Otobüsten inen Yulia, elindeki ağır çantalarla doğup büyüdüğü eve doğru yürürken kapıyı açıp, “Anneciğim, babacığım, ben geldim!” diye seslendi. Tüm ailesi ona doğru koştu, “Yulia, kızım! Senin geleceğini hissetmiştik!” dediler. Akşam, tüm aile büyük sofrada buluşmuşken kapı çaldı. “Herhalde komşular tebrik etmeye geldi,” diyen annesi kapıyı açtı; yanında yalnız değildi, “konuklar” da vardı… Yulia, odaya girenlere bakınca gözlerine inanamadı. Yulia, otobüs penceresinden memleketinden uzaklaşırken dalgın ve biraz üzgün gözlerle dışarıyı izliyordu. Dizlerinin üzerinde büyük, ekoseli bir çanta vardı; en gerekli şeyleri yanına alsa da çanta yine de oldukça doluydu ve babaannesi üstüne sıcacık poğaçalar yerleştirmişti. Onların mis gibi kokusu otobüse yayılınca Yulia, dayanamadı ve çantasını açıp iki kızarmış poğaça çıkardı. — İster misin? — diye yanındaki delikanlıya sordu; o da kibarca Yulia’ya cam kenarındaki yeri vermişti ve bu incelik Yulia’da sempati uyandırmıştı. — Tabii ki! — sevinçle başını salladı genç adam. — Benim adım Yulia, — diye kendini tanıttı. — Ben de Stepan! Üniversiteye mi gidiyorsun? — Evet! Bizim burada ne teknikum var ne üniversite. Sadece traktörcülük var, benlik bir şey değil. — Ben de üniversiteye başvuracağım, — dedi Stepan. — Ama köyü seviyorum! Şehre gitmek dört saat sürdü ve gençler bu sürede iyice tanıştı, sonunda numara değiş tokuşu yapıp kendi yollarına gitti. Giriş sınavları süreci hızla geçti; Yulia da Stepan da seçtikleri üniversiteye yerleşip mutluluktan havalara uçtular. Tüm kaygılar, sınav stresi geçmişte kalmıştı; önlerinde ise sonsuz umutlar ve hayaller vardı. Bir gün Stepan aradı: — Yulia, merhaba! Bugünü bir pastanede kutlayalım mı? Yulia çok sevindi; zira Stepan’ı beğeniyordu, onun yanında huzur buluyordu. Ayrıca ona bir yakınlık hissediyordu, içten, güvenilir, kibirden uzak, “bazıları gibi değil”. Pastanede buluştular — adı gülünç bir şekilde “Suaygırı” idi. Cam kenarında oturup, büyük nehrin üzerindeki gezi teknelerini, megafonla bir şeyler anlatan rehberleri izlemeye başladılar. Yulia merakla sordu: — Neden bu pastanın adı Suaygırı acaba? Stepan gülerek yanıtladı: — Buraya sık gelenler, tatlıların etkisiyle zamanla suaygır gibi oluyor olabilir! Yulia kahkahalarla, pastasını iştahla yiyerek katıldı sohbetlerine. Sonra burada sık sık buluşmaya başladılar ve randevu ayarlarken “Aynı yerde buluşalım!” demeyi adet edindiler. O akşam ilk defa öpüştüler; Yulia, bu öpücüğü ömrü boyu unutamayacağını düşündü: hem nazik hem tutkuyla… Zaman geçti, ikisi daha yakınlaştı. Yulia’ya göre Stepan’dan daha yakın ve sevdiği hiç kimse yoktu, tabii ailesi hariç. Ama “aile sevgisi başka” diyordu. Bir gün Stepan ona dedi ki: — Yulia, hadi bana taşın! Yazın da evleniriz! — Ciddi misin, Stepan? Evlenme teklifini böyle mi yapıyorsun? — Sanırım öyle! — O zaman filmlerdeki gibi sorayım: “Hep gözünün önünde olacağımı düşünmüyor musun?” diye şakacı bir şekilde sordu Yulia. — Ne kadar istiyorsan yanımda ol, Yulia! — dedi Stepan ve kızın elini tutup sokakta döndürdü. Yulia az sonra ev arkadaşı olduğu iki genç kızın yanına döndü. Sevinci yüzünden okunuyordu. — Sen bugün çok farklısın! Mutluluğun yüzünden fışkırıyor! Ne oldu? — diye sordu arkadaşı Vira. — Kızlar! Yakında sizden ayrılıp Stepan’ın yanına taşınabilirim! — dedi sevinçle. — Bizi düğüne çağıracaksın değil mi? — dedi Marina. — Hayır, düğün yazın! Şimdilik birlikte yaşamayı düşünüyoruz! — Yulia, yapma! Yaz gelene kadar çok şey değişebilir, şimdi