Düşüncelerimi Sesli Paylaşıyorum.

MASALLAR KULUĞU

Bugün, ben Deniz, işe geç kalmam almost bir felaketti. Sıcak yatak örtüsüyle sarılmış, başıma kadar battığım bir an kadar, sabah alarmının çalmamasını bekledim. Belki de annemin mutfakta, üzerine kuru üzüm serpilmiş peynirli gözleme ya da tavuk köftesi pişirirken beni kahvaltıya çağıracağı bir rüyadaydım. Bu yıl otuz beş yaşına ulaşmış olmama rağmen, hâlâ bir zamanlar anne kucağında şımartılmış bir çocuk gibi uyanmak istiyorum, siz de aynı duyguyu hissediyordunuz, değil mi?

Bugün alarmım haince çalmadı. Eşim Selin, çoktan uyanmış, oğlum Sarpı ve kızımız Nisanı çocuk yuvasına hazırlıyordu.
Neden beni uyandırmadın? diye bağırmadı, bir öpücük yerine, hüzünle soruldu.
Alarmın var ya, çaldı mı? dedi Selin. Sen yine ders programı değişti diye uykusuz kalıyorsun diye sessizce iş yapmaya çalıştım.

Ben hızlıca giyindim, eşiğimden çıkmadan önce Selinin hazırladığı kahvaltıyı reddettim. Zaman yok, yine geç kalıyorum, dedim, hepsinin suçu senin, sevgili eşim. Kapıyı kapatan Selinin sesi hâlâ kulaklarımda çınladı:
Hep böyle olur diye düşündü, ben geç kalıyorum, o suçlu. Neden beni öpmedi? Uzun zamandır içten bir sohbetimiz yok, aylar geçti. Aramızda bir boşluk var, bir şeyler değiştirmeliyiz. Böyle bir hayatı hayal etmiştik, ama ben hâlâ o neşeli, şefkatli Denizi hatırlıyorum. Ne oldu da bu soğukluk hâkim oldu?

Selin, bir şey mi söyledin? diye döndüm.
Sözüm yok, acele et işe. Ahmet Hanım (okul müdürümüz) seni affetmez. Görüşürüz, Deniz! dedi, bir uçak öpücüğü göndererek kapıdan çıkıp gitti.

Dolmuş durağında birkaç dakikadan az bir süre bekledim. Saatin akıntısına karşı nefes nefese çaldım.
Dersime yetişmeliyim, yoksa müdür beni cehizleme sokar, nazik öğretmen Nazan da ateşi körükler, ben neden sevilmediğimi merak eder diye düşündüm, bir ayağımı diğerine kaydırarak.

Hava soğuk, kar taneleri yalnız başına süzülüyordu. Düşüncelerime karanlık bir tablo çizmeye devam ediyordu. Kafamda çorap bile olmayan bir çay ve çabuk hazırlanmış sandviç hayali çalkalanıyordu, ama asıl sınav, başkalarının düşüncelerini duyabilmekti. Etrafımdaki insanlar birer anlık cümle, lanet, sitem, bazen de küfürler atarak zihinlerine gömülmüş sesler fırlatıyordu.

Ben gözlerimi yere, kaldırım taşına diktiğimde, kar tanelerinin kısa bir balet sergilediğini izledim. Dört tur atlayan akrobatik bir dönüş müydü, yoksa bir Korbut taklidi mi? Onların kafasındaki düşünceleri kim okuyabilirdi?

Bu garip yetenek beni bir hayli sarstı. Kafam çöp kanalı gibi gürültülüyordu, aklım yavaşça çöküyordu.
Acaba herkes düşünceleri okuyabilir mi? Daha önce hiç olmamıştı. Hastayım mı? Dün içki içmedim, bir önceki gün de içmedim. Bu bir hastalık mı, tedavi edilebilir mi? Zıttı mı? Gözlerimi kapatıp açsam bu ses kaybolur mu? Hayır. Aynı şeyler hâlâ çınlıyor. Bu lanet bana ne zaman ve nerede çarptı?

Dolmuş numara 1 köşeyi döndüğünde, kalabalık yerini aldı. Eski moda, yıpranmış bir yeşil şal var ve soluk bir paltosuyla bir yaşlı kadın bana sert bir itme yaptı. Arkasını döndüm, içinde bulunduğu düşünceleri duydum:
Bu dağınık entelektüeller! İşte onlara sokak süpürmesi düşer, ama biz çocuklarımıza hayat öğretiriz! Kendine bir kez ayna karşısına bakmalı! Böyle bir aptalı kucaklayıp ağlamak isterim, sonra boğmak isterim ki başkaları akıllı kitaplar okumasın! Ellerinden bir şey çıkmaz, bir süpürgeye ihtiyaçları var!

Bir şey mi dedim? diye bağırdım.
Hayır genç, ben bir şey demedim dedi yaşlı kadın, ardından dolmuşun içine girdi.

İlk dersime yetişmek zorundaydım; öğrenciler fizik temellerini öğrenmeliydi. Aşırı cesur bir adımla, yaşlı kadını geçip dolmuşun soğuk kapısına yapıştım. Otobüs bileti için param yoktu, bu yüzden toplu taşıma aracına mahkum oldum; kalabalık, kış sabahı bir şehirdeki çığ gibi yürüyen insanların bir araya geldiği bir sahneydi. Çözülmez bir mücadeleyle, herkes bir yere yetişmek için koşuyordu.

