AİLE Mİ?

14 Temmuz 2024, Pazartesi

Bugün akşamın erken saatlerinde telefon çaldı. Eylül, kızım, gözyaşları içinde bağırarak Kıvançı hemen çağır! Üç küçük çocuğu ateşli, kıpır kıpır. Tek başıma onlara götürüp hastaneye ulaşamam dedi. İçimde bir sıkıntı dalgası yükseldi; Eylülün yalnız kalması beni derinden etkiledi.

Şimdi halledeceğim, canım. Endişelenme, diye sakinleşmeye çalıştım. Telefonu kapatıp, aceleyle Kıvançın numarasını aradım; aklım hâlâ üç hasta çocuğu, Eylül ve evde yalnız kalan eşimle doluydu. Üç çocuğun durumu acil, ama Kıvanç işte, çalışıyor.

İlk zil sesi, ikinci, üçüncü sonunda Kıvanç cevap verdi. Anne, selam, diyerek aceleyle konuştu.

Kıvançım, bir sorun var, dedim. Eylül aradı. Üç çocuğu hastalanmış, hemen bir doktora gitmeleri lazım. Kocan işte, izin alamıyor. Sen gelip onları götürebilir misin? Çok uzun sürmeyecek.

Kıvançın sesinde bir tereddüt belirdi. Anne, bugün Aylinin doğum günü. Restoran rezervasyonunu iki hafta önce yaptık. Şimdi şehir dışına gitmek, akşam yemeğini kaçırmak… O yüzden ben gelemeyeceğim. Dedikten sonra bir an sessizlik hâkim oldu; arkasından bir hışırtı duyuldu.

Anne, bugün gerçekten bir şey yok, dedi Kıvanç, uzun bir iç çekişle. Aylinin doğum günü; restoranı ayarlamıştık. Şimdi Eylülün evine gitmek zor, taksi de bulamıyoruz. Benim planım değişmez.

Telefonum daha da sıkı bir şekilde elimde kaldı, ter içinde kalmış ellerim numarayı tekrar tuşlamaya çalıştı. Kıvançım, çocuklar hasta! senin yeğenlerin! diye bağırmaya çabaladım, fakat sesim hâlâ çıkmıyordu.

Anne, anlıyorum ama planlarımız var. Bir taksi çağırabilir ya da siz babalar yardım edersiniz. Sorun ne? dedi Kıvanç, duygusuz bir ses tonuyla.

Ben koltuğa çöküp, bacaklarım titredi. Baba işte! diye haykırdım. Tek başıma üç çocuğu taşıyamam! Temel şeyleri anlamıyor musun?

Kıvanç bir kez daha sertçe yanıtladı. Üzgünüm, ama bu benim sorunum değil. Çocuklar Eylülün sorumluluğu. Kendi başına halletmesi gerekir. O an öfkem patladı. Bu senin ailen! Kardeşim! Bir kez bile yardım edemez misin?

Kıvanç: Yapamam! Artık hazırlık yapıyoruz, üzgünüm, diyerek hattı kapattı. Kısa bip sesleri kulaklarımı delerken, ekranın soğuk parıltısına bakıp bir kez daha numarayı çevirdim. Tekrar sessizlik.

İçimde bir ateş belirdi; Kıvançın bu tavrı beni derin bir hayal kırıklığına sürükledi. Hemen kayınvalidemi aradım; belki Ayşe, bir şeyler söyleyebilir.

Evet, Ayşe Hanım? diye yanıtladı hemen.

Anne, sevgili Neden Kıvançtan yardım istemiyorsun? Onun yeğenleri hastalanmış! Eylül yalnız kalacak! diye çabukça söylemeye çalıştım.

Ayşe sakin bir tonla, hatta biraz kayıtsızca konuştu. Çocukların sorumluluğu ebeveynindir. Taksi ya da ambulans çağırabilirsiniz. Eylül artık yetişkin; sorunu kendi başına çözer. Sözleri bıçak gibi çarptı.

Nasıl bir taksiyle üç hasta çocuğu taşırız? Çok küçücük! diye çığlık attım. Eylül tek başına yapamaz!

Ayşe hâlâ aynı kayıtsız tavırla, Bu onun çocukları, Ayşe Hanım. Biz akşam planımızı önceden yaptık; başkalarının sorunları bizi bozmasın, dedi.

Öfkem bir volkan gibi patladı. O zaman, kendi çocuklarınızla bile ilgilenmeyecek misiniz? diye bağırıp telefonu kapattım.

Günler sis gibi geçti. Kıvanç beni bir daha aramadı; ben de ona bir şey söylemedim. Gece uyuyamadım; aklımda o konuşma çalkalandı. Kıvanç nasıl böyle bir şey söyleyebildi? Çocuk yetiştirmede neyi eksik yaptım?

