“Sen Sadece Kıskanıyorsun!” – Anne, Şaka mı Bu? Restaurantlarda Lüks Akşam Yemeği, Yeni Bir Aşk ve Bir Anda Üzerine Yazılan Ev: Çocukların Gözüyle Orta Yaşta İkinci Bahar mı, Büyük Bir Aldanış mı?

Günlük Siz Sadece Kıskanıyorsunuz

Anne, ciddi misin? Gerçekten Kız Kulesi restoranına mı gidiyorsun? Orada kişi başı akşam yemeği en az beş bin lira! Hem de bir kişi için.

Burak anahtarı öyle bir sinirle askılığa fırlattı ki, anahtarlar duvara çarpıp yere düştü. Elif ise ocakta karıştırdığı sosun başından dönüp hemen kocasının bembeyaz kesilmiş parmak boğumlarını, titreyerek sımsıkı tuttuğu telefonu fark etti.

Bir süre daha Burak, dikkatle annesini dinledi telefonda. Sonra birden hışımla telefonu kapattı.

Ne oldu?

Burakın cevabı, mutfak sandalyesine bir ağırlık gibi çöküşü ve gözünü tabaktaki patatesten ayırmayışı oldu. Elif ocağı kapatıp ellerini bezle sildi, karşısına oturdu.

Burak?…
Annem tamamen kafayı yedi. Yaşlandıkça daha fenalaşıyor. Gözlerine baktım; kızgınlık ve çaresizlik öyle iç içe geçmişti ki, içim burkuldu. Sana şu dans grubundaki… Haluktan bahsetmiştim ya? Annemin yeni arkadaşı.

Başımı salladım. Kayınvalidemden bir ay kadar önce duymuştum Haluku; o zamanlar laf arasında, utanarak, masa örtüsünün ucuyla oynayarak bahsetmişti. Düşünsenize, elli sekiz yaşında dul, beş yıl yalnız kalmış, kültür merkezindeki dans kursunda biriyle tanışıyor Nazik, kadını valsle döndüren bir beyefendi.

O işte… Burak yemeği itti, Annem onu Kız Kulesine üç kere götürmüş, hem de son iki haftada… Adamı giydirmek için kırk bin lira harcamış. Geçen hafta Büyükadaya gitmişler, tahmin et, oteli ve turları kim ödemiş?
Nermin Hanım.
Tabii ki… Elini yüzüne sürdü. Annem bu paraları yıllarca biriktirdi. Tamirata, zor günler için… Şimdi üç ay tanıdığı bir adama harcıyor. Akıl alır gibi değil.

Sustum, uygun kelime arayarak. Kayınvalidemi iyi tanırdım; romantik, saf, çok güvenen bir kadındı. Elli yaşından sonra bile büyük aşka inanmayı bırakmamışlardandı.

Bak Burak… Elini tuttum, Nermin Hanım yetişkin bir kadın. Parası, kararı kendine ait. Karışma, şu an hiçbirimizi dinlemez zaten.
Elif, hata üzerine hata yapıyor!
Evet, hem de kendi hakkı. Hem bence abartıyorsun.

Burak omuz silkti ama elimi bırakmadı.

Böyle bakınca dayanamıyorum…
Biliyorum, canım. Ama onun hayatını sen yaşayamazsın bileğini okşadım. Sorumluluğu kendisi almalı, ister hoşumuza gitsin, ister gitmesin. Sonuçta, mantıklı bir kadın.

Burak başını eğdi, sustu.

…İki ay çabucak geçti. Haluktan konuşmalar azaldı. Kayınvalidem daha az aramaya başladı, konuşurken hep kaçamak yanıtlar verdi, bir şey saklarmış gibiydi. Ben de roman kendi kendine bitmiş sandım, endişelenecek bir şey kalmadı.

O yüzden Pazar akşamı kapı çaldığında ve karşımda Nermin Hanımı gördüğümde, başta ne olduğunu anlamadım.

Çocuklarım! İçeri girerken arkasında parfüm bulutu bıraktı. O bana evlenme teklif etti! Bakın, bakın!

Parmağındaki küçücük taşlı yüzüğü öyle mutlulukla gösteriyordu ki, neredeyse dev bir elmasa dönüşmüştü gözümde.

