Mutlu Kadınlar Her Zaman Göz Kamaştırır: İgor’un İhanetiyle Yalnız Kalan Lila’nın Kırklı Yaşlarda Hayatına Yeniden Renk Katışı ve Mezunlar Buluşmasında Eski Aşklarla Karşılaşması

Mutlu Kadınlar Her Zaman Güzel Görünür

Günlüğümden bir sayfa. Annem gibi bir kadının hikâyesini anlatayım; ismi Sevda. Kırk yaşındaydı ve kocasının ihanetinden sonra sanki tüm hayatı alt üst oldu. Biricik kızı Melis İstanbulda üniversitede okuyordu. Ve iki ay önce, eşi Faruk eve gelir gelmez, akşam yemeğinden önce çok sıradan bir şekilde:

Sevda, ben gidiyorum. Âşık oldum, dedi.

Nası yani? Kime? diye kekelemeye başladı Sevda.

Erkek milleti işte Bir başkasına âşık oldum. Onun yanında, seninle yaşadıklarımı unutuyorum. Vazgeçme, kararımı verdim, dedi Faruk öyle rahat bir ifadeyle ki, sanki sıradan bir şeyden bahsediyordu.

Birkaç dakikada eşyalarını toparladı, kapıyı hızla kapatıp gitti. Sonradan düşündü Sevda; aslında Faruk bir günde karar vermemişti. Bir süredir azar azar sık sık eşyalarını yokluyordu, ama o gün hızlıca bavula doldurup kapıyı çekmişti.

Sevda uzun süre ağladı. Hayatının bitip durduğunu düşündü. Hiç kimseyle konuşmak istemiyordu. Telefon çalıyordu; Melis arıyordu, sonra çocukluk arkadaşı arıyordu. Hepsine kısa kesip telefonu kapatıyordu. İş yerinde de kimseyle sohbet etmiyordu. Kimisi acıyordu, kimisi de sinsi bakışlarla izliyordu.

Kendi kendine umut etti:

“Belki Farukın gönlü yeni kadından geçer, döner geri, ben de onu affederim, çünkü hâlâ seviyorum,” diye düşündü.

Bir pazar sabahı erken uyandı; kalkmak zor geldi, artık acele edilecek bir şey yoktu ki. Yine de kalktı. Saat on bir gibi telefon çalmaya başladı.

“Kim arıyor sabah sabah! Hiç kimseyle sohbete halim yok,” diye içinden geçirdi ve cevaplamadı. Göz ucuyla baktı; numara yabancıydı. “Acaba Faruk mu, telefonu mu kaybetti ya da çaldırdı, sim kartı mı değişti,” diye bir an aklından geçti. “Belki döner diye cevaplamam lazımdı.”

Tam bunları düşünürken yine çaldı.

Alo, alo, dedi yüksek sesle.

Selam! dedi neşeli bir kadın sesi.

Alo, kim arıyor? dedi Sevda, sesi kırılmış, canı sıkkın.

Sevda! Tanıyamıyor musun eski dostunu? Benim Bade.

Sanki Faruktan bir ses beklerken, Badenin sesi hayal kırıklığı oldu.

Ne oluyor ki?

Sevda iyi misin, sesin kötü geldi?

İyi değilim, dedi kısa kesip kapattı telefonu. Gözlerinden yaşlar boşaldı.

Kendini koltuğa attı, biraz toparlamaya çalıştı. Bir süre sonra kapı çaldı. Sevda bir anda umutlandı, kalktı.

“Dönmüş olmasın Faruk?” diye içinden geçti.

Kapıyı açtı.

Merhaba! dedi şık, hoş bir kadın. Sevda, Badeyi zar zor tanıdı, eski okul arkadaşı ve dostu. Bakımsız görünmüyordu; koyu ruj sürmüş, şık giyinmiş, parfümü bile Sevdayı kendine getirdi. Liseden sonra Bade İstanbula okumaya gitmiş, ondan sonra bir kere görüşmüşlerdi, on beş yıl önce. Lisede birlikte konserlere gidip, erkeklerle buluşur, birbirlerine sırlarını anlatırlardı.

Vay Bade, ne kadar değişmişsin! dedi Sevda, ağzından kendiliğinden döküldü.

Her zaman böyleydim; sen baştan aşağı inceleyip dedi Niye öyle duruyorsun, içeri davet etmeyecek misin?

Gel, geç otur, dedi Sevda, biraz isteksizce ama davet etti.

Bade elinde bir torbayla gelmişti. Doğru mutfağa geçti, torbadan bir şişe İspanyol şarap, pasta ve portakal çıkardı.

Getir bakalım bardakları, buluşmamızı kutlayalım, kaç yıldır görüşmedik, dedi sahici bir heyecanla. Sevda bir şey demedi; iki kadeh getirdi, pastayı dilimledi.

Bade başka soru sormadan şarabı açtı, kadehlere doldurup önerdi:

Haydi, geçmişe! dedi, bir dikişte içti, Sevda da ona bakıp kadehi bitirdi.

İkinci kadehten sonra Sevdanın içine dökmek geldi. Bade hiç bölmeden dinledi, sonuna kadar sabırla bekledi, sonra omuz silkti.

Allah aşkına Sevda! Ben de bir felaket sandım, dedi.

Sence felaket değil mi? Sen anlamazsın, seni eşin terk etmedi ki, dedi Sevda.

Yok canım! Eşim beni bırakmadı, ben onu bıraktım. Aldatıldığımı anlar anlamaz boşanma davası açtım. Ben durumu öğrendim, o da şaşırdı. Galiba dışarıda eğlenip eve dönecek sandı.

Belki de hiç sevmedin, dedi Savda.

