Piyasada Baba Gibisi Yok: Bir Türk Ailesinde Boşanmadan Sonra Üvey Baba, Çocuk ve Eski Eş Arasında Yaşanan Zor Seçimlerin Hikayesi

Baran, seninle konuşmamız lazım.

Sevda masanın örtüsünü düzeltirken gerginliğini belli etmemek için sahte bir sakinlikle hareket ediyordu. Parmakları titriyordu, saklamaya çalıştığı heyecanı ele veriyordu. Baran karşısında, gözünü telefondan ayırmadan, başparmakları ekran üzerinde hızla ilerliyordu. Görmezden gelmek, onun favori silahıydı.

Oğlum… Sana önemli bir şey anlatmak istiyorum.

Hiçbir tepki yok, sadece ekran tıklamaları.

Sevda derin bir nefes aldı; söylemekten hep kaçındığı kelimeleri seçmek için cesaret topluyordu.

Babanla ayrıldığımızda seni Koray’la tanıştırmam altı ay sürdü. Acele etmedim, anlıyor musun? Ciddiyetinden emin olmak istedim.

Baranın parmakları ekranda durakladı. Genç, kafasını kaldırdı ve gözlerinde öyle bir öfke parladı ki Sevda irkildi.

Cidden mi? dişlerinin arasından çıkardı kelimeleri. Onunla, o yabancı adamla sen her şeyi ciddiye mi alıyorsun? O, babamın tırnağı bile olamaz! Babam yine de en iyisi!

Baran’ın aklında o ilk karşılaşmanın acı anıları canlandı. Kapıda uzun bir adam, annesinin gergin gülümsemesi, koridorda yabancı bir parfüm kokusu… Evde babasının yerini işgal eden bir istilacı…

O artık yabancı değil dedi Sevda yumuşakça. O benim eşim.
Senin! Baran telefonu masaya fırlattı. Ama benim için kimse! Benim babam Serdar. Bu adam…

Devam etmedi. Ama sesindeki küçümseme yeterince açıktı.

Koray gerçekten uğraşıyordu. Allah biliyor ya, çok uğraşıyordu. Akşamları garajda, Baranın yamulmuş bisikletinin başında ter döküyordu. Eller yağ içinde, alnı terli, dudaklarında “Her ne pahasına olursa olsun başaracağım!” diye inatçı bir gülümseme…

Bak, kadroyu düzelttim, ellerini bezle silerken söylerdi. Yarın binersin artık?

Cevap: Sessizlik. Buz gibi, sinir bozucu bir sessizlik.

Akşamları Koray, Baran’la çalışma masasında oturup denklemleri basitleştirerek anlatmaya çalışıyordu.

Şimdi bak, xi buraya taşırsan…
Anladım, yarıda keserdi Baran, aslında anlamadığı halde.
Sırf başından savmak için.

Her sabah mutfak, taze ballı krep kokusuyla dolardı Baranın en sevdiği kahvaltı. Koray, krepleri özenle üst üste koyup üvey oğlunun önüne bırakırdı.

Babam daha ince yapardı, deyiverirdi Baran, tabağa pek dokunmadan. Balı da farklı olurdu. Gerçek bal. Bu ise hiç güzel değil.

Korayın her incelikli davranışı, Baranın buz gibi kayıtsızlığına çarpıp kırılıyordu. Genç, adeta her detayda iğneleyici bir yorum bulmaya çalışıyordu; her fırsatta babasıyla kıyaslayarak…

Babam hiç sesini yükseltmezdi.
Babam her zaman ne sevdiğimi bilirdi.
Babam her şeyi doğru yapardı.

Sevda ile Korayın nikahı, o hassas ateşkesi yerle bir etti. Baran, evlilik cüzdanını kesin bir ihanet olarak gördü. Evin havası mayın tarlasına dönüştü. Her sabah zoraki sessizlikle başlar, her akşam kapıların çarpılmasıyla biterdi.