Kocam birkaç kez konuşmaya çalıştı, ama ben ona karşı duyarsız kaldım. Kendi içimde sorular dökülüyordu. Dördüncü gün akşamı, dayanamadım ve Kıvançın evine gitmeye karar verdim; göz göze bakıp sorunu çözmek istedim.

Kapıyı Ayşe açtı; şaşkınlıkla ama sessizce geri çekildi. Ben içeri girdim, ceketi bile çıkarmadım.

Kıvanç nerede? diye bağırdım.

Odada, dedi Ayşe, kapıya işaret ederek.

Kapıyı açtığımda Kıvanç gözlerimle buluştu. Bir an için bir şey kıpırdadı, ama yüzü çelik gibi dondu.

Anne, ne oldu? diye kaşlarını kaldırdı.

Nasıl olabildin? diye bağırdım. Dört gün içinde birikmiş bütün öfkem bir anda dışarı taştı. Çocukların hastalığını reddettin! Kardeşine nasıl davranabilirsin? Seni böyle yetiştirmedim! Ben sana bencil ve duyarsız bir insan olmadığını öğretmeye çalıştım!

Kıvanç yavaşça ayağa kalktı, yüzü neredeyse kayıtsız. Anne, taksi çağırabilirdin. Ben de evine gidip çocukları götürürdüm. Tüm işlerimi bir anda bırakmam mümkün değil, dedi omuz silkerken.

Durakladı, gözlerimi direkt bana dikti. Marina demek ki Eylül bir daha bizimle konuşmuyor, çünkü daireyi satın aldığımızdan beri kapandı. Altı aydır böyle Şimdi bir şey istediğinde kapıyı çalması zor.”

Ben boğazımda kelimeler düğümlendi. Eylül üç çocuğu kiralık dairede yaşıyor, diyerek zorla söyleyebildim.

Kıvanç, dedi, senin ve Ayşenin iki yatak odalı eviniz var, çocuk yok. O yüzden onun sıkıntısı bize dokunmuyor.

Ayşe, elleri çapraz, sessizce izliyordu. Her şeyi konuşur, ama bizim işimiz değil, dedi.

Ben bir adım ileri attım, yumruklarım istemsizce sımsıkı kenetlendi. Bu nasıl? Kardeşin! Kendi kanın! diye seslendim. Ailen! Bir kez bile yardım edemezsin!

Benim ailem Aylin, diye Kıvanç yükseldi. Eylülün sorunlarını önce düşünmesi lazım!

Eylül kendi isteğiyle üç çocuğu dünyaya getirdi! Kimse onu zorlamadı! Ben bir şeyler yapmaya mecbur değilim! dedi Kıvanç bağırarak.

Ben ona bencil diye bağırdım. Sadece kendini düşünüyor! Kız kardeşin çocuklarıyla boğuşurken sen bir an bile yardım edemezsin!

Kıvanç alayla, Yardım? Neden birine yardım etmeliyim ki? Yarım yıldır konuşmuyoruz. Çocuklar artık bebek değil; Eylül bir yetişkin. Sadece seni dinlemekle yetiniyor, dedi ve sessizleşti.

Sen kalpsiz birinsin! diye haykırdım, gözlerim yaşla doldu. Ben seni böyle yetiştirmedim! Her zaman birbirimize yardım etmemiz gerektiğini söyledim!

Kıvanç bir an sustu, ardından Ailem artık Aylin, diyerek konuşmasını bitirdi. Eylül bir zaman önce kendi başına düşünmeyi öğrenmeli.

Ben dışarı koştum, merdivenlerde durdum. Nefesim kesildi, içimde bir yangın yandı. O kadar öfke, o kadar hayal kırıklığı O kadar kırgınlık

Soğuk sokak rüzgarı yüzümü yakıyordu ama bir nebze de rahatlatıyordu. Akşam otobüs durağına yöneldim, aklım hâlâ aynı sorularla doluydu: Neden evladım böyle davrandı? Ben neyi eksik yaptım?

Otobüsün camından dışarı bakarken, içimde bir şey kırıldı; bir şey sonsuza kadar değişti. Belki bir gün Kıvançı affeder, belki de hiçbir şey geri gelmez. Yine de bu anı, aile bağlarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Bugün öğrendim ki; sevgi ve sorumluluk, sadece güzel anlarda değil, hastalık ve sıkıntı anlarında da ortaya çıkar. Birbirimize omuz vermek, aileyi güçlü tutar; aksi takdirde yalnızlık, en yakın kanı dahi soğutur. Bu ders, kalbimde bir taş gibi ağır, ama bir o kadar da değerli.

Rate article
Lifequest
AİLE Mİ?