eski haline getiririz. Çalışma odam kalacak. Anne oturma odasındaki çekyatta uyuyacak. Şimdilik bu. O zaman bakacağız.
Serkan kaşlarını çatar, Hangi oturma odası? Orası bir geçiş odası! Anneme huzur lazım!
Bizde oturma odası yok, Serkan, sadece çalışma odamız bir misafir odası. Orada bir çekyat var, başka seçenek yok. Alpar bir ay içinde sınavına girecek, ona bir yer lazım.
Serkan ellerini sallayarak, Tamam, hallederiz. Şimdi annemi mutlu edeceğim, cumartesi sabahı götüreceğim.
Cumartesi sabahı, Şebnemin hayatı önce ve sonra olarak ikiye bölünür.
Nermin iki çanta yerine bir Gazelle dolu eşya getirir: kutular, torbalar, bir fidanlık, sevdiği sallanan koltuk, çalışma odasını neredeyse kaplayan büyük bir sandalye.
Şimdi burada oturacağız! diye bağırır, girişte bir ikon taşır. Şebnem, neden bu kadar şaşkınsın? Çorba kavanozlarını al, turşu kavanozlarını kırma, benim tarifimle.
Şebnem, mağaza çorbası ifadesini yutar ve paketleri ayırmaya başlar.
İki saat sonra ilk çatışma patlak verir. Şebnem odada çalışıyor, kapı çarpınç çarpınç açılır.
Neler oluyor? diye sorar Nermin, büyük bir tencereyi elinde tutarak. Monitörümde toz var, nefes alıyor musun?
Çalışıyorum, Nermin Hanım, diye cevap verir Şebnem. Tencere alt çekmecede. Lütfen içeri girerken çalın.
Nermin, Yağmur gibi çalın! diye bağırır, kapıyı kapatmaz. Serkan aç, o da aç, ben bir çorba yapıyorum.
Şebnem derin bir nefes alır, kaydet butonuna basar ve mutfağa koşar. Orada Nermin, baharat kavanozlarını karıştırmış, kahve makinesini tezgaha kaldırmış, tavada bir şeyler yakıyormuş.
Neden kahve makinesini kaldırdınız? Her sabah Serkan ve ben kahve içeriz.
Zararlı! Çay getiriyorum, çiğ demir. Makineyi balkona koydum.
Akşam Serkan, şişmiş köfteyi yerken bağırır: Lezzetli! Şebnem ne pişiriyor, o da sadece buharda ve fırında, sağlıklı besleniyor, sıkıcı!
Nermin, Eşiğinizi memnun etmek zorundayım. Sizin gençlerin tek işi kariyer, diye ekler. Banyo havlularınız sert, benim yumuşak pamuklu. Onları değiştiriyoruz.
Serkan, Annemin sözünü tartma, diye sertçe söyler. O deneyimli ev hanımı.
Deneyimli ev hanımı ifadesi haftanın sloganı olur.
Nermin her yerde olur: rapor yaparken televizyon sesini açar, duş alırken içeri girer, Şebnemin kıyafetini eleştirir. Serkan ise çöp yıkamayı bırakır, her akşam annesine iş yerindeki sorunları anlatır, Nermin ekmek kırıntılarını verir. Şebnem bu ikili içinde göz ardı edilir.
Çarşamba günü Şebnem eve döner, çalışma masası pencereye taşınmış, yerine Nerminin sallanan koltuğu ve televizyon durur.
Daha aydınlık! diye bağırır Nermin. Ben de televizyonu burada izlemeyi seviyorum.
Şebnem öfkeyle bağırır: Bu benim odam! Kim izinsiz mobilya taşıdı?
Neden olmasın? Serkan izin verdi, diye cevap verir Nermin.
Şebnem, yatak odasına koşar, Serkan telefonla meşgul.
Ne yapıyorsun? diye çığlık atar. Neden masamı yerleştirdin? Güneş monitöre çarpıyor!
Serkan, Şşş, sakin ol. Annem evde, huzur istiyor. Perdeyi kapat, esnek ol, der.
Şebnem, Esnek olmak yerine eşyalarımı topluyorum, diye yanıtlar.
Hafta sonu Şebnem, vergi dairesine gitmek için izin alır, ama erken döner, kapıyı anahtarıyla sessizce açar.
