Ahmet, en az iki saat Merti gözetler misin? Elif, gözlerini bana asık bir şekilde baktı. Doktora gitmem lazım.
Olmaz diye ayağa kalktım. Arkadaşlarımla buluşuyorum, yakında çıkıyorum.
Ahmet, cidden. Başım çok ağrıyor, sırtım da bir şeyler söylüyor. Doğum sonrası her şey bir bir çöküyor…
Elif, tekrar duymamı ister misin? ona öfkeyle baktım. Hayır, erteleyebilirsin. Randevu üç hafta önceden alınmış.
Erteleyemem. Randevu üç hafta içinde yapılabiliyor.
O zaman üç hafta daha dayan, omuz silkerek dedim, sanki önemsiz bir şeymiş gibi. Senin başına bir şey gelmez.
Kapı çarptı. Çocuk odasından hafif bir hıçkırık geldi Mert yeniden uyanmıştı.
Yorgunluk içinde telefonumu çıkardım, polikliniğin numarasını tuşladım; bekleme müziği standart tınıların yerine bir pop şarkısı çalıyordu. Sonunda Elifin sırası geldi.
Merhaba, bugün için randevuyu iptal etmek istiyorum
Bir anda kanepeye çökerek kendimi buldum. Doğum sonrası sağlık bir kumar gibi olmuştu. Bazen sırtım öyle katılaşıyordu ki geriye doğru kıvrılamıyor, bazen de başım çekiç gibi patlıyordu. Doktorlar ellerini açıp inceleme lazım, ama zaman alacak derken, bir yandan da çocuğu kim gözetleyecek? diye soruyordu.
Ben umursamıyordum. Son iki yıl adeta benim yerime bir başkası geçip gitmişti.
Hamilelikte Elifi hemşire gibi taşırdım; ağır çantaları omuzlarıma atar, yemek yapar, akşamları ayak masajı yapardım. Sen benim en güzelimsin, çok mutluyum derdim. Elif her sözüme inanır, şanslı bir evlilik yaptığını düşünürdü.
Sonra Mert doğdu. Her şey parçalandı.
Bağırışlar, bebek bezi değişimleri, uykusuz geceler bunlar benim maskemi yırtıp altında bambaşka bir insanın ortaya çıkmasına sebep oldu. Elif evi toplamadığında ona bağırırdım. Mert ağladığında bağırırdım. Eşyaları fırlatır, kapıları çarpar, arkadaşların evine gider, gece yarısı dönerdim.
Kendine bir bak! parmağımı Elife doğrultarak bağırdım. Aynaya bakıyor musun? Güzeller güzeli nerede? Hımbır!
Elifin gözaltı halkaları, dağınık saçları, bebek maması lekeli eski ev tişörtü, kilo almış vücudu iki defa günde iki yemek yiyebiliyordu ama kilo inmemişti. Mert ateş tutar, dişi çıkar, karnı ağrırsa kendine zaman bulmak neredeydi?
Sadece çocuğu düşünüyorsun, o senin dünyanın tek merkezinde diyerek ayakkabılarını bağlarken bağırdı. Bana ne kadar ihtiyacın var?
Elif suskun kalmıştı; ne söyleyeceğini bilemedi. Evet, Merti düşünüyordu; o onun çocuğuydu!
Elif yorgunluktan kırılmış, dört duvarın içinde bağıran bir çocuk ve kendini kurban sayan bir kocayla sıkışıp kalmıştı.
İş de yoktu. Önceden çalıştığı firma kapanmış, sahibi borçlarıyla kaçmış, ofis mühürlenmiş, çalışanlar işten çıkarılmıştı. Elif doğum iznindeydi, bu yüzden etkilenmemişti. Ancak Mert üç yaşına girecekti ve Elif yeni bir iş bulmak zorunda kalacaktı. Üç yıllık boşluk ve küçük bir çocuk, işverenler pek sevmezdi.
Hayali, Merti kreşe götürmek, evden çıkmak, metroya binmek, ofise ulaşmak, gerçek insanlarla konuşmaktı; sadece çizgi film izleyecek bir bebekle değil. Elif evde ve oğlunda hayatını sürdürmek istemiyordu; eski benliğini hatırlamak istiyordu.
Mertin üçüncü doğum günü Elifin kendi elleriyle hazırlandığı bir kutlamaydı. Oğlu yeni bir tulum içinde koşuşturuyor, neşeyle gülüyordu.
Ama Ahmet yoktu.
