Babamı Aldın
Anne, sonunda taşındım! Düşünsene, nihayet başardım!
Elif, telefonu omzuna sıkıştırmış, bir yandan inatçı kilidiyle cebelleşiyordum. Anahtar zorlukla dönüyordu, sanki yeni sahibini sınamak ister gibi.
Kızım, çok şükür! Daire nasıl, her şey yolunda mı? Annemin sesi heyecan ve mutluluk doluydu.
Mükemmel! Aydınlık, ferah. Balkon tam doğuya bakıyor, tam istediğim gibi. Baba orada mı?
Buradayım, buradayım! Hasanın kalın sesi hoparlörden geldi. Hoparlörü açtı annem. Ee, yavru yuvadan uçtu mu?
Baba, 25 yaşındayım, ne yavrusu?
Benim için hep yavrumsun. Kilitleri kontrol ettin mi? Pencereler hava alıyor mu? Kombi
Hasan, bırak çocuğu biraz alışsın! diye araya girdi annem. Elif, dikkatli ol. Sonuçta yeni bina, kimlerin komşu olduğu belli olmaz.
Gülüp sonuna kadar uğraştığım kilidi açıp kapıyı ittim.
Anne, burası eski apartman değil ki! Herkes düzgün, ortam temiz. Bir sorun olmayacak.
Sonraki haftalar bir koşuşturmaca. Yapı marketleri, mobilya mağazaları, kendi evim arasında geçti. Yastığımda duvar kağıdı kataloglarıyla uyuyordum, sabah ise hangi derz renginin fayansa daha çok uyacağı sorusu kafamı kemiriyordu.
Cumartesi günü perdeler için kumaş örneklerine bakarken telefonum yine çaldı.
Nasıl gidiyor bakalım? diye sordu babam.
Yavaş ama emin adımlarla. Bugün perde bakıyorum. Krem mi alsam süt rengi mi hala karar veremedim. Sence?
İkisi de aynı şey, pazarlamacılar uydurmuş işte.
Baba, tonlardan hiç anlamıyorsun!
Ama elektrikten anlarım. Prizleri düzgün bağladılar mı?
Tadilat zamanımı, paramı ve sabrımı tüketti ama her yeni dokunuş duvarları gerçek bir eve dönüştürüyordu. Yatak odasına sütlü bej duvar kağıdını kendim seçtim, laminat ustasını da kendim buldum, mutfağı daha geniş gösterecek düzenlemeyi de…
Son işçi giderken tertemiz salonda yere oturdum. Yeni perdelerden gün ışığı süzülüyor, hâlâ hafif boya kokusu var. Bu benim ilk gerçek evim
Komşumla tanışmam taşındıktan üç gün sonra oldu. Kapıda anahtarlarla uğraşıyordum ki karşı apartman dairesinden kapı açıldı.
Aa, yeni biri taşınmış! Kısa saç, canlı ruj, meraklı bakışlar Kadın otuzlarında. Ben Melike, tam karşındayım, bundan sonra komşuyuz.
Elif, tanıştığıma memnun oldum.
Tuz, şeker ya da sohbet lazım olursa çekinmeden gel, yalnız kalmak tuhaf oluyor ilk zamanlar; bilirim.
Melike sohbetiyle içimi ısındırdı. Mutfakta çay içerken apartman yönetimini, kattaki plan farklılığını, en iyi interneti, usta ve marketleri anlattı.
Biliyor musun, şahane bir elmalı kek tarifim var! Telefonundan bir şeyler gösterdi. Hemen gönderiyorum. Yarım saatte pişiyor, sanki tüm gün mutfaktan çıkmamışsın gibi oluyor.
Gönder lütfen! Fırını ilk defa deneyeceğim zaten.
Günler haftaları buldu, Melike ile aram iyice ısındı. Asansör önünde selamlaşıyor, bazen birbirimize kahveye uğruyor, kitap değiştiriyorduk.
Cumartesi Hasan geldi. Duvara bir türlü tutturamadığım rafı asacak.
Yanlış dübel almışsın, dedi babam, inceleyerek. Bunlar alçıpana göre, halbuki seninki beton. Neyse, arabada uygun olan var.
Bir saat sonra raf kusursuz asılmıştı. Hasan aletleri topladı, yapılan işi beğendi ve başını sallayarak onayladı.
Artık yirmi yıl bu raf yerinden oynamaz!
Baba harikasın! diyerek sarıldım.
Birlikte aşağı indik, işten, yeni müdürden, diğer ufak tefek şeylerden bahsettik.
Girişte market poşetleriyle Melike çıktı karşımıza.
Selam! El salladım. Babam Hasan, sana bahsettiğim komşum Melike.
Memnun oldum, dedi babam gülerek.
Melike bir an durdu, babama uzun uzun baktı, sonra bana… Gülümsemesi yapaylaştı, sanki maskeydi.
Ben de memnun oldum, deyip hızla apartmana girdi.
O andan sonra her şey değişti. Ertesi sabah Melike ile asansör önünde karşılaştım, selam verdim, sadece buz gibi bir baş sallama aldım. İki gün sonra çaya davet ettiğimde işim var deyip yüzünü bile çevirmedi.
