Ertelemeyle Geçen Bir Hayatın Güncesi
Bugün, 60 yaşına bastım. Ne arayan oldu, ne soran… Yakınlarım, telefon ile dahi kutlamadı doğum günümü.
Bir kızım, bir oğlum, iki torunum ve bir de eski eşim var. Kızımın adı Füsun, 40 yaşında. Oğlum Emir ise 35 yaşında.
İkisi de İstanbulda yaşıyor. Prestijli üniversitelerden mezun oldu her ikisi. Akıllı, çalışkan çocuklar. Füsun, üst düzey devlet memuruyla evli; Emir ise büyük bir iş adamının kızıyla. Kariyerleri sağlam, mal varlıkları da öyle. Hem devlet işi, hem kendi işleri var. Her şeyleri yolunda, istikrarlı.
Eski eşim, Emir üniversiteden mezun olduğunda gitti. Bu tempoya daha fazla dayanamadığını söyledi. Halbuki kendisi sakin bir hayata alışkındı; hafta sonları arkadaşlarıyla, ya da kanepede geçirirdi, yaz tatillerinde ailesine Akdenize giderdi. Ben ise ne tatil gördüm, ne izin kullandım; fabrikada mühendis, fabrikanın idaresinde temizlikçi, haftasonları ise mahalledeki markette paketçi olarak çalıştım. Sabah 8, akşam 8. Pozisyonum neyse, yardımcı odaları da ben temizledim.
Kazandığım paranın hepsi çocuklara gidiyor. İstanbul pahalı şehir; üniversite masrafları desen ayrı dert, güzel giyinmeleri lazım, yemek ve eğlence de cabası.
Kendim ise eski giysiler giyerken, bir yerlerini yamadım, ayakkabıları tamir ettim. Temiz ve düzenliydim, bana yetiyordu. Eğlence diye tek lüksüm, o da hayallerimde Bazen rüyamda gülerek mutlu bir genç kız oluyordum.
Adam gittiği an arabasını değiştirdi, pahalı, lüks bir şey aldı. Demek ki yıllardır biriktiriyormuş. Beraberken, tüm giderler bana aitti, yalnızca kira ona düşerdi; kira öder, başka hiçbir yükü olmazdı. Çocuklar da benim hakkım oldu
Yaşadığımız ev bana babaannemden kaldı. Güzel, bakımlı, yüksek tavanlı iki odalı eski bir apartman dairesi. Bir küçük kiler vardı, 8 metrekare, penceresi de var; orayı baştan yaptım, yatak, masa, dolap, raf, hepsi sığdı; kızım orada kalıyordu, ben ve Emir bir odada. Ben zaten yalnızca uyumaya gelirdim. Adam, oturma odasında yaşardı. Sonra Füsun İstanbula gitti, onun odasını ben aldım. Emir kendi odasında.
Eşimle sessiz sedasız ayrıldık; ne kavga ettik, ne de mal bölüşümü. Yaşama isteği yoktu artık; ben ise yorgunluktan derin bir nefes aldım Artık üç çeşit yemek, tatlı, komposto hazırlamama gerek yoktu. Onun çamaşırlarını, çarşaflarını yıkamama, ütülememe gerek yoktu. O zamanlarda ilk defa izin alıp kendime zaman ayırdım.
Geriye bir sürü hastalık kalmıştı; bel fıtığı, eklem ağrısı, diyabet, tiroid, sinir yorgunluğu İlk kez, işten izin alıp tedaviye başladım. Ek işlere devam ettim. Biraz toparlandım.
Banyo için harika bir usta tuttum, on beş günde tuvaletimi yeniledi. Mutluluk! Kendi hayatım için, kendi ellerimle bir şey yapmak!
Yıllarca çocuklarıma, para gönderdim doğum günlerinde, bayramlarda, 8 Martta, 23 Nisanda. Sonra torunlar eklendi. Hiç ara vermedim, ek iş şart oldu. Kendime ayıracak bütçe yoktu. Bana bayramlarda nadiren dönerler, çoğunlukla ben ilk aradığımda. Hediye de hiç gelmez.
Ama en çok üzüldüğüm, ne Emirin ne de Füsunun nikahına beni çağırmamış olmaları.
Kızım açıkça dedi; Anne, sen oraya uymazsın, orada bürokratlar olacak. Emirin düğününü ise Füsundan öğrendim, düğün sonrası! Neyse ki düğün için para istemedi ikisi de
Hiçbiri ziyarete gelmiyor; defalarca çağırdım. Füsun, “Benim ne işim var o kasabada?” dedi (oysa milyonluk il merkezi burası). Emir, hep Anne, zaman yok! der.
Her gün İstanbula 7 uçak var, iki saatte buradasın
O yıllara ne ad verirdim? Herhalde bastırılmış duygular dönemi derdim.
Bazen Scarlett OHara gibi bunu yarın düşünürüm diyordum
Gözyaşımı, acımı içime gömüp, duygularımı öyle bastırdım ki Bir robot gibi yaşadım, durmadan çalıştım.
