BANA DAHA BÜYÜK BEYAZ KANATLAR VERİN

14 Kasım 2025, Perşembe

Bugün odanın havası bir kez daha üzerime çökmüş gibi hissettim. Pencereye yöneldim; dışarıda hafif bir meltem esiyor, yazın bıraktığı sıcaklık neredeyse yatışmış gibi. Sanırım yine bunaldım, diye düşündüm. Boğazımda bir düğüm belirdi, nefesimi bölüyor, tanıdık bir his İlk kez değil bu sefer. Zayıflık, boşluk ve kayıtsızlık karışımı; uzun zamandır korku kaynağım olmaktan çıkmıştı. Bacaklarım sarktı, zihnim bir ışık anahtarını tek tek kapatır gibi karardı.

Yatağa uzandığımda hemen uyuya daldım. Başlangıçta dağınık bir rüya gördüm: ses parçacıkları, birinin merdivenlerinde ayak sesleri, sis içinde sallanan bir fener ışığı Sonra her şey netleşti. Kendimi devasa, beyaz ve keskin kanatları olan bir kuş olarak buldum. Bu kanatlar, uzun bir sessizliğin ardından gelen taze bir nefes gibi hafif ve sivriydi. Şehrin üzerine yükseldim; aşağıdaki İstanbul ışıklarla titriyor, küçük dünyaların bir demetini andırıyordu.

Şehir yabancıydı, ama bir o kadar da tanıdıktı. Yüksek binaların gölgeleri gökyüzüne uzanıyor, sanki yıldızlara dokunmak istiyordu. Aralarında köprüler, dar sokaklar, tarif edilemeyen bir özgürlük nefesi vardı; sadece hissedilebilen bir şeydi. Orada, o anda kendimi yorgun, onay bekleyen, içi sıkışık birine benzetmedim hayata tutunmuş bir varlık gibi hissettim.

Kanatlarımın kanat çırpışıyla havada süzüldüm, binaların arasından dalıp geçtim, serin havayı dokundum; sanki bu an sonsuza dek sürecekmiş gibi. Fakat bir şey beni geri çekti, sanki görünmez bir hatıra yere doğru çekiyordu. Biraz uzanmak istiyorum, diye kendi sesimi uzaktan duydum. Dünya titredi, ışık dağıldı.

Bir tüy gibi hafifçe düşmeye başladım, tekrar o boğuk odanın içine; her şeyin başladığı yere. Gözlerimi birden açtım, sanki birisi adımı haykırıyormuş gibi. Oda aynı havası ama artık daha soğuk; sanki içimdeki bir şey tam anlamıyla dönmemişti, bir parça hala ışıklı şehirde, gölgeli kanatlarda kalmıştı. Yavaşça oturdum, sessizlik kulağa çınlayan bir plak gibi tek bir notada takılmıştı. Çevrem tanıdık ama yabancıydı; duvarlar bir anlığına kaymış gibiydi.

Göğsümün üzerine elimi sürdüm; rüyada kanatlarım çarpıyordu ama sadece tişört kumaşına dokundum. Garip, dedim içimden, neredeyse uçmuştuk. Uyku anısının silikleştiğini hissettim; ıslak kar gibi ellerimde eriyordu. İçimde hâlâ bir esinti, hafif ama gerçek bir hava akımı var gibiydi. O an anladım: rüya, uçuş hakkında değildi. Şehir de adını söyleyemeyeceğimiz bir yer değildi. Çünkü bu, yeryüzünde bir borç gibi hissettiğim yaşamın yorgunluğundan kaçışımdı.

Kendime bir başka gökyüzü, başka bir ufuk gerekiyordu. Kanatlar bir hayal değil, neredeyse unutulmuş bir hatıraydı. Nefesimi tutarak bu hisleri boşa kaçırmamaya çalıştım ve karanlığa fısıldadım:
Bir gün karar verirsem tekrar o yere döneceğim. Gerçekten uçacağım.

Aynı anda içimde bir ses sessizce yanıtladı: Sen zaten başladın.

Pencereye uzun süre baktım; gece yavaşça yerini geri vermeye başladı. Gölgeler inceliyor, gökyüzü aydınlanıyor, sanki dünya yeni bir nefes alıyor, ardından eski telaşına geri dönmek üzere. Ama ben içimde bir şeyin değiştiğini hissettim sessiz, ince ve geri dönüşü olmayan bir değişim. Ufka baktım; ince bir ışık şeridi dünyayı önce ve sonraya bölüyordu. O an artık korkmuyordum; zayıflıklarıma, boşluğuma, sıkıntı dolu yorgunluğa bile.

Şimdi anladım ki, kanatlar bir rüya değil, benden çıkmış bir parça. Gözlerimi kapatıp göğsüme elimi koydum; kalbim hafifçe çarptı, sanki düşüncemi onaylıyor gibiydi. Çığlık atmadım, alçakgönüllü bir kararlılıkla fısıldadım:

Başkalarının beklentileriyle yaşamaktan vazgeçiyorum. Artık dayanamayacağım, bekleyip birinin bana izin vermesini beklemek yerine, ben kendim olacağım.

Bu sözle içimde bir şey kanat açtı; kanatlar değil belki, ama daha derin bir şey. Uzun süredir gölgede oturan ruhum nihayet ayakta durdu. Gözlerimi açtım; gökyüzü soluk pembe bir renk almış, sabah ışığı yavaşça yüzüme dokunuyordu. Pencerenin kenarından bir adım geri çekildim ve yer hafifçe titredi. Ya dünyanın mı yoksa benim adımlarımın mı sarsıldığını fark etmedim; önemli değildi. Tek önemsediğim şey artık düşmemekti.

Derin bir nefes aldım; aylarca hissetmediğim özgür bir nefes. Sesimi yükselttim, net ve sakin bir şekilde, bir yemin gibi:

Yükseleyeceğim. Tek başıma. Hayalimdeki zirvelere.

Artık hiçbir boğucu oda benim hapishanem olmayacak. Döndüm, adımlarım hafif, neredeyse havada süzülüyordu. Acele etmiyordum; çünkü kanatlarını bulan bir insan, bir daha eskisi gibi olmayacak.

Rate article
Lifequest
BANA DAHA BÜYÜK BEYAZ KANATLAR VERİN