Aşkın Kalıntıları – Kayınvalidenin, Bacanakların ve Kendi Yerini Bulma Mücadelesi Üzerine Bir Hikaye

Tekrar bir zarfta para, bizim için sadece bir kavanoz turşu mu? diye düşündüm, kayınvalidemin mutfağındaki uzun masaya bakarken. Mert yanımda oturuyordu, karşısında ise Emine Hanım, Mertin anneannesi. Az önce odadan çıkmış, kız kardeşim Bahara yeni bir para zarfı uzatmıştı; bunu aralanmış kapıdan gördüm. Bahar geniş bir gülümsemeyle zarfı aldığında, eşi Baran hiçbir neşesini saklamıyordu.

İrem, biraz daha salata ister misin? diye sordu Emine Hanım, önüne bir kase koyarak. Ben kendim hazırladım, özellikle sizin için.

Boğazımda bir boğum hissettim. Sizin için diye bir şey duymak artık bir lanet gibi geliyordu. Onların her zaman yiyecekleri vardı; onlar için tatil, yeni araba, ev yenileme parası konuşulurdu. Biz ise kavanoz turşu ve paketlenmiş kekle yetinir, teşekkür ederiz diye cevap veririz. Kendimi kayıtsız mı kalıyorum? Belki de sahip olduklarıma minnettar olmam gerekir mi?

Mert, masanın altından elimi tutarak bir uyarı yaptı. Başlamadan önce susma diye bir işaret verir gibi. Artık sessiz kalamazdım.

Anne, Bahar yine bir şey mi kazandı? diye sessiz, ama kararlı bir sesle sordum.

Mutfakta sadece saat tik tak sesleri ve Baranın çatalının tabağa sürtülüşü duyuldu.

İrem, abartma, diye soğukkanlı bir tavırla yanıtladı Emine Hanım. Herkese ihtiyacı olduğu verilir.

Ya biz de ihtiyacımız yok mu? diye Mert söze girmeye çalıştı, ama Emine ona keskin bir bakış attı.

Siz zaten her şeye sahipsiniz. İkiniz de çalışıyorsunuz, anne babamdan kalan dairede yaşıyorsunuz. Bahar daha zorlu bir konumda.

Bahar gözlerini yere kaçırdı, fakat yüzünde bir zafer ifadesi beliriyordu. Baran ise utanmayı bile taklit etmiyordu.

Balkona çıkıp bir nefes aldım. İlk evlilik yıllarımızı hatırladım. Kayınvalidemi mutlu etmeye çalıştığım, bayramlarda tatlılar pişirdiğim, bahçede çiçeklere su verdiğim, isim günlerinde telefonla kutladığım anlar. Sürekli duyulan: Bahar bunu daha güzel yapar, Bahar daha çok mücadele eder, Bahar çok becerikli.

Üç yıl önceki bir akşam yemeğini hatırlıyorum. Emine Hanım, Bahar ve Barana Yeni bir başlangıç yazılı bir zarf uzatmıştı. Biz ise ev yapımı sürme ve bir dilim makaron almıştık. Mert alaycı bir şekilde: Anne, bizim için de bir yeni başlangıç yok mu? dedi. Emine sadece gülümsedi: Siz zaten uçuşa başladınız.

O anda kendimi değersiz hissettim. Sanki aileye sadece bir ek olarak görülüyorduk.

İrem! dedi Mert balkona doğru yürürken. Lütfen, bu sahneyi abartma.

Bu bir sahne değil! dişlerimi sıkıp bağırdım. Bu benim hayatım! Daha ne kadar sahte bir gülümseme takınacağım?

Mert derin bir iç çekti.

Haksızlık, biliyorum. Ama ne yapalım ki? O benim annem.

Ben senin eşinim! gözlerimden yaşlar süzülürken haykırdım. Hiç benim tarafıma geçmedi mi hiç?

Mert suskun kaldı. Annesine duyduğu sevgi, beni yarı yolda bırakıyordu. Artık bu rolü oynayamıyordum.

Mutfakta Bahar ve Baran çıkıyordu.

Çok teşekkür ederiz, anne! diye Bahar, Emine Hanımı yanağından öptü.

Görüşürüz! diye Baran omzundan bir selam gönderdi ve bana üstün bir bakış attı.