Dolmuşun içindeki bir basamakta, onuncu sınıftan Ayşegül oturuyordu.
Selamünaleyküm, Deniz Bey! diye çığlık attı, koşarken gözüm ona takıldı.
Günaydın, Ayşe dedim, bakışlarımı onun düşüncelerine kapatmaya çalışarak erken gelecek miyiz dersimize?
Vay canına, ne kadar yakışıklı bir öğretmen! Uzun boylu, mavi gözlü, bir anda aşık olsam! Nazan Hanım hâlâ ona bakıyor, ama o kör gibi görmez! Formüllerini kafasında çevirir, ama Ayşe ona ders değiştirir, ona bakınca adeta kaynar su gibi! düşündü Ayşegül.
Sanırım zamanında orada olacağız, Ayşe cevapladım. Fizik dersine hemen başlayabiliriz, senin anlatımın harika!

Ayşegül bir an önce duraklarından indi, ve okulun kapısında beni bir kadın bekliyordu. Yakından baktığımda, öğrencim Velinin annesi Oyayı tanıdım. Veli bir ay önce ayak bileği kırığı nedeniyle okula gelemez olmuştu.

Günaydın, Deniz Bey! Birkaç dakika gecikme için özür dilerim. Veli ile evde ya da Zoomda fizik çalıştırmak ister misiniz? O çok eksik kaldı, programı yakalamak zor. Tabii ki bir ücret karşılığında dedi Oya, bir yandan da düşüncelerini okuyan bir ses: Maaş yok, hep operasyon harcamaları Matematik öğretmeni Nazanla bir anlaşma yapıp bir miktar para bulmam lazım. Çocuk hastanede, ben de temizlik işine gireceğim, belki bir şeyler bulurum

Oya Hanım, para sorun değil. Akşam Veliye Zoom şifresini göndereceğim. Algebra ve geometriyi birlikte çalışacağız. Her şey yoluna girecek, çocuğunuz da yürümeye başlayacak diye yanıtladım.
Çok teşekkür ederim, bu elma sepeti bizim bahçemizden dedi gözyaşları içinde, ağır bir sepet uzatarak.

Sepete baktığımda, kırmızı kabuklu elmalar gülümseyerek bana bakıyordu. Kalbim ısındı; iyilik yaptıkça insanın mutluluğu artar, öyle değil mi?

Okul koridorunda Nazan Hanımı selamladım. Onun düşüncelerini duymak istemezdim, ama yine de kulaklarımda çınladı:
Bu sakar ama sessiz adamı bir gün güzel bir hayatla ödüllendireceğim. Ders programını sürekli değiştirerek onu yıpratacağım, ekstra ders vermeyecek, maaşını asla artırmayacağım. Hayatı bir darbe gibi tutacağım, eşi onu terk edecek, o zaman ben ona bir şeyler yaparım

Gülümseyerek sınıfa girdim; ders başlamasına beşten on beş dakikaya kala çantasını açtım, içinde telefon ve annemin hazırladığı kahvaltı kutusu, sıcak kahve termosu buldum. Gerçekten bir mucizeydi!

Ara vermede, sekizinci sınıftan Svetlana içeri girdi, göz teması kurmadı.
Ne istiyorsun, Svetlana? diye sordum.
Düşünceleri hemen duydum: Nazan Hanıma bir not düşelim, gömleğin düğmelerini aç, öğretmen yanına otur, ben içeri girerim, sen çabuk çık. Bana iyi not ver.

Bu düşünceyi duyunca, bir anda sınıftan fırladım, kapıda Nazan Hanıma çarptım. Bu türlü oyunları müdür sürekli yapar, diye düşündüm, belki yeni bir iş bulmalıyım.

Üçüncü dersin ardından, üniversiteden eski dostum bir özel liseden müdürlük teklifi yaptı. Durumu Seline anlatmak için onu bir kafeye davet ettim. Banka kartına maaşım aktı, 1500 TL; artık zenginim diyebilirim. Gerçek hazine ise sevgi dolu eşim, çocuklarım ve benim iyi kalbim.

Okulun kapısını kapatırken, bir kar topu başıma çarptı. Umursamaz bir şekilde dışarı çıktım; hâlâ Selinle barışmam gerekiyordu.

Artık başkalarının düşüncelerini duymaktan kurtulmak istiyorum, ama bugün bu yetenek bana çok iş yaradı diye düşündüm, metro istasyonunda bir çiçekçitan beyaz krizantemler aldım, Seline hediye olarak. Satıcıya 30 TL verdiğimde, artık onun düşüncelerini okumuyordum.

Ne kadar mutluyum! Tüm bu koşuşturma, rüzgar peşinde koşmak! Neredeyse Selini kaybedecektim, ufak şeylerle tartışırken diye düşündüm, eşimin gülümseyen yüzü bana doğru koştu. Saçlarından bir tutam düşüp gözlerine düştü.

Nazikçe saçına dokundum, öptüm. O, evin sıcaklığını, aşkın kokusunu taşıyordu. Kar taneleri hâlâ dönüyor, gökyüzünde akrobasi gösterileri yapıyordu. Belki de o beyaz kanatlar, Deniz ile Selini yeniden birleştirdi.

Rate article
Lifequest
Düşüncelerimi Sesli Paylaşıyorum.