Hiçbir Sihir Yok: Yeni Yıla Bir Gün Kala, Leman’ın Arızalı Çamaşır Makinesi, Kurnaz Kedisi Vasfi, Dostlarla Kriz ve Kahkaha Dolu, Sürprizli Bir Türk Yılbaşı Gecesi – Anneanne Vali’den Sevgi Dolu Notlar, Olaysız Geçmeyen Sofra Hazırlıkları, Unutulan Pasta, Teyze Gül’ün Koca Kabı Dolusu Zeytinyağlı ve Aile Reçetesiyle Mutluluğun Sırrı

Günlük 31 Aralık, İstanbul

Yılbaşı yaklaşıyor; hem de hızla, sanki kontrolden çıkmış bir Marmaray treni gibi. İçimdeki telaş bana nefes aldırmıyor. Sanki Sirkeci Garında durmuşum, biletim yok, tren kaçıyor ve biliyorum ki mutluluk da o trenle birlikte gidiyor olacak. Yılbaşı ruhu dersen, o da yok; sanırım bu sene hiç olmayacak. Kime ne diye bu kadar insanı eve davet ettim? Kim ister yılbaşını şanssız birinin evinde geçirmek ki?

***

31 Aralık sabahı tam bir felaketle başladı. On yıl boyunca sorunsuz çalışan çamaşır makinem, kendi kendini emekliye ayırmaya karar vermiş. Banyoda minicik bir gölet oluştu, ayakkabım kaydı ve dizim hala sızlıyor. Yılbaşı arifesinde usta bulmak gerçekten Kız Kulesini sırtında taşımak gibi. Sinirden ellerim titriyordu ama yorgunlukla da olsa bir tesisatçı buldum, sonunda rahata ermiş gibi hissettim. Keşke işler burada bitseydi…

Ama asıl felaket öğlen oldu. Turuncu kedim Fındık, evdeki minik gurme, o kadar hazırladığım sucukları bulmuş; yılbaşı salatam için ayırdığım bütün sucuğu mideye indirmiş. Bana ise biraz bezelye ve turşu kalmış. Neyse ki, felaket bununla da sınırlı kalmadı.

Bu arsız kedi, pencereye konan bir serçeye hamle yapmak isteyince, büyük salon çiçeğini devirdi. Çiçek saksısı yere düşünce, dalındaki çam ağacının ışıklı süsüne dolandı ve o eski, çok sevdiğim ışıklarım bir anda sönüverdi. Toprak, kırık saksı, yıkılmış süsler… Hepsi birbirine karıştı, yıllardır sakladığım çocukluk oyuncaklarım bile dağıldı. O an gözyaşlarım akar mı, zor tuttum kendimi.

Daha sonra bir de sürahi kırıldı. Tavuk yandı. Ve en son darbe: Misafirler gelecekken pastayı almayı unuttuğumu fark ettim! Panikle Nilgün ablamı aradım.

Nilgün, yandım! Pastam yok!
Sakin ol, dedi neşeli sesiyle, ben geldim zaten, in hadi; hemen hallederiz.
Sen neredesin?
Dış kapının önündeyim dedim ya!

Aşağı indiğimde manzara muhteşemdi: Nilgünün arabasının yanında en yakın dostum Gözde, elinde dev bir poşet, onun yanında yengem Hatice elinde koca bir kabın içinde kısırla bekliyor.

Koca leğenle kısır getirmişsin yenge, neden? dedim şaşkınlıkla.
Aman, her ihtimale karşı yavrum! dedi, her zamanki gibi gereksiz tavsiyelerle ben buradayım mesajı vererek. Artık sizin yemek anlayışınızı biliyorum. Bütün gece uzun, bir şeyler lazım olur. Salata var mı bari?
Omuz silktim, kendi halime güldüm.

Biz pastayı almak için markete koştuk. Gözde ise odada rengarenk yılbaşı süslerini asmaya başladı. Yaramaz Fındık elbette hemen onları kendi uzay mekiği kostümü gibi vücuduna sardı.
Sonunda Nilgün’ün eşi Erdem yetişti, iş çıkışı gelmişti. Tabii Fındık süslerden ancak beni görünce sıyrılıp Erdemin kolunu tırmaladı. Yine de kimse morali bozmadı, herkes bir ucundan yardım etti.

Erdemin yardım dediği ise, Salata ruhtur, lezzet tarifin ötesindedir, gibi felsefi cümleleri masaya atmak oldu. Fakat Nilgün ve ben başka yardıma gerek duymadık.

Begüm, bu kutu da neyin nesi? diye bağırdı içeriden Gözde. Üzerinde Mutlu Yıllar yazıyor. Kenarında da not var: Gece yarısı açınız. Bedia Nine.

O an aklıma geldi. Ayy, unuttum Nilgün! Bedia Nine yılbaşına özel bu kutuyu bırakmıştı. Saat iki gibi açarsınız, size sürprizim var, demişti.
Hadi açsak şimdi? dedi Nilgün merakla.
Sakın, bak Ninem anlar vallahi. Belki şifreli falan! Her dediğini dinleyelim, sabredelim.

Bu gizem hepimizi bir araya getirdi. Yenge Hatice bile kanepeye iyice yanaşıp kutuya gözüyle kelepçe taktı.