Kalan tek kişi Emine Hanımdı.

İrem, tutumunu anlamıyorum, dedi öğretmen gibi bir ses tonuyla. Her zaman minnettar oldun.

Artık artık kalıntılar için minnettar kalmak istemiyorum, diye sessizce yanıtladım.

Emine kaşlarını çattı.

Bu kıskançlık değildir, dedim kararlı bir sesle. Bu acı. Bu aileye bir parça olmayı, altın değerinde bir yere sahip olmayı istiyorum.

Kayınvalidem uzun bir bakışla soğuk bir sesle: Belki de önce kendine bakmalısın, İrem.

Mertle sessizce arabaya bindik. İçerideki sessizlik çökertiydi.

Eve geldiğimde kanepede ağladım. Mert beni tutmak istedi, ama geri çekildim.

Beni anlamıyorsun, gözyaşları içinde dedim. Sen hep onların tarafındasın.

Yanlış! Sadece ailede bir savaş istemiyorum, diye sustu.

Ben de kendimdeki savaşı artık kaldırmak istemiyorum!

Ertesi gün annem beni aradı.

İrem, Emine Hanımda nasılsın? diye sordu. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Duygularımı itiraf etmek utançalı geliyordu; çünkü her zaman minnettar olmam gerektiği söylenirdi. Peki, gerçekten bu aşağılık rolünü kabul etmeli miyim?

Bir hafta sonra Bahar, yeni dairesinin fotoğraflarını Facebooka yükledi: Annemize teşekkürler! Yorumlar yağdı: Ne güzel bir kayınvalide!, Aile bir hazine! İçimde kıskançlık ve keder kıvranıyordu. Akşam Mertle bu konuyu açmaya çalıştım.

Belki de görüşme sıklığını azaltmalıyız? diye çekingen bir sesle sordum.

Mert gözleri hüzünle doldu.

O benim annem Bırakamam, dedi. Sen bana ne.

Bir an sessiz kaldı.

Seçim yapmamı ister misin? dedi sonunda. Ben seni ve annemi aynı anda kaybetmek istemiyorum.

Yalnızlık içimi sardı. Haftalar geçtikçe, her ziyaret bir başka aşağılamayla, utançla sonuçlanıyordu. İş veya rahatsızlık bahanesiyle aile buluşmalarından kaçındım. Mert ise annesine tek başına gidiyordu, konuşmalarımız ise giderek kısalıyor, yüzeysel hâle geliyordu.

Bir gün Bahardan bir mesaj geldi:

İrem, bir kahve içmeye ne dersin? Gözler önünde kimse olmadan konuşalım.

İstemeyerek de olsa kabul ettim. Şehir meydanındaki bir kafede buluştuk.

Sana kızgınım, diye Bahar doğrudan başladı. Ama bu benim hatam değil; annem bizi ayrı ayrı seçiyor.

Hiç değiştirmeye çalışmadın mı? diye sordum.

Bahar omuz silkerek: Belki bana da uymuyordur Ama bu durumdan zaten bıktım. Anne bizi birbirine karşı oynuyor. Sen güçlü ve bağımsız bir kadınsın, ben ise zavallı bir kurban. Aslında ikimiz de mutsuzuz, dedi ve samimiyeti beni şaşırttı.

Değişebilir mi? diye sordum.

Anne değişmez, dedi Bahar. Ama biz onun oyununu bırakabiliriz.

Yeni bir umutla eve döndüm. Akşam Mertle uzun bir konuşma yaptık.

Ya ya da benimle birlikte annene sınır koyarsın, ya da aynı çatı altında ama ayrı hayatlar yaşarız, dedim.

Mert uzun bir sessizliğin ardından beni sıkıca kucakladı.

Özür dilerim, dedi. Birlikte bir şeyler değiştirelim.

Gelecek nasıl olur bilmiyorum, ama artık sadece birinin sevgisinin kalıntılarını kabul etmeyeceğim. Aileye sadakatle mutluluğumu feda etmek zorunda mıyım? Yoksa kendi yolumuzu çizerken onurumuzu da geri kazanabilir miyiz? Siz bu durumda ne yapardınız?

Rate article
Lifequest
Aşkın Kalıntıları – Kayınvalidenin, Bacanakların ve Kendi Yerini Bulma Mücadelesi Üzerine Bir Hikaye