Evleniyoruz! Gelecek ay! O kadar iyi, o kadar… Yüzüne ellerini kapatıp, çocuk gibi güldü. Hiç sanmazdım ki bu yaşta… Bir daha böyle heyecanlanacağım…

Burak annesini kucakladı. O anda Burakın omuzlarının gevşediğini gördüm; belki de aslında her şey o kadar kötü değil, belki bu Haluk gerçekten kayınvalideme değer veriyor ve biz sadece boşuna vesvese yaptık diye düşündüm.

Tebrikler anne dedi Burak gülerek. Mutluluğu hak ediyorsun.
Ben de evi üzerine yaptım, artık tam anlamıyla bir aileyiz! dedi Nermin Hanım birden. Zaman dondu sanki.

Nefes alamadım. Burak istemsizce irkildi.

Ne… ne dedin?
Evi. Elini salladı, yüzümüzdeki ifadeleri fark etmedi. O bana güveniyor, ben de ona güveniyorum. Aşk böyle bir şey çocuklar! Güven olmadan aşk olmaz ki.

Salonun saatinin tıklaması duyuluyordu.

Nermin Hanım dedim, çok yavaş. Üç aydır tanıdığınız birinin üzerine evi yaptınız? Üstelik daha nikah olmadan mı?
Eee ne olmuş? Çenesini yükseltti. Ona güveniyorum, o farklı biri, sizin sandığınız gibi değil. Zaten hakkımda kötü düşünüyorsunuz, biliyorum!
Öyle bir niyetimiz yok dedim. Sadece… En azından nikah olana kadar bekleyebilseydiniz? Neden acele ettiniz ki?
Anlamıyorsunuz siz. Bu, sevgimin kanıtı. Kollarını kavuşturdu. Siz ne anlarsınız ki gerçek duygulardan, güvenden?

Burak dişlerinin arasından zorla konuştu:

Anne…
Hayır! Ayağını yere vurdu; o anda karşımda olgun bir kadın değil, öfkeli bir ergen kız vardı. Hiçbirinizi dinlemek istemiyorum! Hepiniz sadece benim mutluluğumu kıskanıyorsunuz! Hep bozmak istiyorsunuz!

Ardına bakmadan çıkıp gitti, kapı gürültüyle kapandı, vitrinde camlar titredi…

…Düğün de sade oldu. Kadıköy Nikah Salonu, ikinci el gelinlik, üç güllük minik bir buket. Ama Nermin Hanım ışıl ışıldı; sanki Pariste evleniyordu. Haluk ise şık takım elbisesiyle, kurnaz bir tebessümle bir centilmen portresi çizdi: ellerini öptü, sandalyeyi çekti, şampanya koydu. Mükemmel damat…

Haluka bardak arkasından uzun uzun baktım. Bir terslik vardı. Özellikle gözlerinde… Nermin Hanıma bakarken gözleri donuktu, hesapçaydı. Tüm şefkati sahte geliyordu. Ama bunu söylemek neye yarar ki? Zaten kimse dinlemeyecekti.

…İlk aylarda Nermin Hanım sık sık aradı; mutlulukla yeni gittiği restoran ve tiyatro hikayelerini anlattı.

Çok düşünceli! Hiç sebep yokken dün bana güller aldı!

Burak başını sallıyor, sonra uzun uzun sessizce önüne bakıyordu. Ben bir şey sormadım. Bekledim.

Bir sene çabucak geçti.

Sonra kapı yeniden çaldı.

Kapıyı açtığımda neredeyse tanıyamadım kadını. Kayınvalidem on yaş yaşlanmış gibiydi; yüzü buruş buruş, gözleri çökmüş, omuzları düşük. Elindeki valiz ise, yıllar önce Büyükadaya giderkenki valiz.

O beni evden attı. Nermin Hanım hıçkırdı. Boşanma davası açtı, gönderdi beni. Ev… artık resmiyette onun.

Sessizce kenara çekilip onu içeri aldım.

Çay hemen kaynadı. Kayınvalidem koltukta oturmuş, bardağı iki eliyle sımsıkı tutmuş sessizce ağlıyordu.

