İş değişiminde görev yaptığım bir akşam, bir mesai arkadaşımın telefon konuşmasını tesadüfen duydum. Sesindeki sinirle tekrar ediyordu:
Ne derseniz, alın onu, istediğiniz gibi yapın, daha dayanamadım!
Neyden bahsediyordu merak ettim. Sorduğumda, bir Alman çoban köpeği sattığını söyledi.
Neden? diye sordum.
Ah, işe yaramaz, dedi çenesini çekercesine. Geceleri uluyor, zincirini kırıyor, tüyleri dağ gibi, bahçede çöp var, evin bekçiliğini yapmıyor.
Köpeğe acıdım. Babama telefon edip, koruma amaçlı bir köpeğe ihtiyacı olup olmadığını sordum. Birkaç saat sonra babam geri arayıp, alabileceğimizi söyledi.
X günü geldi. Arabaya sırt çantamızı, bir bandajı da aldık; ağzını bağlamak belki de vahşi hayvanı yakalarız diye.
Geldiğimizde bizi karşıladı arkadaşım ve köpek; yırtılmış, incelen, tüyleri dağılmış, kafasında kanlı yaralar ve yırtık bir pençe. Gözleri öyle hüzünlüydü ki ağlayacak gibi görünüyordu.
Köpek kendi kendine arabaya atladı, hiç bir agresyon göstermedi. Arka koltukta devirmenin eşinin kocası, yani kız kardeşimin eşi oturdu; yol boyunca köpek sessizce uzanmıştı.
Eve vardığımızda önce ona bir tasma, bir tas ve yıkamak için bir kova aldık. Annem ve kız kardeşim köşeden izliyor, korkunç bir canavar getirmişiz diye düşünüyordu.
Arabada annem çorbayı, içine et de katarak hazırlıyordu. Çorba ılık iken ona bir kırıntı ekmek verdik. Kırıntıya doğru köpeğin gözleri parladı; yaranına bakmaktan çok, o ufak ekmeği kapmak ona daha acı veriyordu.
35 kilo civarında olması gereken bir Alman çoban köpeği, sadece 20 kiloya inmişti. Mama kasesini koyunca bir anda tümünü yutup, belirttiğimiz yere uzandı.
Biraz sonra annem, kasesini yıkamak için arkasından tutarken bir şeyin hafifçe kavradığını hissetti. O, Kara adlı köpekti; kasesini dişleriyle alıp kendine koydu, yanına yatarak bu benim, kendim bakarım der gibi bir tavır sergiledi.
Beş yaşındaki yetişkin bir erkek köpeği daireye bırakmayı düşünmemiştik; annem de buna karşı çıkacaktı. Ancak kalbi yumuşadı, bu sadık dostu bir daha kimseye veremezdi.
Yıkanıp, tarandıktan sonra Kara yeni bir hayata başladı. Ertesi gün onu veteriner kliniğine götürdük. Yaraları nasıl temizlenecek anlatıldı, ilaçlar aldım ve iki hafta içinde aşılarını yaptırdım. Önceki sahiplerini suçlamadım; belki de gerçekten kaçıp sokakta bu halde kalmıştı.
Köpek tamamen iyileştiğinde bir eğitim programına kaydettik. Yaz tatillerinde ailem Karayı köy evine götürürdü; orada gerçek bir bekçi gibi davranır, yabancı birinin çiti geçmeye cesaret etmezdi. Kırk kilo civarında bir güç, herkesin saygısını kazanırdı.
Sekiz yıl geçti. Kara iki ameliyat geçirdi; önce kasık fıtığı, ardından komplikasyonlar. Eklem ağrıları, artroz çıktı, ama tedavi edip destek olmaya devam ediyoruz. Şimdi yaşlı bir köpek; babam ona sevgiyle oğlum diyor, annem ise çocuğu gibi şımartıyor.
Bu köpeği sevmemek, ona vermek nasıl mümkün olabilirdi? İçinde sınırsız bir sadakat ve şefkat var. Hayvan bakmak emek ister, ama bugün evimizde Kara olmadan bir an düşünemiyoruz. Baba evde değilse ya da bizden biri dışarıda kalırsa, Kara üzülür, yemek yemeyi bırakır, bekler.
Karayı ailemize aldığımız birkaç yıl sonra on sekiz yıllık kedimiz, Melek de vefat etti. Sonra apartmanda bir kiracı küçük bir kedi yavrusu bırakmıştı. Komşular besledi, ben de soğuk Kasım gecelerinde dışarıda bırakamam diye aldım. Şimdi Ece adını verdiğimiz bu kurnaz ve kendine has bir kedi, bizimle yaşıyor.
İnsanlar, hayvanlara karşı daha nazik olun. Onlar acıyı ve sevgiyi hisseder. Sadece sevgiyi seçin.




