İçimde Bir Bütün Karanlık
Bugün, çamaşırları bahçede ipte asarken, bir hıçkırık duydum. Merak edip tel örgünün arkasına baktım. Komşumuzun kızı, sekiz yaşındaki Elif orada, bahçenin dibinde çömelmiş ağlıyordu. Elif ikinci sınıfa gidiyor ama minicik, sanki altı yaşında gibi zayıf ve dermansız.
Elif, yine kim üzdü seni? Gel bakayım içeri, dedim ve bahçe kapısının gevşeyen tahtasını hafifçe kenara ittirdim. Zaten Elif sık sık bize kaçıp gelirdi.
Ablam yine kovdu beni… Defol git diye bağırdı, kapıdan itti. Şimdi içeride Ahmet Amcayla eğleniyorlar, diye ağlayarak anlatıyordu Elif.
Gel, hadi eve girelim. Zeyneple Mert yemek yiyor. Sana da bir şeyler koyarım.
Elifi annesinin acımasız ellerinden defalarca korumuştum, kavga ettiğinde canı Elife birden kayar, iyi ki bahçemiz yan yana, hemen sesini duyar alırdım yanımıza. Onun annesi, Fatma Hanım, öfkesi geçene kadar Elifi bizde tutardım, eve dönmesine izin vermezdim.
Elif hep bizim Zeynep ve Merte imrenirdi. Ben ve eşim çocuklarımıza çok düşkündük, asla kötü davranmazdık. Evimizde huzur olur, eşimle ilişkimiz sıcak ve candandı, çocuklara hep şefkatliydik. Bunu Elif fark ederdi, içi burkulur, göğsüne bir taş oturur, boğazına bir yumru gelir gibi oluyordu. O sıcak ortamı çok sever, hep burada olmayı isterdi.
Evlerinde Elife her şey yasaktı. Annesi ona su taşıtır, ahırı temizletir, bahçede çapa yaptırır, evi ona sildirirdi. Fatma Hanım kocasız çocuk doğurmuş, bir başına kaldığı günden beri Elifi hiç sevmemişti. O zamanlar, annesinin annesi, Elifin babaannesi hayattaydı ama hastaydı. Bütün sevgisini Elife verirdi, hep onun yanında durur, kollardı. Fatma ise kızıyla hiç ilgilenmezdi.
Babaanne yaşarken Elif daha iyiydi. Fakat babaannesi altı yaşında vefat etti. O günden sonra Elif için zor günler başladı. Annesi, yalnız başına erkek bulmaya çalışıyor, hep bir arayıştaydı. Fatma Hanım otobüs garajında temizlikçi olarak çalışıyordu. Orada çoğu çalışan erkektir. Bir gün yeni bir şoför, Ahmet, işe başladı ve Fatma ile araları hemen ısındı.
Ahmet boşanmış, bir oğlu varmış, ayda nafaka veriyormuş. Fatma hemen Gel bizde yaşa, dedi. Adam çatıya kavuştuğu için çok sevindi, çünkü karısı onu evden kovmuştu. Fatma ona tapmaya başladı, hep etrafında dönüyor, el üstünde tutuyordu.
Ahmet hemen anladı burada işleri iyi, Elif de gözüne batmıyordu:
Bırak altında dolansın, büyüyünce hizmetçi olur, diye düşünüyordu.
Fatma tüm ilgisini Ahmete verdi, Elifi ise hep azarladı, çalıştırdı, bazen de döverdi. Kulak çektiği, tokat attığı çok oldu.
Beni dinlemezsen seni yurda veririm, derdi sürekli.
Elifin ahırı temizlemeye gücü yetmezdi, yine azarlanırdı. Bahçe duvarının yanına, frenk üzümü çalısının altına oturur sessizce ağlardı. Beni görürse hemen alırdım içeri. Çok içe kapanık, sessiz bir çocuk oldu.
