Apartman Bahçesindeki Bank
Cemil Bey öğleden sonra bir buçukta apartman bahçesine indi. Şakaklarında hafif bir baskı hissediyordudün son kalan mezeleri bitirmiş, bugün ise sabahdan yılbaşı ağacını kaldırıp süsleri kutuya yerleştirmişti. Evin içi fazlasıyla sessizdi. Şapkasını başına geçirip, cep telefonunu cebine attı ve her zamanki gibi trabzanlardan tutunarak ağır ağır aşağı indi.
Ocak ayının ortasında bahçe adeta bir film setini andırıyordu: temizlenmiş yollar, dokunulmamış kar yığınları, ortalıkta kimsecikler yoktu. Cemil Bey, ikinci girişin önündeki bankı hızlıca temizledi. Kar tahtaların üzerinden usulca akıp yere süzüldü. Burası, özellikle kimse olmadığında, düşünmek için harika bir yerdibeş dakika oturup eve dönmek yeterdi.
Rahatsız etmeyeyim umarım? diye bir erkek sesi duyuldu.
Cemil Bey başını çevirdi. Koyu lacivert montlu, yaklaşık elli beş yaşlarında, uzun boylu bir adam. Yüzü bir yerlerden tanıdık geliyordu.
Oturun buyurun, yer bol, deyip yanına kaydı Cemil Bey. Hangi dairede oturuyorsunuz?
Otuz üç numara, ikinci katta. Üç haftadır taşındım buraya. Benim adım Tuncay.
Ben Cemil Bey, diyerek uzatılan eli sıktı. Sessiz mahallemize hoş geldiniz.
Tuncay bir sigara paketi çıkardı.
Rahatsız olur musunuz?
Buyurun, için.
Cemil Bey on yıldır sigara içmiyordu ama tütün kokusu bir anda ona uzun yıllar çalıştığı gazete bürosunu anımsattı. İçinden bir an o dumana çekilmek geçti ama hemen vazgeçti.
Uzun zamandır mı buradasınız? diye sordu Tuncay.
Seksen yediden beri. O zaman tüm site yeni yapılmıştı.
Ben de yakında çalışıyordum; Metal İşçileri Derneğinde ses teknikeriydim.
Cemil Bey hafifçe irkildi,
Yusuf Hocanın yanında mıydınız?
Aynen! Siz…
Ondan röportaj yapmıştım. Seksen dokuzda bir konser organize etmişti, dönüm yılıydı. Hani o zaman Ay Grubu çalmıştı.
Ben o konseri baştan sona ezbere bilirim! diye gülümsedi Tuncay. Devasa bir hoparlör getirmiştik, güç kaynağı kıvılcım saçıyordu…
Sohbet kendiliğinden aktı. İsimler, anılar art arda geldikimi gülümseten, kimi hüzünlendiren. Cemil Bey artık eve dönse iyi olur diye düşündükçe, sohbet aniden başka kapı aralıyordu: Müzisyenler, ekipmanlar, sahne arkası hikâyeleri…
Uzun sohbetlere uzun zamandır alışkın değildi. Son senelerinde sadece acil haberler yazmış, emeklilikten sonra ise tam anlamıyla içine kapanmıştı. Böyle olmasının daha huzurlu olduğunu kendine telkin ediyor; kimseye ihtiyaç duymadan, kimseye bağlanmadan yaşamaya alışmıştı. Ama şimdi, göğsünde bir şeyin ısındığını hissetti.
Bakın, dedi Tuncay üçüncü sigarasını söndürüp, Evde kocaman bir arşivim var. Afişler, fotoğraflar Konser kasetlerim var, hepsini kendim kaydettim. İster misiniz beraber bakalım?
Ne gerek var, diye bir düşünce geçti Cemil Beyin aklından. Sonra gidip konuşmak gerekecek, komşuluk başlatırsa günlük rutinim bozulur. Hem ne göreceğim ki yeni?
Olur, bakabilirim, dedi. Ne zaman uygun olur?
Yarın da olur. Beşte işten gelmiş olurum.
Tamam, diyerek telefonunu çıkarıp rehberi açtı. Numaranı kaydet. Bir aksilik olursa haberleşiriz.
Akşam, yatmakta uzun süre zorlandı. Sohbeti kafasında döndürdü durdu, eski hikâyelerin ayrıntılarını hatırlamaya çalıştı. Birkaç kez telefonunu almak için uzandıiptal edeyim, işim var diyeyim diye. Ama vazgeçmedi.
Sabah telefona alarm sesiyle uyandı. Ekranda Tuncay, komşu yazıyordu.
Vazgeçmediniz değil mi? dedi öteki taraftan hafif çekingen bir sesle.
Hayır, vazgeçmedim, dedi Cemil Bey. Beşte oradayım.
Hayat bazen, ummadığın yerde sana yeni bir dost, kalbini ısıtan bir sohbet ve eski günleri yeniden keşfetme fırsatı sunar. Yalnızlık duvarları bir anda yıkılır ve herkes, bir başka hikâyede kendini bulabilir. Birlikte geçirilen zaman, sessizliğin en güzel ilacıdır.




