Bizim Ayrılmamız Gerekiyor

Mertle tanıştığımız yer, Boğaziçi Üniversitesinin kuantum fiziği dersiydi. Sıkıcı bir konu gibi görünse de, formüller ve çok evren teorileri arasında ben, benzer bir ruh hâlâ bulmuş gibi hissettim.

O, benim arkamda oturuyordu, bakışı sıcak ve merak doluydu. Ders bittikten sonra Mert yanımıza geldi, bir an duraksadı ve şöyle dedi:

Affedersiniz, bir önceki dersi kaçırdım. Siz not alıyorsunuz, el yazınız çok güzel. Birkaç günlüğüne defterinizi ödünç alabilir miyim?

Sorun değil. Benim adım Elif. Seninle sen diye hitap edelim, tamam mı? Mert, öyle mi?

Mert sessizce başını salladı, ben de sohbetimizi döndürdüm.

Kafeteryada oturduk, iki fincan kahve eşliğinde geçen konuşma bir yüz yıl tanıdıklık gibi akıp gitti. Kitaplar, hocalar, varoluşun saçmalıkları ve Aralık ayının sonbahar gibi koktuğu Mert, konuşmak kadar sessiz kalmayı da iyi bilen biriydi; sessizliği kelimelerden daha iyi dolduruyordu. O, ilk günden beri en yakın dostum olmuştu.

Üç ay sonra, pencere kenarında durup, nazik bir lale buketiyle bana evlenme teklif ettiğinde evet dedim.

Bu, mantıklı tek şey gibi görünüyordu. Çevremiz Siz birbirinizin yarısısınız! derken biz de inanmıştık. İki parça bir yapbozun bir araya gelmesi gibiydik. Ancak bir şey eksikti aramızda tutku, delilik, kanı kaynatan o kıvılcım yoktu.

Düğün gecemiz tatlıydı. Şampanyayı döktük, sabaha kadar konuştuk, sonunda yorgun iki çocuk gibi sarılarak uyuduk. O gece, ilk kez soğuk bir kaygı iğnesi hissettim. En değerli insanı kucaklıyormuş gibi, ama kitaplarda anlatılan o elektrik, o titreme eksikti.

Beraber mutfağa girdik, sinemaya gittik, birbirimize kitap okuduk. Sıcak, huzurlu ve güvenli bir yaşam sürüyorduk; sanki en rahat terliği giymek gibi. Bir gün, yakın arkadaşım Gül, bize bakıp iç çekti:

Sanki otuz yıl bir yalanı birlikte yaşamış gibi görünüyor.

Sesindeki hayranlık değil, acı vardı. Bu işaret, içimde bir çamura batmaya başladığımı, metroda yabancılara bakmaya alıştığımı düşündürdü. Onlar daha farklı bakıyordu bana, belki daha iyi.

Altı ay sonra, mutfakta oturmuş, Mert yeni bir bilimsel makaleyi heyecanla anlatıyordu. Onun akıllı, nazik yüzüne, parlayan gözlerine baktığımda bir anda bembeyaz, dondurucu bir netlik çarpıntısı yaşadım: Onu seviyorum ama bir erkek sevgilisi gibi sevmiyorum.

Bu ne nefret ne de öfke, sadece acı bir farkındalıktı: en sağlam dostluğu aşk sanmıştık.

O gece uyuyamadım. Yanımda yatarken yüzüne bakıp kendimi canavara dönüştüm. En değerli insana nasıl acı verebilirim? Daha da korkunç olanı, ikimizi de sevgi eksikliğiyle lanetlemekti.

Sabah kahve pişirirken, fısıldayarak masaya baktım, gözlerim masaya takıldı:

Mert, dinle. Daha fazla dayanamayız. Seni sevmiyorum. Özür dilerim, bu bir hataydı.

Mert kahveciği elinde donakaldı.

Ne ne demek istiyorsun? sesi titredi.

Demek istediğim, biz biz eş değil, çok yakın arkadaşız. Yüzüklerimizi takınca dostluğumuzu öldürdük.

Mert kahveciği yere koydu, sandalyeye oturdu ve yüzünü ellerine sakladı. Omuzları titredi. Kalbim parçalanıyordu. Öpmek, sözlerimi geri çekmek istedim ama bilirdim ki bu daha büyük bir zulüm olurdu.

Neden? nihayet sızdı. Neyi yanlış yaptım?

Hiçbir şey! bağırdım, sesim koptu. Her şey mükemmeldi! Sen benim hayatımdaki en iyi insansın. Ama aramızda tutku yok, Mert. Özür dilerim. Ateş yok. Sadece sıcak, güvenilir bir ışık var. Ben yirmi üç yaşındayım, ateş istiyorum. Ve senin bu sessiz ışıkla bir ömür yanmasını istemiyorum.