Elif, Ahmet nerede? diye merakla etrafa bakınan Ahmetin annesi, Ayşe Hanım, sanki o da perdeden çıkıp gelmesini bekliyormuş gibi.
Bilmiyorum Elif zor bir gülümsemeyle yanıtladı. Muhtemelen gecikiyor.
Nasıl gecikiyor? Ahmetin babası, Mehmet Bey, kaşlarını çatarak sordu. Oğlunun doğum günü!
Elif omuz silkti. Ahmete on kez telefon etti, mesaj attı, cevap yoktu.
Misafirler birbirine baktı ama bir şey söylemediler. Elifin annesi, Fatma Hanım, masanın altından elini sıkıştırdı sessiz bir destekti, ama bir şey değiştirmedi.
Kutlama gergin geçti. Mert mutluydu, diğerleri normal davranmaya çalışıyordu.
Elif pasta kesiyor, çay servisi yapıyor, konuklara gülerken içi bir yere kadar kırılıyordu; bir bütün olamayan parçacıklar hâlâ toplanamıyordu.
Geceye doğru misafirler gittiler. Mert hemen uykuya daldı, kıyafet değiştirilmesini beklemeden. Elif onu beşiğe yatırdı, battaniyeyi düzeltti, oturma odasına geri döndü. Orada dağınık bulaşıklar, kırılmış paket kağıtları, sönmüş balonlar vardı.
Mekanik bir şekilde temizlik yapmaya başladı; tabakları yıkıyor, tezgâhı siliyordu.
Anahtar sesleri onu durdurdu. Saatine bakınca gece yarısıydı. Koridordan dışarı baktı.
Ahmet kapı aralığından belirdi; gözleri kızarmış, gömleği kırışık, ucuz bir parfüm kokusu, yanakında kırmızı bir ruj izi vardı. Elifi gördü ve bir an durdu.
Elif, düşündüğün gibi değil dedi boğuk bir sesle. Rakı içtim, bir şeyler kaybettim… Tek seferlik bir şeydi, bir daha olmayacak, söz veriyorum!
Elif yavaşça bir nefes verdi; içi soğuk bir buz gibi donmuştu.
Neredeydin? fısıldadı.
Ben… arkadaşlarımla buluştum. Bir meyhaneye girdik, kızlar vardı, bir tanesi…
Oğlumun doğum gününde diye kesti. Üç yaşına bastığında bir kızla mı çıktın?
Elif, bağışla! diye koştu ileri. İstemeden oldu!
İstemeden mi? sesi titredi. Sen hain, aldatıcı birisin! Sana %100 güveniyordum. Bir aile vardı, bir çocuk! Sana aldatmayacağıma inandım!
Suç senin! aniden patladı Ahmet. Kendine bir bak! Çevrede güzel kızlar var, eve geldiğimde seni görüyorum! Tabii ki gözüm takılıyor! Ben genç bir adamım, aşk istiyorum!
Elif çocuğun odasına yöneldi. Ahmet seslenmeye çalıştı ama dönmedi. Oda kapısını kapattı, Mertin yanına uzandı, dar yatağa yattı ve karanlığa baktı.
Sabah oldu, eşyalarını topladı; kendi ve oğlunun. Ahmet elini tutmaya çalıştı, bağışlanma ve ikinci şans sözleri savurdu, ama Elif direndi. Taksi çağırdı, çantalarını yükledi ve annesine gitti.
İlk haftalar zorluydu. Mert neden büyükannesinde yaşıyoruz, baba nerede diye ağlıyordu. Elif onu kucaklıyor, saçını öpüyor, her şey iyi olacak diye fısıldıyordu, ama içinde inanamıyordu.
Zaman geçtikçe hayat düzene girdi. Fatma Hanım Merte bakıyor, Elif iş ararken ona zaman kazandırıyordu. Bir ay içinde bir iş buldu; maaşı yeterli, yöneticisi anlayışlıydı. Boşanma davasını sonuçlandırdı. Ahmet itiraz etmedi, sadece oğluyla görüşmek istedi. Elif kabul etti; Mert babasını seviyor, ondan vazgeçemiyordu.
Birkaç ay sonra bir daire kiraladı; tek odalı ama kendine ait. En temel eşyalarla döşedi; bu onun ve Mertin evi, yeni bir başlangıç. Ahmet zaman zaman ziyarete gelmeye başladı; önce nadiren, sonra daha sık. Kralı tamir etti, mobilya topladı, Mertle yürüyüşe çıktı. Elif izin verdi; kendi için değil, oğlunun mutluluğu için. Mert babasını seviyor, gülüyor, boynuna sarılıyor, Elif bunu elinden alamıyordu.