ayrılmak zorunda değilsiniz, — dedi Vira. Yulia aldırmadı; — Vira, herkes çoktan böyle yaşıyor! — Ben bu tür ilişkileri sevmem. Annem avukat! Bu işlerin sonunu biliyorum, — dedi Vira kırgınca. Yulia şaka yollu özür dileyerek konuyu kapattı. Bütün bu tartışmalara rağmen Yulia “pasaporttaki damga önemli değil, aşk her şeyden üstün” diye düşünüyordu. Ancak arkadaşlarının söyledikleri kafasında şüphe tohumları ekti ve taşınmayı sürekli erteledi. Stepan da bir süre sonra tekrar konuyu açmadı. Aralık ortası, kızlar şehirde yürüyüşe çıktılar. Kar bembeyaz, kutlamalar ve ışıklar şehri neşelendirip içlerini ısıtıyordu. Soğuktan iyice üşümüşlerdi ve tesadüfen “Suaygırı” pastanesinin önüne geldiler. — Hadi buraya girelim! Stepan’la burada oturmayı çok seviyoruz! — dedi Yulia. — Evet, bak Stepan içeride, — diye Marina camdan işaret etti ama sesi çok ciddiydi. Yulia pencereye döndü: Stepan her zamanki yerde, cam kenarında oturuyor; karşısında üç yaş küçük bir kız. Gençler gülümsüyor, Stepan şakalaşıyor, kız kahkahalar atıyordu. Yulia sessizce arkadaşlarına döndü: — Sanırım eve döneceğim, — dedi. — Hayır, biz de seninle geliyoruz! — dediler. Evde arkadaşları ona moral verdi: “Bu sadece bir yanlış anlaşılma olabilir, her şeye kıskanmak doğru değil…” Ama Yulia Stepan’ın kıza ne kadar nazik baktığını gördü; üstüne üstlük “onların kafesinde ve onların masasında” oturuyorlardı. — Bu ihanet olur mu? — diye düşündü Yulia. Stepan’ın telefonlarına cevap vermedi, eve gelirse arkadaşlarının “Yulia burada yok” demesini rica etti. Bir gün üniversitede onu kolundan yakalayan Stepan o sordu: — Yulia, ne oldu? Biri mi var hayatında? Yulia çok bozuldu: — Birisi mi var? Sen ne dediğinin farkında mısın? Elimi bırak! Sınava geç kaldım… Elini kurtarıp hızla çıkarak ortadan kayboldu; Stepan ise tamamen afallamıştı. Yulia, sınavları erken bitirip Yeni Yıl tatili için köyüne döndü. Ailesinin yanında tüm acıları daha kolay atlatacağını düşündü. Gerçekten de, köy otobüsünden inip karlar içindeki yolda yürürken yüzünde bir tebessüm belirdi. Doğup büyüdüğü evine yaklaşınca, çocukluğundan beri bahçede durduğu çam ağacını gördü; ağacın daha da büyüdüğünü ve süslendiğini fark etti. — Mutlu yıllar! — dedi içeri girerken. — Yulia, kızım! — tüm aile ona koştu. — Senin geleceğini hissetmiştik! O gün buluşma sevinciyle doluydu. Bir tek, kışın günler kısa; erkenden hava kararınca babası: — Olsun, yılbaşı ağacının ışıklarını yakarız! — dedi. Akşam, büyük masa etrafında otururlarken kapı çaldı. — Komşular tebrik etmeye gelmiştir, — diyerek annesi kapıyı açmaya gitti. Geri döndüğünde yalnız değildi; yanında “konuklar” vardı — aslında içeri yılbaşı kostümüyle Stepan ve bir kız girdi. — Stepan? — dedi Yulia şaşkınlıkla; yanında oturan kız, cafede gördüğü gençti. — Beni nasıl buldun? Bu ne demek? Stepan güldü: — Arkadaşların nerede olduğunu söyledi. Bu arada, tanıştırayım, bu benim küçük kız kardeşim İrina! — Kız kardeşin mi? — dedi Yulia. — Evet, kız kardeşim! — dedi İrina. — Şöyle bir bak, benziyoruz! Yulia’nın içindeki yük birden kalktı: “Keşke baştan sorsaydım!” diye kendine söylendi. Stepan devam etti: — Herkesin huzurunda, ailemin önünde, sana evlenme teklif ediyorum, Yulia! — deyip cebinden bir yüzük çıkarıp uzattı. — Elbette! Evet diyorum! — diyerek Stepan’a sarıldı Yulia. — Hayatımın en güzel yeni yılı bu! — dedi. — Bundan sonra her yeni yılımız “en güzel yeni yıl” olacak. Yeter ki aramızda yanlış anlamaları konuşalım! — dedi Stepan. — Kabul ediyorum! — dedi Yulia.

