Eskiden, bir kış akşamı Bursanın ayakkabı atölyesinde gürültüler ansızın durdu. Şef kadın, Hanımefendi Şahin, kollarını çaprazlayıp soğuk bakışlarıyla ince bir kadına odaklandı: Meryem, gözleri büyük ve yorgun bir işçi. Çevrede deri kokusu, yapıştırıcı ve kışın çamuru hâkimdi.
Meryem çantasını çocuğu gibi göğsüne sardı, sonra başını salladı.
Lütfen
Kamera her şeyi görecek, dedi Şahin, sesini yükseltmeden. Çıkar tamamını.
Meryemin titreyen parmakları fermuarı açtı. Bir kağıt torbasına sarılmış bir sandviç, kalın çoraplar, yemek kuponları ve sonunda küçük bir çift bot çıktı: kahverengi deriden, içi yumuşak kürkle dolu, yan tarafında iki gümüş yıldız süslenmiş. Kışın bir süsü gibiydi.
Kime? diye sordu Şahin, daha kısık bir sesle.
Meryem bir an durup yutkunmuş:
Bana kızı Badenin. Ayakkabıları yırtık, ayakları buz gibi.
Neden avans istemedin? diye sordu Şahin.
Garanti verecek kimsem kalmadı, arayacak kimsem yok. Ben yalnızım; babası gitti.
Atölyeden bir öksürük duyuldu. Bir meslektaşı öne adım attı, ama durdu. Şahin botları eline aldı, dikişlerini okşadı, fermuarı çekti. Mükemmeldikendi emeği, bizim ürünümüz. O anda çocuğun ayak numarasını, 29 yazdığını fark etti.
Seni hırsızlık için işten çıkarıyorum, biliyorsun, değil mi?
Meryem başını salladı, gözyaşı yoktu; utanç sessizdir.
Lütfen bir gün daha bırakın. Yarın Aziz Nikolaın gecesi.
Pazarlık etmiyorum, dedi Şahin, kısaca. Eve git. Ben seni ararım.
Meryem kapıdan itilir gibi dışarı çıktı; atölye tekrar çalışmaya koyuldu. Akşam, Şahin ofisinde kayıtları tekrar izledi. Meryemin o botları uzun uzun incelediği, ışığa tutarak kürkü görmek istediği, tabana bir saniye dokunup sonra çantaya sıkıştırdığı anı gördü. Masada unutulmuş çay yanında Yılbaşı ikramları, yemek kuponları, primler yazılı bir not defteri vardı; soğuk ayakkabılarla ilgili bir şey yoktu.
Şahin telefonla Meryemin adresini çalışan dosyasından buldu, bir kağıda not etti ve depo odasına gitti. Aynı numara, aynı kürk, yeni bir çift bot seçti; paketleme kızlarından birine kırmızı bir kurdele takmasını istedi ve çıktı.
Kar taneleri ince ince yağıyordu. Meryemin eski mahallesinin karanlık ve soğuk merdivenleri, kollarını sımsıkı tutuyor, üçüncü kata çıkıp kutuyu taşıdı ve çaldı.
Kapıyı Bade, iki tel örgülü sevimli saçlı bir kız, açtı. Üzerinde ince bir pijama ve eşleşmeyen çoraplar vardı.
Anne yok mağazada ekmek alıyor.
O zaman bir dakikalığına girebilir miyim, eğer izin verirseniz, dedi Şahin gülümseyerek.
Koridor, ocaktan yükselen sıcaklıkla doluydu, ama oda yoksulluk ve endişe kokuyordu. Masanın üzerindeki eski bir çorap, turuncu kalemle Noel Baba yazılmıştı; belki de bir işaretti.
İsmin ne?
Bade. Siz kimsiniz?
Ben annenin işinden bir arkadaşım.
Şahin kutuyu masaya koydu.
Bade, akşam kim geleceğini biliyor musun?
Noel Baba. Ama geçen yıl adresi karıştırmış, bizim pencereye bakmış, bir şey bulamamış. Belki komşuya gider, onun penceresi büyük.
Noel Baba asla yanılmaz, dedi Şahin boğazını sıkı tutarak. Bazen insanların dertleri arasında kaybolur, ama cesur bir kalp bulduğunda asla unutmaz.
Kutuyu açtı; botlar odayı sıcak bir ışık gibi doldurdu. Bade ağzını açtı.
Bana mı?
Sana. Ayakların ısınsın, başın dik kalsın.
Kürkü okşadı, hiç tereddüt etmeden sarıldı. Bu, bir çocuğun iyiliği tanıdığında yaptığı kucaklamaydı.
Bir kez daha kapı çaldı: Meryem, yanakları soğuktan kızarmış. Şahini görünce bir an durdu.
Hanımefendi özür dilerim. Yarın botları getiririm
Artık bir şey getirme, dedi Şahin yavaşça. Bunlar Badeye.
Gideceğim, biliyorum
Gitme. Yarın işe gel. Bir plan yapalım; kışlık sabit avans, bir saat erken çıkış, kızını kreşe götürme imkânı, ihtiyacın olursa arayacağımız bir liste. Fabrikada İyi Taban adında bir dayanışma kutusu oluşturacağız.
Meryem başını salladı, kelimeler ayaklarını tutmadı. Gözleri doldu, Teşekkür ederim demek istedi ama gözyaşları engelledi.
Neden?
Çünkü bir ayakkabı fabrikası yönetmek istemiyorum. İnsanları ayakta tutmak, sadece bot yapmaktan öte bir şey. Bugün bu küçük kızdan bunu öğrendim.
Bade yeni botların kürkünü parmaklarıyla okşadı. Merdivenlerden bir komşu kapıyı çaldı, rüzgar topuklarda hışırtı yaptı, kar yoğunlaştı. Mutfağın içinde çorba evin kokusunu yaymaya başladı. Şahin geceye hafif bir kalple çıktı.
Ertesi gün atölyede çalışanlar büyük bir kutu buldu; üzerinde el yazısıyla İyi Taban bizim kışlarımıza yazıyordu. İçinde kalın çoraplar, eldivenler, bağış yemek kuponları, botlar vardı. Kızlar birbirine baktı ve gülümsedi.
Derinin ve yapıştırıcının hâlâ yükseldiği o atölyede bir şey değişmişti; sanki yeni bir astar takılmıştı. Ve uzun bir süredir, kış bir ceza değil, sadece bir mevsim gibi görünmeye başladı.
Bazen hırsızlık ile yardım çığlığı arasındaki tek şey bir çocuğun tabanı olur. Önce dinlersen, sadece bir işi kurtarmaz, birinin dünyada yürüyüşünü de kurtarırsın.