Boşanma hızlıca gerçekleşti. O gün güneş parlak, hava mükemmeldi. Mert solgun, yitik görünüyordu. İçindeki her şeyi içinde tutuyordu, bu da benim içimi daha çok yaktı. Açıkça, başroldeki kötü adam kimdi?

Bağlantımızı kısma, gözyaşlarımı tutarak dedim. Lütfen. Sen hâlâ en yakın dostumsun.

Mert gözlerine baktı, içinde derin bir acı yansıdı, sözlerime pişman oldu. Dostluk hayalini bile düşünemedi.

Bilmiyorum, Elif dürüstçe cevap verdi. Bana zamana ihtiyacım var.

Mert gitti, ben yalnız kaldım, hayatımdaki en güzel ilişkiyi kendi ellerimle yıktığımın ağırlığıyla. Ancak içimde, suçluluk ve pişmanlığın altında, ufak bir umut ışığı yanıyordu.

Bir gün, acı dindiğinde, Mert haklı olduğunu anladı. Romantik bir yola girmemeliydik. Zamanla kırgınlık azaldı, tekrar iletişim kurduk. O, beni tekrar kazanmak için bir adım atmadı, hiçbir rahatsızlık vermedi. Evlilikten bahsetmedi, kıskanmadı; hatta beni en iyi arkadaşım gibi gördü.

Üzgün hissettiğimde, telefonunu çevirip ağlamak için gelmemi isterdi. Kişisel hayatında ise pek iyi gitmiyordu. Yakışıklı, eğitimli, genç olduğu için kadınların ilgisini çekiyordu; ama her tanışma bir eksikle son buluyordu.

Üç yıl sonra tatilde Tunceliden bir adamla tanıştım, iki hafta boyunca harika vakit geçirdik ve ayrılırken Serkan aniden evlenme teklif etti. Ben kabul ettim.

Mert bunu kardeşim Ahmet’ten öğrendi. Ahmet, Mertin hâlâ beni geri kazanma umudu taşıdığını, ama bir anda ani bir evlilik ve başka bir şehre taşınma haberini duyunca çöküşünü anlatmıştı.

Artık eski aşkını tamamen unutmalısın, kızım dedi kardeşim, gözlerini kapatarak.

Eşim de erkek ve kadın arasındaki dostluğun var olmadığını söylüyor. Ben ise kısa sürede Merti özlemeye başladım. İlk başta suçluluk duyuyordum, kendimi bencil sanıyordum. Sonra anladım ki, onunla yaptığım konuşmalar, birlikte aşmış olduğumuz zorluklar beni en iyi tanıyor. Mert, benim en iyi dostumdu.

Üç yıl sonra ona aradım, oğlumun vaftizine davet ettim. O, şaşkın bir şekilde hemen kabul etti, soru sormadı.

İstasyonda tek başıma onu karşıladım.

Hiç değişmemişsin.

Bu doğru değildi ama yine de hoş bir his verdi.

Biraz olgunlaştın, ciddileştin.

Yolda uyuyamadım, çok endişelendim

O zaman beni affet, gitmeden önce iyi konuşamadığım için diye fısıldadım. Ne söyleyeceğimi bilemedim, senden korktum. Seninle ayrılmak çok zordu.

Mert şaşkın bakışlarıyla bana baktı, gözlerinde benim hissettiğim rahatlamayı gördüm.

Sorun değil, özür dilerim. Seninle konuşmam eksikti diye içini çekti. Yıllarca içimde birikince, sadece dost kalmak istediğimizi fark ettik.

Bir saat içinde evine döndük, Mert evlendiği Ahmetin ve enerjik oğlunun yanında oturuyordu.

Üç gün çabuk geçti.

Mert, sert bir petrol mühendisi Serkanı çok beğendi, Ahmet ve ben de her şeyi hatırlamadan, onun gidişini izledi. Serkanın mutlu hali, Ahmetin gözlerindeki huzur beni ısıttı.

Bir dahaki sefere ailemizi ziyarete gelin dedi Mert, sahte bir tebessüm olmadan. Bu sefer bir aşkla değil, dostlukla.

Ahmet gözleri parladı.

Kesinlikle. Önce doğru kişiyi bul, sonra ailelerimizle dost olalım.

Onlar dostça sarıldı, eski acıların gölgesi yoktu. Mert trene binip pencereden el salladı, yolculuk başladı.

Tren hareket ettiğinde, Mert şehir ışıklarını izlerken eski ağırlığını hissetmedi. Yerine hafiflik, yeni bir his geldi.

Rate article
Lifequest
Bizim Ayrılmamız Gerekiyor