Mutfaktan yüksek sesli konuşmalar duyulur. Nermin, Telefonla Vildan adlı kız kardeşiyle konuşur.
Vildan, ne harika! Burada Hristiyan gibi yaşıyorum. Serkan etrafta koşuyor, damadım sessiz, ama ben bir şeyler yaparım, diye söyler.
Daireyi kiraladın mı? Kaç bin lira aylık? diye Vildan sorar.
Evet, üç öğrenciye kiraya veriyorum, ayda 35 bin lira + aidat! Şimdi zengin kayınvalideyim!
Vildan, O parayla gençlere yardım eder misin? diye sorar.
Nermin güler: Yardım edersem harcayacak, Serkan maaş alıyor, şebnem de bilgisayardan para kazanıyor. Ben bu parayı birikime koyarım, Kızılcahamamda lüks bir otelde tatil yaparım, diş implantı alırım, köprü rahatsızlığını gideririm. Annem beni besleyecek, bir şey ödeyecek değil.
Şebnem, kilitleri sıkarak elleriyle tutar, bir tablo ortaya çıkar. Tek başına kalmanın korkusu yok, sadece soğuk bir hesap vardır. Nermin, daireyi kiraya verip emekli maaşını artırmak istiyor, Serkan ise sadece bir araç.
Şebnem, soğukkanlılıkla bir bavul alır, içini Serkanın çorapları, tişörtleriyle doldurur.
Nermin, Ne yapıyorsun? Bu bavul nereye? diye bağırır.
Serkanın eşyalarını topluyorum, der Şebnem.
Serkan o anda içeri girer, Ne kokuyor? Anne, Şebnem, nerede?
Bavul açık, anne öfkeli.
Ne oluyor? Şebnem, nereye gidiyorsun?
Şebnem, Senin bir şeyin var. Annene.
Serkan, Ne demek istiyorsun?
Şebnem, Annen bir hafta önce bize ev kiraladığını, para kazanıp bizim üzerimize yük olduğunu söyledi. Şimdi de seni çürütüyor.
Serkan, Annem sadece yardım istiyor, para değil, der.
Şebnem, Senin annen bize bir iş planı yaptı, biz de o planı yedik.
Serkan, Bırak, Şebnem. Hep seninle konuşalım, der, gözleri şaşkın.
Şebnem, Ben boşanmayı seçiyorum. Senin ultimatomun Anne ya da boşanma. Ben boşanıyorum. On yıldan fazla bir kâbusu daha dayanamadım. Senin rahatlığın, annenin konforu benim sesimi duymadı. Şimdi gidiyorum.
Serkan, Lütfen, Şebnem, beni affet, annem çok zor bir durumdaydı.
Şebnem, Kahvem, bilgisayarım, odam benim. Artık ikiniz de burada değil.
Serkan, Şok oldum, ne yapacağız?
Şebnem, Anneme bir saat veriyorum, Gazellei çağırın ya da kendiniz taşıyın.
Nermin çığlık atar: Üzülürsün! 45inde kimseye lazım olmaz!
Şebnem, Alpar artık büyüdü, ben hâlâ genç kalmayı tercih ederim. Tek başıma kalmak, bu mutluluk yerine daha iyidir.
Bavullar taşınırken Nermin, Bu evde ne oldu? Kim neye karıştı? diye bağırır. Serkan utangaç bir şekilde kutuları asansöre koyar, Şebnemin bakışları buz gibi.
Kapı kapandı, Şebnem iki kilidi çevirir, bir an sessizlik olur.
Şebnem mutfağa girer, balkon kutusundan kahve makinesini alır, nazikçe temizler, tekrar yerine koyar. Taze kahve kokusu daireyi doldurur, yanmış yağ kokusunu siler.
Çalışma odasına yürür, sallanan koltuğu köşeye iterek, masayı yerine koyar, laptopu açar.
Telefon titreder, Serkandan bir mesaj: Şebnem, şu an Vildanın evindeyiz. Anne öfkesini topluyor. Özür dileriz, sakinleşince konuşalım, seni kaybetmek istemiyorum.
Şebnem bir saniye düşünür, ardından Bloke et tuşŞebnem, pencereden gelen yağmur damlalarını izlerken, kararlı bir nefes alarak yeni bir başlangıca doğru adım attı.




