SEÇ: YA KÖPEĞİN YA BEN! ARTIK EVDEN KÖPEK KOKUSU DUYMAK İSTEMİYORUM! — DEDİ KOCASI. O, KOCASINI SEÇTİ, KÖPEĞİNİ ORMANA BIRAKTI… AKŞAM OLDUĞUNDA İSE ADAM, BAŞKA BİR KADINA GİTTİĞİNİ SÖYLEDİ

Günlük 15 Nisan

Rabia eşini, Keremi, delicesine seviyordu. Beş yıldır evliydiler, henüz çocukları yoktu ama ailelerinin bir ferdi olan bir dostları vardı: Minik, yaşlı bir Kangal köpeği. Rabia, Miniki yavruyken bir köyde tenha halde bulmuş, daha Keremle tanışmadan çok önce sahiplenmişti.

Minik artık ailenin bir üyesi olmuştu. Akıllı, sadık, adeta insan gibi her şeyi hissediyordu. Fakat zaman ona acımasız davranmıştı; bacakları ağrıyor, tüyleri dökülüyor, ağır bir koku da baş göstermeye başlamıştı. Kerem uzun süre tahammül etti. Fakat bir gün, Minik tuvaletini tutamayarak yeni laminant parkelerin üzerine işeyince Keremin sabrı taştı.

Yeter artık! diye bağırdı Kerem, yaşlı köpeği neredeyse parkelerin üstüne bastırarak. Ben hanede değil, ahırda mı yaşıyorum? Koku, tüyler zaten her yanda, şimdi bunu da mı temizleyeyim? Rabia, kararını ver: Ya ben ya bu külüstür!

Rabia gözyaşlarına boğuldu, Miniki sıktı kucağına.

Kerem, nereye bırakayım onu? On iki yaşında, yaşlanmış…

Barınağa ver, ormana bırak, uyut, hiç fark etmez! dedi Kerem katı bir ifadeyle. Akşama kadar o burada olmayacak. Ya gider o ya da ben giderim! Tertemiz bir ev istiyorum, artık bu bitkin oğlunla uğraşamam!

Rabia zayıftı. Yalnız kalmaktan ölesiye korkuyordu. Kerem ailesi için güvenli limandı; tatil planları, ev kredisi hayalleri… Onu kaybetmek istemiyordu.

Eşini seçti.
Miniki arabaya bindirip şehrin dışına sürdü.
Yaşlı köpek güç bela atladı arka koltuğa, her adımda acıyla inledi ama Rabianın elini yaladı. Minik, bir geziye gittiklerini sanıyordu hâlâ.
Tüm yol boyunca Rabia ağladı.
Ormanda, kasabaya epey uzak bir yerde, Miniki arabadan indirdi. Onu bir ağaca bağladı ki arkasından koşamasın. Önüne mama kabını koydu.

Affet beni Minik… affet… diye fısıldadı ama onun yaşlı, cam gibi gözlerine bakamadı.

Minik kaçmaya bile uğraşmadı. Oturdu, Rabiaya baktı. O an her şeyi anlamış gibiydi.
Rabia gözyaşları içinde arabasına atladı, gaza basıp gitmeye başladı. Dikiz aynasından Miniki gördü; can havliyle, bacak ağrılarını unutarak ona doğru atıldı, tasmayı germiş halde havladı. Çaresizce, kısık, umutlu bir havlama

Rabia eve dönerken kulaklarında o ses çınladı.
Gözleri ağlamaktan şişmiş şekilde eve döndü.
Kerem evdeydi, valiz hazırlıyordu.
Ne yapıyorsun? Ben dediğini yaptım, Minik artık yok, onu götürdüm…
Kerem, sinsi bir gülümsemeyle baktı:

Harika. Çabuk hallettin. Ama şunu bil yine de gidiyorum.

Ne? Ama… nereye?
Elife. Biliyorsun ya, muhasebeden. Altı aydır beraberiz. O hamile.
Rabia sandalyeye yığıldı. Etrafındaki her şey başına yıkıldı.

Peki ya ültimatomun? Köpek mi, ben mi dedin… Neden?
Sadece senin karakterini ölçmek istedim. Belki dik durursun sandım. Ama sen… insanı, yıllardır seninle olan bir dostu, sırf birinin baskısıyla bir ormanda bıraktın. Yarın beni de bırakırsın; ben hasta olsam, direkt atarsın kapının önüne.
Çantasını kapadı.

Güle güle Rabia. Ve bir şey daha… Asıl Minik gerçek adamdı senin evinde. Sen de… sen ihanetten ibaretsin!

Kapı çarpıldı, Rabia ağlamaya başladı.
Ne yaptığını o an anladı. Onu asla sevmeyen bir adam için, kendisine on yaşından fazla sadakatle bağlı olan bir canın gönlünü öldürmüştü.
Arabaya atladı, gece yarısı yağmurda tekrar ormana sürdü.

Ağaca vardığında tasma parçalanmıştı, mama kabı devrilmişti, Minik yoktu.
Minik! Minik! Oğlum benim! diye bağırdı, ıslak dallar yüzünü çizerken.
Üç gün boyunca onu aradı, ilanlar astı, sosyal medyada paylaştı. Uyumadı, yemedi.
Dördüncü gün telefon geldi:
Bir Kangal arıyordunuz değil mi? Otoban kenarında bulmuşlar, kamyon çarpmış…

Rabia hemen tanımaya gitti.
Minikti.
Muhtemelen tasmasını kemirip peşinden koşmuştu. O yollarda, hasta ayaklarıyla, büyük bir acıyla, korkuyla dönmeye çalışmıştı. Ona ihanet eden sahibine dönmeye çalışırken yol kenarında ölü bulundu.

Rabia onu elleriyle toprağa verdi.
Aradan iki yıl geçti.
Bir başına yaşıyor; bir daha kimseye güvenemiyor, kendine bile.
Kerem yeni eşi ve bebeğiyle mutlu; onu anımsamıyor bile, onun için yaşananlar basit bir test, gidip mazeret buldu.
Rabia ise şimdi yaşlı köpeklere bakan bir barınakta gönüllü. Onların altını temizliyor, yaralarını sarıyor, pişmanlığının kefaretini ödüyor.
Her gece aynı kabusu görüyor: Bir ağacın yanında, Minik ona bakıyor; Rabia çağırıyor, Minik ise sadece bakıyor öfkesiz, ama sonsuz bir hüzünle.
O bakış, Rabiaya sessiz bir mahkûmiyet.

Ders: İhanetin affı yoktur. Size ültimatom koyanlar için sadık dostlarınızı asla feda etmeyin. Gerçekten seven biri asla böyle bir şeye zorlmaz. Zorluyorsa, o zaten baştan sizi terk etmiştir. Siz yalnızca kaçınılmaz sona bir hata ekliyorsunuz.

Rate article
Lifequest
SEÇ: YA KÖPEĞİN YA BEN! ARTIK EVDEN KÖPEK KOKUSU DUYMAK İSTEMİYORUM! — DEDİ KOCASI. O, KOCASINI SEÇTİ, KÖPEĞİNİ ORMANA BIRAKTI… AKŞAM OLDUĞUNDA İSE ADAM, BAŞKA BİR KADINA GİTTİĞİNİ SÖYLEDİ