Mahalledeki herkes Fatmayı kınardı, küçük bir kasabada herkes birbirini tanır, laf dolaşır. Tam bir anne olamadığını konuşurdu. Hele ben susmazdım, Fatma da bir laf çıkardırdı etrafa:
Benim komşum Yasemin hep laf eder, çünkü kocam Ahmete göz dikmiş. Yoksa bizim Elifi dövdüğümüz falan yok.
Yılbaşı, bayram olurdu, Fatma ile Ahmet sarhoş olup içeride eğlenirdi, o arada Elif evden kaçıp bizde geceyi geçirirdi. Elifin halini en iyi ben anlardım, ona çok acırdım.
Zaman geçti. Elif okulunda başarılıydı, büyüdü. Ortaokulu bitirdiğinde üniversiteye gitmek istiyordu, hele ki sağlık meslek lisesine, hemşire olmak hayaliydi. Annesi ise:
Çalışacaksın! Kocaman kız oldun, sırtımda oturamazsın! dedi. Elif ağlayıp evden dışarı fırladı, çünkü ağlamasına da izin verilmezdi evde.
Azıcık sakinleşince bana geldi, içini döktü. Zeynep ile Mert artık İstanbulda okuyordu. Bu sefer dayanamadım, Elifin annesine gidip hesap sordum.
Fatma! Sen anne değil, tam bir zalimsin. Millet çocuğu için dünyaları yapar, sen ise kızını mahvediyorsun. Hiç mi vicdanın yok? Elifi neden okutmak istemiyorsun, neredeyse takdirnameyle bitti liseyi. O senin evladın! Yarın yaşlanınca dizlerine kapanacaksın!
Ooo! Şimdi de sen mi bana akıl veriyorsun, Yasemin? Kendi çocuklarına bak! Elifin suçu sana koşmak, bir de laf taşımak.
Fatma kendine gel! Ahmet, kendi oğlunu okula yolladı, sen kendi evladına hayatı zindan ediyorsun. İnsan mısın, değil misin?
Fatma bağırdı, çağırdı, hırçınlaştı, sonra yorgunluktan koltuğa yığıldı.
Evet, belki sertim… Belki Elifi eziyorum. Ama onun iyiliği için. Benim gibi olmasın, başına iş alıp başını yakmasın! Tamam, gitsin ilçede okusun, ne hali varsa görsün! dedi elini sallayarak.
Elif, sağlık meslek lisesini kolayca kazandı; mutluluktan uçuyordu. Ama biraz mahcup, fakir, eski kıyafetleriyle grubunda hemen göze çarpıyordu. Fakat kimse alay etmiyordu, kasabadan birkaç kız daha vardı, onlar da çok fakir görünüyordu. Elif eve nadir geliyordu.
Annesi ve Ahmet artık ilgilenmiyordu, Elif geldiğinde hoşlanmazlardı:
Ne geldin buraya, boş oturup bana yük olacaksın. Tatildeysen çalış!
Bir gün Ahmet eve geldi, valizlerini topluyordu.
Nereye gidiyorsun? diye bağırdı Fatma. Adam şeytanca gülümsedi:
Ben, Sevdadan çocuk bekliyorum. Kendi çocuğumu bırakmam! Senin kızın annelik nedir bilmez, sanki dışarıdan aldın getirdin. Ama benim çocuğum anne ve babasını tanıyacak, sevgiyle yaşayacak! dedi ve gitti.
Fatma sarsıldı, ne ağlayabildi ne konuşabildi. Ahmet gerçekleri suratına vurmuştu; bu ağırlık, Fatmanın içini yaktı, ruhunu sıktı.
Elif de oradaydı ve hepsini duymuştu. Köşeye çekildi; çocukken azıcık gürültü yaptığı için annesinin tokadını yer, dışarıya atılırdı. Ahmet dikkatle izler, ama hiç savunmazdı.