Sonrasında fabrikayı bir İstanbullu şirket aldı; yeniden yapılanma, bizim gibi yaşlıları işten çıkardılar. İki işi birden kaybettim, ama erken emekli oldum. 20 bin lira emekli maaşı bağlandı Koca şehirde yaşa bakalım bu parayla.
Şansa bizim beş katlı apartmana bir temizlikçi lazım oldu; başvurdum, 20 bin lira da oradan geliyor. Paketçi ve temizlikçilik hafta sonları devam; günlük 3 bin lira güzel para. Zor olan, ayakta durmak.
Yavaş yavaş mutfakta tadilat başladım; kendi başıma yaptım, komşumdan bir mutfak dolabı aldım; ustalığı iyiydi, uygun fiyatla halletti.
Biraz para biriktirmeye başladım. Odayı yenilemek, mobilya değiştirmek de hayalim. Fakat saçma ama yine kendim yokum planlarda! Kendime neye harcıyorum? Sadece yemek, en sade haliyle, fazla yemem zaten. Ve ilaçlar. İlaçlara çok gidiyor. Kira desen, her yıl artıyor. Eski eşim hep Sat şu evi, bölge iyi, parasını alırsın, tek odalı bir ev alırsın” der.
Kıyamıyorum. Babaannemin hatırası; annemi, babamı hatırlamıyorum. Beni büyüten babaannem oldu. O yüzden bu ev çok değerli, tüm hayatım burada geçti.
Eski eşimle dostça iletişimi koruduk. Ara ara görüşüyoruz; o rahat, mutlu. Özel hayatını hiç anlatmaz. Ayda bir gelir, patates, sebze, tahıl, içme suyu gibi ağır şeyler getirir. Parayı kabul etmez. Kargo ile alma, kötü getirirler diye uyarır. Kabul ediyorum.
İçimde bir düğüm var, sanki hiçbir şey hareket etmiyor. Çalışıyorum, çalışıyorum. Hiçbir şey hayal etmiyorum. Kendime dair bir şey istemiyorum. Füsunun ailesini Instagramdan görüyorum. Emirin hayatı ise gelinin hesabında ara ara çıkıyor. Seviniyorum, sağlıkları yerinde, geziyorlar, pahalı restoranlar…
Belki yeteri kadar sevgi vermedim çocuklara; belki bu yüzden onlar da bana sevgi duymuyor. Füsun arada nasıl olduğumu sorar. İyiyim derim, hiçbir sıkıntımı anlatmam. Emir bazen WhatsApptan ses kaydı yollar; Merhaba anne, umarım iyisindir. der.
Zamanında bana, Baba ile yaşadıklarımızı anlatma, olumsuz şeyler beni etkiliyor demişti. O zamandan beri sadece “İyiyim oğlum” diye cevap veriyorum.
Torunlarıma sarılmak isterim; ama sanırım onlar bir babaanneleri olduğunu dahi bilmiyor… Muhtemelen onların hikayesine göre, babaanneleri çoktan vefat etmiş.
Kendim için son aldığım bir şeyi hatırlamıyorum; arada bir ucuz iç çamaşırı ya da çorap alırım, hepsi bu Hiç kuaföre gidip manikür, pedikür yaptıramadım Ayda bir, komşudaki kuaförde saç kestiriyorum. Saçımı kendim boyuyorum. Gençken de, şimdi de bedenim hiç değişmedi: 46/48. Dolabı yenilemeye gerek kalmıyor.
En büyük korkum, bir sabah ayağa kalkamayacak olmam. Belim, sırtım çok ağrıyor; ya yatağa mahkum olursam? Korkarım kimseye yük olacağım.
Belki bu kadar çok çalışmamalıydım, bütün mutlulukları ve tatilleri hep sonraya ertelememeliydim? Ama o sonra neredeyse hiç gelmedi İçimde bir boşluk, gönlümde de ilgisizlik Dünya da bana bomboş.
Kimseyi suçlamıyorum. Kendimi de suçlamıyorum. Hayatım boyunca hep çalıştım, hâlâ da çalışıyorum. Kenara üç beş kuruş koymaya gayret ediyorum; büyük birikim yok ama var sayılır. Ama gerçek şu ki, eğer bir gün yatakta kalacak olursam, yaşamak istemem; kimseye yük olmayı göze alamam.
Ve biliyor musunuz, hayatımda hiç kimse bana bir çiçek hediye etmedi Hiçbir zaman Ne tuhaf; belki bir gün mezarıma canlı çiçek getirirler O zaman gülmekten kırılırım herhalde
Hayatım boyunca hep sonra dedim, kendimi hep unutup başkalarına çalıştım. İnsan, kendisine de zaman ayırmalıymış. Yoksa sonra hiç gelmiyor. Şimdi geç oldu, ama ben anladım; mutluluk bazen küçük şeylerde, kendine değer vermekte saklıymış.