Altı ay sonra Ahmet evlendi. Elif tesadüfen bir alışveriş merkezinde yeni eşini gördü; güzel, zinde, bakımlı, uzun saçlı, şık bir elbise içinde.
Ahmet hâlâ sık sık geliyordu, hatta daha çok. Her seferinde yeni eşini övüyordu:
Vika çok düzenli, ev daima temiz, akşam yemeği hazır, her zaman harika görünüyor, tıpkı bir model.
Elif başını sallıyordu, ama içi bir öfke seliyle doluyordu. Boşanmalar bile Ahmeti ona dokunmaktan alıkoyamıyordu.
Bir gün aklına bir fikir geldi. Ahmete intikam almakciddi ama kurnaz, adil bir plan.
Elif Ahmeti sık sık aramaya başladı, her konuda:
Ahmet, Mert yürüyüşe çıkmak istiyor, gelip getirir misin?
Ahmet, mutfakta bir musluk sızıyor, yardımcı olur musun?
Ahmet, Mert seni özledi, ne zaman geliyorsun?
Ahmet her seferinde geliyordu. Anlaşıldı ki Merti alıp onunla vakit geçirmesi, ona olan sevgisini artırıyordu. Birlikte çay içiyor, konuşuyor, Mert kreşteki olayları anlatıyor, gülüyorlardı.
Vikanın sesi de duyulmaya başladı:
Ahmet, yine onunla mı konuşuyorsun? Kes artık!
Ahmet gözlerini kaçırsa da, Vikanın kızgınlığı Elife bir rahatlık verdi.
Birkaç ay daha geçtikten bir akşam Ahmet beklenmedik bir şekilde kapıyı çaldı; yüzü yorgun, kıyafetleri buruşuktu.
Boşanıyoruz dedi, içeri girerek.
Ne? Elif kapıyı kapatıp ona yaslandı.
Vika gitti, dayanamayınca Ahmet cevap verdi.
Ne dayanamadı? Elif sordu.
Bizi Ahmet, ilişkimizi sürdürmekten vazgeçtiğini söyledi.
Elif alayla gülümsedi, soğuk bir sesle:
Ne ilişki bahsediyorsun?
Ahmet, biliyorsun ki çok vakit birlikte geçirdik. Ben düşündüm ki
Tekrar bir araya mı gelmek istiyorsun? Elif kollarını göğsünde kesti. Hayır, Ahmet. Bir aydır başka birisiyle ilişkim var ve mutluyum.
Ahmet şaşkınlıkla donakaldı, yüzü büzüldü.
Ne? Başka biriyle mi?
Önemli değil kim, sadece sen değilsin.
Ama ben
Ben seni beklediğimi mi sandın? Elif kahkaha attı. Ciddi misin?
O zaman benim başka birinin çocuklarına bakmamı mı bekliyorsun? Ahmet bağırdı. Beni kandırdın! Yardım ettim, canım gibi korudum, ama sen
Ben bir şey vaat etmedim Elif sakin durdu. Sen kendin geldin, köpek gibi. Aileye tekrar girmeye çalıştın, ama bana ihtiyacın yok. Senin alacaklılarınıza bile bir kedi bile besleyemezsiniz, bir adamı bile.
Sen sen
Ne? Elif kapıyı açtı ve dışarı iterek. Git, Ahmet. Bir daha öngörülmüş bir uyarı olmadan gelme.
Sen kadın değilsin! Ahmet ceketiyle koşarak çıktı. Kurnaz, intikamcı bir yılan!
Belki diye omuz silkti Elif. Ama sen beni böyle yarattın.
Kapı çarpıldı. Elif duvara yaslanıp gözlerini kapattı; ne sevinç ne rahatlık kalmamıştı, sadece boşluk vardı.
Elif yaptığının yanlış olduğunu biliyordu ama Ahmet bir zamanlar onun onurunu, inancını, sevgisini paramparça etmişti. Şimdi aynı madeni para ile karşılık vermişti.
Mertin odasına gitti; o, kollarını açmış uyuyordu. Yanına oturdu, başını okşadı.
Bu bölüm kapandı, sonsuza dek. Elif, Ahmetle hâlâ görüşmek zorunda kalacaktı; Mert babasını seviyor ve Elif ona mani olmuyordu. Ama artık eski eşine zaferle bakacaktı, intikamını tatmin olmuş bir şekilde hatırlayacaktı.