Çok sevdim, lâkin ezilmekten, aldatılmaktan nefret ederim. Gerçek aşkın içinde ihanet olmaz, bulunca bırakacaksın.

Bade, senin için her şey kolay mı gerçekten?

Evet. Sen ise hep olayları sarpa sardın, eski halinden bir şey kaybetmemişsin. Kızın nerede?

İstanbulda okuyor, teyzesiyle kalıyor.

Yani seni ve kızını terk edip gitti, sen de hâlâ üzülüyorsun!

Seviyorum işte

Hadi, bırak! Tedavi edeceğim seni! Depresyona gömülmüşsün.

Nasıl iyileştireceksin? Hapla falan olmaz.

Hangi hap? Sen napıyorsun Sevda. Senin ilacın; imaj değişikliği, alışveriş, yeni bir aşk!

Off Bade… dedi Sevda derin iç geçirerek.

Toparlan, alışverişe gidiyoruz. Berberde önce bir hava değişikliği. Bahane istemem. Ayrıca köşede bir birikimin var mı?

Bütçemiz vardı, Faruka yeni araba alacaktık.

Adam eski arabayı aldı gitti! Boşver, sen boşanma davası aç, geçmiş olsun. Sakın affetmeye falan kalkma Hatta arabadan da pay iste!

Yok, kalsın Sevda bir anda cesaret buldu. Bade, sen İstanbuldan tamamen dönmüşsün galiba? Hiç anlatmıyorsun.

Kalıcı döndüm, orada yaşamak istemiyorum Haydi çıkar pijamayı, tempoyu arttırıyoruz. Ha, aklıma geldi, Ritka Pınar aradı; önümüzdeki hafta lise toplanıyor, gidiyoruz. Eski arkadaşlar, aralarında boşananlar da var. Yalnız, hatırlıyor musun, Veli senin peşinde koşardı yedinci sınıftan beri.

Bade, artık kime lazım oldum ki. Yaşlandık.

Ayol öyle deme, Sevda! Kendini sevmeyi unuttun. Sana yeni bir hayat kurarız. Baksana, komşumuz teyzem Hatice, bu yaz beşinci kez evlenecek. Kararsız; iki talip arasında kalmış.

Bir saat sonra Sevda aynada kendisini tanıyamıyor.

Bu ne muhteşem bir değişim! dedi şaşkınlıkla, saç rengi tamamen farklı, kısa kesim, kendime hiç bu kadar yakışır diye düşünmezdim. Genç ve güzel! Allah razı olsun Bade! Olmasan böyle çürüp giderdim.

Mezunlar buluşması bir kafede yapıldı. Neredeyse tüm eski arkadaşlar gelmişti. Birkaçı dışında herkes oradaydı. Pek çoğu Sevdayı tanıyamadı bile. Veli, artık kariyer sahibi, oturmuş bir adam, gözünü Sevdadan alamıyordu.

Sevda, ilk başta tanıyamadım! Güzelleşmişsin. Okuldayken de hoşuma gidiyordun, ama sen Faruku seçmiştin, nerede o?

Yok artık, terk etti beni, dedi Sevda hafifçe gülerek.

Terk etti mi? Senin gibi kadını kim bırakır, şaka mı bu? dedi Veli şaşkınca.

Gerçekmiş. Ama iyi ki böyle oldu.

Hiç tereddütüm yok. Ben de iki yıldır boşandım. Kadınla iyiydik, işim vardı, bir oğlumuz var. Fakat iki yıl önce işlerim bozuldu, eşim beni başarısız bulup genç birinin peşine takıldı. Sonra bir yıl sonra ben toparlanıp eskiye göre daha iyi bir iş kurdum.

İki ay geçti. Sevda kolunda Veli ile boğaz kenarında yürüyordu, tiyatrodan çıkmışlar, Kadıköyün akşamında dolaşıyorlardı. Ansızın karşıdan eski eşi Faruk geldi; zayıflamıştı, tek başına yürüyordu. Faruk Sevdayı ilk anda tanıyamadı.

“Yeni sevgilisi onu iyi beslemiyor herhalde,” diye geçti içinden.

Faruk yanında geçerken göz göze geldi, gözlerinde bir soru; “O mu, değil mi?” Geçip gittiler ama Faruk bir anda döndü:

Sevda?

Sevda yavaşça döndü, gülümsedi ve dedi ki:

Aa selam, sen Tanıştırayım, Faruk, eski eşim. Tanıyamadın mı? dedi Veliye.

Merhaba, tanıyamadım, dedi Veli, ben de Sevdanın yakında olacak eşi!

Faruk şaşkın kaldı. Sevda da içinden şaşırdı; Veli daha önceden hiçbir şey söylememişti.

Nasıl gidiyor? dedi Sevda, muzipçe eski eşine.

İyi işte… Sen çok değişmişsin! Harika görünüyorsun.

Sevda tekrar gülümsedi, Velinin elini tutup dedi ki:

Mutlu kadınlar her zaman iyi görünür.

Demek ki her şey yolunda? Faruk mırıldandı.

Elbette, daha da iyi olacak, dedi Sevda. Ardına bile bakmadan, Veliyle gururla yürümeye devam etti. Farukun gözleri hâlâ üzerinde geziniyordu.

Bugün şunu öğrendim: Her yeni gün, kendi değerini yeniden hatırlamak için bir fırsat. Mutlu olduğunda, hayat insanı daha güzel gösteriyor!

Rate article
Lifequest
Mutlu Kadınlar Her Zaman Göz Kamaştırır: İgor’un İhanetiyle Yalnız Kalan Lila’nın Kırklı Yaşlarda Hayatına Yeniden Renk Katışı ve Mezunlar Buluşmasında Eski Aşklarla Karşılaşması