Baran farkında olmadan bir dedektif gibi davranmaya başladı. Üvey babasının her hatasını ince bir titizlikle kayda geçiriyordu. Akşam yemeğinde sinirli alınan bir nefes kayda geçti. Ödevde sabırsız bir cevap unutulmadı. İş sonrası bitkin bir “şimdi olmaz” hakaretler listesine eklendi.

Baba, yine bana bağırdı, dedi Baran bir akşam, odasında telefona kapanarak.
Öyle mi? Serdar öbür uçta sahte bir şefkatle iç çekti. Zavallı oğlum… Hatırlıyor musun, parkta gezdiğimiz günleri? Her hafta sonu, değil mi?
Hatırlıyorum…
İşte o zaman gerçek bir aileydik. Şimdi öyle mi?

Eski eşi Serdar, Baranın anlattıklarını iyice süsleyip basit anlaşmazlıkları dramaya çeviriyordu. Geçmişi abartılı bir cennet gibi sunuyordu; o zaman güneş daha parlaktı, çimen daha yeşildi, babası daima kusursuzdu.

Koray, kendi evinde istenmeyen misafir gibi hissediyordu. Baranın her bakışı, burada fazlasın, babamın yerini alamazsın diye bağırıyordu.

Yorgunluk birikti, omuzlarında görünmez bir yük oldu.

Her şey bir akşam yemeğinde inceldiği yerden koptu.

Beni yetiştirmeye hakkın yok! diye bağırdı Baran, Koray telefonunu kaldırmasını isteyince. Sen bana hiç kimse değilsin! Anladın mı? Hiç kimse!

Sevda çatalını elinde tuttu öylece. Bir şey için de içinde kırıldı. Oğlunun üvey babasına öyle bir nefretle baktı ki ortam gerildi.

Benim babam her açıdan senden iyi. Sen ise… Babam diyor ki, sen her şeyi bozuyorsun! Onunla olsam daha mutlu olurdum!
Yeter, dedi Sevda kısık bir sesle. Bu kadar.

Ertesi sabah eski eşini aradı. Parmakları titriyor ama kararlılığı hiç eksilmiyordu.

Serdar, temiz bir tonda başladı. Eğer kendini en iyi baba sanıyorsan, Baranı al. Tamamen. Ben karşı çıkmam, hatta nafaka da öderim.

Telefonun ucundaki sessizlik bir ömür sürdü.

Ee… şey… şimdi zaman kötü… mırıldandı Serdar. İş, görevler… İsterdim ama…

Seste bir kararsızlık, kağıt hışırtısı, kuru öksürük…

Biliyorsun Sevda… Şu anki şartlar iyi değil. Tek odalı ev, tadilat var. Bir de iş biliyorsun, çok düzensiz.

Sevda susarak onun bahaneleriyle yüzleşmesine izin verdi.

Bir de, Melis… kız arkadaşım… Evin içinde çocuk görmek istemiyor. Daha yeni taşındık, birbirimize alışıyoruz…

Küçük hesaplar peşinde koşan adamın aciz sözleri… Bir yandan Baranı yeni ailesine karşı dolduran, akşam telefonla gizli laflar eden adam. Şimdi ise tek odalı ev, tadilat, Melisin isteksizliği…

Anladım Serdar, dedi Sevda sakinlikle. Dürüstlüğün için sağ ol.

Cevap beklemeden telefonu kapattı.

Aynı akşam Baranı salona çağırdı. Baran dirençli bir ifadeyle koltuğa oturdu ama annesinin bakışlarında alışılmadık bir kararlılık vardı.

Bugün babanla konuştum.

Baran, merak ve endişeyle öne eğildi.

Ne dedi?

Sevda karşısına geçti.