Çok sevdim onu. Her şeyimi verdim. Ama o… o sadece…

Lafını hiç kesmedim. Sırtını okşadım. Gözyaşı bitene dek bekledim.

Burak bir saat sonra eve geldi. Kapıda kalakaldı, annesini o halde görünce yüzü bir taşa dönüştü.

Oğlum… Nermin Hanım ellerini uzattı. Oğlum, kalacak yerim yok Beni bırakmazsın değil mi? Bir odada kalayım, zaten yer kaplamam. Çocuklar, ebeveynlerine bakmak zorunda, bu…
Dur. Burak elini kaldırdı. Bir dakika, anne.
Param bitti. Her şeyimi ona harcadım. Emekli maaşı yetmiyor, biliyorsun…
Uyardım seni.
Ne?
Uyardım. Burak kanapeye öylece çöktü: sanki sırtına taşlar yığılmış gibi. Demedim mi, acele etme diye? Dedim, önce insanı tanı. Dedim, evi üstüne yapma. Ne dedin bana o zaman?

Nermin Hanım yere bakıyor.

Gerçek sevgiyi bilmiyorsunuz, mutluluğumuzu kıskanıyorsunuz. Bunu söyledin! Her şeyi gayet iyi hatırlıyorum anne!
Burak… Araya girmek istedim, ama Burak başını salladı.
Hayır. Duyacak şimdi. Döndü annesine. Sen yetişkin bir kadınsın. Sen seçimini yaptın. Seni durdurmaya çalışan herkesi dinlemedin. Şimdi ise her zamanki gibi faturayı bize ödettirmek istiyorsun.
Ama ben senin annenim!
Zaten o yüzden kızıyorum! dedi Burak, sesi titredi. Yeter anne! Sürekli saçma kararlar alıp sonra gelip yardım istemenden bıktım!

Nermin Hanım iyice büzüldü, küçücük kaldı.

O beni kandırdı oğlum. Gerçekten çok sevdim, inandım…
İnanmak… Burak saçını geriye attı. O kadar inandın ki, bir yabancıya babamın aldığı evi teslim ettin. Harika, anne. Gerçekten harika. Bu ev babamın emeğiydi!
Affet beni dedi, gözyaşları yeniden süzülerek. Kör olmuşum, ama lütfen Bir şans daha ver. Bir daha asla…
Yetişkin olmak, yaptığına sahip çıkmak demek. Artık sesi çok düşük, yorgundu. Bağımsızlık istedin ya, işte. Şimdi kendine ev bul. İş de bul. Nasıl yaparsan yap.

Nermin Hanım ağlaya ağlaya çıktı. Merdiven boşluğunda hıçkırıkları yankılandı.

O gece Burakın yanındaydım, sessizce elini tuttum. Hiç ağlamadı. Tavana uzun uzun baktı, bazen derin iç geçirdi.

Doğru yaptım mı sence? Sabahın ilk ışıklarıyla sordu Burak.
Evet yanağına dokundum. Sert oldu. Acıttı. Ama doğru olanı yaptın.

Sabah Burak, annesini aradı, İstanbulun bir kenar mahallesindeki eski bir apartmanda oda kiralayıp altı aylık peşin ödedi. Sonra şöyle dedi:

Bundan sonrası sana ait anne. Dava açarsın, yardım gerekirse ederiz. Ama bizimle kalamazsın artık…

Bu konuşmayı dinlerken adalet üzerine düşündüm. Bazen en sert ders, insanı kendine getirendir. Kayınvalidem, kendi körlüğünün acı bedelini yaşadı.

İçim bir garip oldu. Hem buruk, hem huzurlu. Yine de içimde bir yerde, her şeyin bir şekilde yoluna gireceği umudu vardı. Nasıl bilmiyorum ama düzelecek gibi…

Rate article
Lifequest
“Sen Sadece Kıskanıyorsun!” – Anne, Şaka mı Bu? Restaurantlarda Lüks Akşam Yemeği, Yeni Bir Aşk ve Bir Anda Üzerine Yazılan Ev: Çocukların Gözüyle Orta Yaşta İkinci Bahar mı, Büyük Bir Aldanış mı?