***

Ardından Cumhurbaşkanının konuşmasını izledik, yeni yıla doğru şampanya kadehlerimizi tokuşturduk. Fındıkın salatasını afiyetle yedik, epey güldük ve sohbet ettik.

Saat ikiye yaklaşınca, kutu elime aldım: İşte Bedia Ninenin sürprizi zamanı!
Kutuyu açmak Erdemin göreviydi. Usulca kapağı kaldırdı.
İçinde para, eski fotoğraflar yoktu. Onun yerine pamukların üzerinde, renkli kurdeleler ile sarılmış, her birinin üstünde isimler yazan onlarca mini not vardı.

Ne bu böyle? dedi şaşkınlıkla Erdem.
İlk notu ben aldım, üstünde Begüm yazıyordu. Okudum:

Begümcüğüm, güzel torunum. Yine mi ters giden işlerin oldu? Makinen mi bozuldu, kedi sucukları mı yedi? Dert etme. Her sıkıntı pizza siparişi vermek ve en sevdiğin diziyi izlemek için bir bahane sadece. Pastayı sabah da alırsın. Yanında sevenlerin olsun yeter. Seni dünyalar kadar çok seviyorum.

Bir saniyelik sessizlikten sonra kahkahalar başladık. Ağlaya ağlaya güldüm.
Nasıl tahmin etmiş, dedim, gerçekten büyü mü bu?
Tamamen büyü, dedi yenge Hatice gizemli sesle.
Benimkini de aç! dedi sabırsızca Nilgün.

Onun notu şöyleydi:
Nilgüncüğüm, Erdemle küçük şeyler için tartışmayı bırak. Sarıl ona. O iyi bir adam, konuşmayı da seviyor. Konuşursa öp bak, en etkili çözüm İkinizi de çok öpüyorum!

Erdem kıpkırmızı olup Nilgünü öptü, herkes alkışladı.

Sıra Gözdedeydi, kendi notunu okudu:
Gözdeciğim, hayat arkadaşını barlarda arama, mahalledeki kitapçı ya da markette ara. Orada düzgünleri var. Ve saçlarını mor yapmaktan vazgeç, sana kendi rengin yakışıyor.

Gözde dondu kaldı. Gizlice saçı iki gün önce boyadığını kimseye anlatmamıştı.

Sonunda yenge, notunu saygıyla açtı:
Haticeciğim, sen bizim akıllımız, her zaman önerin var. Ama şunu unutma, bazen en iyisi susup bir dilim pasta yemektir. Sarılıyorum sana.

Yengenin yanakları kıpkırmızı oldu, sessizce masadan bir pasta aldı ve sonra hiç konuşmadı. Herhalde ilk kez o akşam nasihatsiz bir gece geçirdik!

Gülüşmelerimiz, sohbetimiz, sabaha kadar sürdü.

Ertesi sabah, Begüm yani ben, bütün notları güzel bir kavanoza toplayıp, görünen bir rafta sakladım. Bu notlar sadece iyi dilek değil, Bedia Ninemin mutluluk tarifi gibiydi: Kaosu önemseme, tersliğe gül, yanında olanları sev, canının istediğini ye ama abartma; ve en önemlisi, bir yerlerde seni seven birinin varlığını bil. Her zaman.

Yeni yıla böyle girdik; sihir yoktu belki ama asıl mucize sevgiydiVe işte o gece, yılbaşı telaşıyla başladığım günü, bir kutu dolusu sevgiyle, kahkahalarla ve Bedia Ninemin şaşırtıcı bilmişliğiyle tamamladım. Ertesi sabah pencereden şehre baktığımda, Sirkecide kaçan trenin aslında çok da önemli olmadığını, o trenin yerine gelen başka, içi dostlukla, kucak dolusu neşeyle dolu bir trenin tam evime yanaştığını hissettim.

Hayat, eski yılın çamaşır makinesi arızası ve yanan tavuklarını unutup gidenlerle değil, beklenmedik anda gelen gülüşlerle, küçük mucizelerle ilerliyormuş meğer. Bedia Ninemin notları, her sabah başucumda bir tebessüm olup bana göz kırptı: Hayat bazen dağılır; sen yine de topla, yine de gül. Ve ardından her sabah Fındık bir koluma, mutluluksa öbür koluma dolanarak inadına renkli, umut dolu bir yeni yıl başlattılar bana.

O geceden sonra anladım: Her aksaklık, her telaş, belki de unutulmaz bir hikâye için ufak birer davetiye Ve bir kutu içindeki sevgi notları, çoğu zaman bütün yılın en güzel hediyesi olabiliyor.

Yepyeni bir yıl ve bu kez, hiçbir treni kaçırmadım. Çünkü evimde, kalbimde, yanımda olanlarla zaten varmam gereken yerdeydim.

Rate article
Lifequest
Hiçbir Sihir Yok: Yeni Yıla Bir Gün Kala, Leman’ın Arızalı Çamaşır Makinesi, Kurnaz Kedisi Vasfi, Dostlarla Kriz ve Kahkaha Dolu, Sürprizli Bir Türk Yılbaşı Gecesi – Anneanne Vali’den Sevgi Dolu Notlar, Olaysız Geçmeyen Sofra Hazırlıkları, Unutulan Pasta, Teyze Gül’ün Koca Kabı Dolusu Zeytinyağlı ve Aile Reçetesiyle Mutluluğun Sırrı