Elif okulun son yılında hastanede çalışmaya ve kendi geçimini sağlamaya başladı. Eve gitmiyor, annesi içkiye vermiş, bakımsızca yaşıyordu. Bir zamanlar ezik olan Elif, güzel, çalışkan, merhametli bir genç kadına dönüştü. Hastanedeki herkes onu takdir eder, annesine teşekkür ederdi:
Ne güzel kız yetiştirmişsin! derlerdi. Elif ise içten içe gülerdi.
Ne yetiştirmesi canım, hepsi Yasemin ablanın emeği, ona şükran borçluyum. En çok da, bana sahip çıktığı için, hayallerime inandığı için minnettarım, diye düşünürdü.
Fatma, evde içki arkadaşlarını toplar olmuştu. Kızı geldikçe, her defasında daha da batmış görüyordum. Fatma çoktan işten atılmış, parası bitik. Elif ne kadar dil döktüyse, ne tavsiye ettiyse işe yaramadı. Tek istediği, evdeki içki arkadaşlarını kovup, evi düzelttirip, annesiyle aralarını onarmak, yaşadıklarını unutmak, yeni bir sayfa açmak. Ama Fatma gittikçe dibe battı.
Bir gün, Elif mezun olup eve geldi. Fatma yalnızdı, nefret dolu gözlerle baktı:
Ne geldin yine? Fazla kalma bak, evde yiyecek yok, buzdolabı da çalışmıyor. Para ver, başım ağrıyor.
Elifin boğazı düğümlendi ama kendini tutup ağlamadı, dedi ki:
Çok kalmayacağım zaten. Mezunu oldum, babamın memleketine gideceğim, oradaki devlet hastanesinde çalışacağım. Artık sık gelmem, biraz para göndereceğim. Hoşça kal, anne.
Muhtemelen Fatma anlamadı bile; tek düşündüğü içecek bulmak ve para istemek oldu.
Ver para, aklımı toplamam lazım. Bana acımıyorsun ha! Ne biçim evlatsın?
Elif az parayı çıkarttı, masaya bıraktı. Umutla kapının arkasında bekledi, annesinin peşinden gelip sarılmasını istedi. Ama kimse gelmedi. Sessizce kapıdan çıkıp komşuya yöneldi.
Ben Elifi görünce öyle sevindim ki… Sofraya oturttum yanımıza:
Hadi gel Elifcim, tam yemek saati, dedim. Eşim sofrada bekliyordu.
Oy, unutuyordum, diyerek gittim, bir poşet getirdim, Başarı hediyen, mezun oldun diye, biraz da para koydum. İlk zamanlara yardımcı olur.
Elif teşekkür etti ve ağladı.
Yasemin abla, neden? Annem bana niye hep yabancı gibi davrandı?
Ah canım Elif, ağlama… Herkesin annesi bir türlü oluyor. Sen hem akıllı, hem güzel bir kızsın. Mutlaka mutlu olacaksın, senin kıymetin bilinecek…
Elif, şehirdeki devlet hastanesinde hemşire olarak işe başladı. Orada genç bir cerrah, Murat, ona âşık oldu, kısa sürede evlendiler. Düğünde annesinin yerinde ben oturuyordum, tıpkı Elifin öz annesi gibi seviniyordum.
Fatma, Elifin gönderdiği paraları mahallesindeki sarhoşlara övünerek anlatırdı:
Böyle evlat yetiştirdim işte, para gönderiyor, güzelce okuttum. Bir tek, düğüne çağırmadı, torunlarımı görmüyorum, damadı da bilmem kim…
Bir süre sonra Fatmayı evinde ölü buldum. Kaç gün yattı bilmiyorum. Evin sessizliği dikkatimi çekti. Elifle Murat gelip cenazeyi kaldırdılar, eski evi sattılar. Zaman zaman uğrayıp bana da uğradılar…
Ve ben her gün, Elifin yaralı kalbine buruk bir umutla dua ettim. İçimde, bir bütün karanlıkla.