Ardından şikâyetler başladı…
İlk kez akşam dokuzda polis kapıyı çaldı.
Gürültü ihbarı geldi, yaşlı polis utandı gibi. Yüksek ses, gürültü…
Ne sesi, kitap okuyordum!
Komşular şikayet etti…
Peş peşe şikayetler geldi. Apartman yönetimi dayanılmaz ayak sesleri, devamlı gürültü, gece müzik sesi diye bin bir türlü dilekçe aldı. Polis sık sık uğramaya başladı, her seferinde mahcup bir tavırla…
Kimin şikayet ettiğini anlamıştım ama nedenini bilmiyordum.
Her sabah bugün ne gelecek? deyip erkenden kalkıyordum. Kapıma yumurta kabuğu sürülüyor, kahve telvesi sürülmüş, apartmanın önüne patates kabukları bırakılıyordu.
Bütün bunları temizleyince ellerimde temizlik maddesi yanığı, yutamadığım bir sıkıntı kalıyordu.
Bunu böyle bırakamam, diyerek internetten akıllı kamera gözü araştırdım.
Kurulumu yirmi dakikada hallettim. Kapı gövdesine gizli kamerayı takıp telefonu kameraya bağladım, beklemeye başladım.
Çok beklemedim.
Gece üçte telefon bildirimiyle uyandım. Ekranda Melikebornoz ve terlikleriylekapımda garip bir şey bulaştırıyor. Alışık bir hareketle, işi ciddiyetle yapıyordu.
Ertesi gece uyumadım. Gecenin bir yarısı kapı önünde bir şeyler kımıldadı.
Hemen kapıyı açtım.
Melike bir poşetle dondu kaldı. İçinden iğrenç bir sıvı akıyordu.
Ben sana ne yaptım ki? diye sordum, sesim titrek. Neden böyle yapıyorsun?
Melike poşeti yere bırakınca yüzü öfkeyle şekil değiştirdi, hınç ve acı bir arada.
Sen mi? Hiçbir şey yapmadın. Ama baban…!
Ne alakası var ki babamla?
Çünkü o benim de babam! Melike neredeyse bağırıyordu. Ama seni büyüttü, şımarttı; annemle beni üç yaşımda, ortada bırakıp gitti! Hiç para göndermedi, aramadı, biz can çekişerek yaşadık; siz mutlu aile kurarken. O yüzden, aslında babamı sen aldın!
Geri çekildim, kapının kasasına yaslandım.
Yalan söylüyorsun…
Yalan mı? Ona sor! Hatırlıyor mu Gönül Altayı, ona ve kızı Melikeye ne yaptığını?
Kapıyı kapatıp yere çöktüm. Yalan, bu olamaz, babam böyle biri değil! kafamda çarpıp durdu.
Sabah anne-babalara gittim. Yolda defalarca ne diyeceğimi provada ettim; ama Hasanı gazeteyle kendine has rahatlığı içinde görünce kelimeler boğazıma düğümlendi.
Elif, hayırdır? dedi babam neşeyle. Annen alışverişte, birazdan gelir.
Baba, bir şey soracağım… Kanepeye oturdum, çantanın askısı elimde buruştu. Gönül Altay diye birini tanıyor musun?
Babam dondu kaldı. Gazete elinden kaydı yere düştü.
Nereden çıktı bu…?
Kızı komşum. Sana da tanıttığım kadın. O, senin kızı olduğunu iddia ediyor.
Uzun bir sessizlik oldu.
Hemen gidelim ona, dedi ani kararla Hasan. Şimdi. Hatasını düzeltmem lazım.
Yol kırk dakika sürdü. Hiç konuşmadık. Camdan geçen apartmanlara bakarken, sarsılan dünyamı toplamaya uğraştım.
Melike hemen kapıyı açtı, sanki bekliyor gibi. Bizi süzüp içeri çekildi.
Tövbe etmeye mi geldin? dedi babama. Otuz yıl sonra mı?
Açıklamaya geldim. Hasan cebinden bir kağıt çıkardı. Oku bunu.
Melike şüpheyle aldı, okudukça yüzü değiştiöfke, şaşkınlık, çaresizlik…
Bu… ne?
DNA testi sonucu, dedi babam sakin. Annen mahkemeye verdiğinden sonra yaptırmıştım. Testte ortaya çıktı ki, baban ben değilim. Gönül bana sadakatsizdi. Senin biyolojik baban ben değilim.
Belge Melikenin elinden düştü
Babamla eve döndüğümüzde ona sarıldım, başımı palto yakasına gömdüm.
Özür dilerim baba. İnandım diye kendimi affedemiyorum.
Hasan da saçımı sıvazladı, çocukluğumda yaptığım gibi, her şey geçer dercesine.
Kusurun yok kızım. Kabahat başkalarında.
Melike ile bir daha ilişkim düzelmedi. Hiç de düzelmesini istemedim. O kadar kötülükten sonra ona olan saygım sonsuza kadar bitti…