Seni almaya hazır değil. Ne şimdi, ne sonra O artık hayatını, yeni kadınını seçti. Senin için orada bir yer yok.
Yalan söylüyorsun! Hep yalan söylüyorsun! patladı Baran. Babam beni seviyor! Defalarca söyledi!
Söylemek kolay, Sevda ciddiyetle devam etti. Ama seni gerçekten almak teklifini duyunca hemen tadilatı, tek odalı evi hatırladı.

Baran cevap vermek istedi ama kelime bulamadı.

Şimdi beni dinle. Sevda öne eğildi. Bir daha karşılaştırma, üvey babanı polise şikayet eder gibi babana rapor yok, Koraya saygısızlık etmeyeceksin. Ya biz üçümüz bir aile olacağız, ya da seni istemeyen babana gideceksin. Ben bir yolunu bulur, seni zorla ona veririm. O zaman gerçekleri kendin görürsün.

Baran kıpırdamadan oturdu, büyümüş gözlerinden her kelimeyi duyduğu belliydi.

Anne…
Şaka yapmıyorum, Sevda gülümsemeksizin baktı. Seni canımdan çok seviyorum. Ama evliliğimi yıkmana izin vermem. Davranışın çok kötüydü. Çok sabrettim, yeter artık. Seçimini yap.

Baran dondu kaldı. Her şey net, basit gibi görünürken iyi baba, kötü üvey baba resim bir anda dağıldı. Babası onu almaktan kaçıyordu. Babası Melis’i ve tadilatı seçmişti. Gerçek şu ki… Annesine zarar vermek için onu kullanıyordu?

Acı bir fark ediş yavaş yavaş çöktü. Babasının o akşamki telefonları, şefkatli iç çekişleri, başka ne yaptı? soruları ilgi değil, silahmış. Serdar eski karısına dokundurmak için Baran’dan cephane topluyordu.

Genç, boğazındaki yumruyu zor yuttu.

Ve Koray? Aylarca hor gördüğü, bisiklet kadrosunu düzeltirken umursamadan geçtiği adam? Her sabah yarım saat erken kalkıp krep yapan? Gitmeyen, pes etmeyen, her sefer yeniden uğraşan adam…

…Değişim zordu. İlk haftalar Baran odasında saklanıyor, Korayın yüzüne bakmaya utanıyordu. Yaptıklarını çocukça buluyordu; Sen bana kimse değilsin lafı aklına geldikçe yerin dibine girmek istiyordu.

Evde herkes sessizdi. Herkes temkinli konuşuyordu, cümleler dikkatlice seçiliyordu. Ev, adeta hayati tehlikesi olan bir hastanın odası gibi ürkekti.

İlk adım fizik ödevinde geldi. Baran iki saat uğraştı, sonunda pes etti.

Koray… ismi zorlukla söyledi, diline dolandı. Yardım eder misin? Bu vektörleri anlayamadım.

Üvey baba başını kaldırdı; gözlerinde zafer yoktu, sadece huzurlu bir kabul.

Gel bakalım, bakarız.

Bir ay sonra birlikte balık tutmaya gittiler. Sahilde oturup oltaları izlerken, Baran bir anda anlatmaya başladı okuldan, arkadaşlarından, hoşlandığı yan sınıftaki kızdan… Sitem yok, karşılaştırma yok, sadece dürüst bir sohbet.

Koray dinledi, kafa salladı, bazen birkaç tavsiye verdi. Baran fark etti ki: işte gerçek aile buydu. Sevgi nutuklarında, abartılı anılarda değil; küçük sabah kahvaltılarında, sabırda, ve herkes sana sırt çevirirken yanında kalma cesaretinde.

Baran kendi kararını verdi. Doğru olanı seçti.

Rate article
Lifequest
Piyasada Baba Gibisi Yok: Bir Türk Ailesinde Boşanmadan Sonra Üvey Baba, Çocuk ve Eski Eş Arasında Yaşanan Zor Seçimlerin Hikayesi