Zeynep otobüsten indi, elinde ağır poşetlerle, her adımda ayaklarını yere biraz daha fazla vurarak, doğruca evine yöneldi. Evdeyim! diye seslendi kapıyı açarken. Zeynep, kızım! Tüm aile bir anda koridora döküldü. Biz zaten hissediyorduk, bugün bir değişiklik var diye! Akşam, hep birlikte o efsane uzun masa etrafına dizilmiş, çaylar tazelenirken; kapı birden çalındı. Kesin komşular tebrik etmeye geldiler! diyerek annesi omuz silkti, kapıyı açmaya yürüdü. Fakat tek başına dönmedi yanında hiç umulmadık konuklar vardı. Zeynep gözlerine inanamadı…

***

Otobüsteki halini hatırlayınca Zeynep ister istemez gülümsedi. Camdan dışarı bakarken içi bir tuhaf oldu; sanki İstanbuldan ayrılmak, başka bir diyara gitmek gibi. Dizinde kocaman bir pazar poşeti; annesinin elinden çıkma mis gibi poğaçalar bütün otobüse nefis bir koku yayıyordu. Bir anda zipperı açıp, iki çıtır poğaçayı çıkardı.

İster misin? diye sordu, yanındaki delikanlıya. Belli ki arka koltuktan sarkıp yanına geçmişti; cam kenarına Zeynepi buyur ederek puanları topladığı da kesin.

Tabii ki! dedi genç çocuk, gözlerinde parıltı ile.

Ben Zeynep! dedi gururla.

Ben de Kemal! Sen galiba bir üniversite macerasına çıkıyorsun?

Evet ya! Bizim buralarda ne teknik okul var ne de bir üniversite! Hep traktör sürmeyi öğren falan diyorlar, ben de diyorum ki bana traktör yakışır mı Allah aşkına?

Ay ben de sınava giriyorum! dedi Kemal, derin bir iç çekerek. Ama köy hayatı da güzel hani!

Şehre gidiş dört saat. Bu süre boyunca poğaça, sohbet, kahkaha derken yakınlaşıp arkadaş oldular. Otobüs son durağa geldiğinde telefon numaralarını ezbere bildikleri gün gibi ortadaydı; şehirde ise herkes kendi yoluna dağıldı.

***

Sınav koşturmacası bir çırpıda geçti. Zeynep de Kemal de istedikleri üniversitelere yerleştiler, sevinçten yerlerinde duramıyorlardı. Stres, kaygı, uykusuz geceler dünde kaldı. Gelecek için büyük planlar ve hayaller vardı artık.

Bir akşam Kemal aradı: Zeynep, hadi bu büyük başarımızı kutlamak için bir kafede buluşalım?

Tam da Zeynepin gönlünü çalan bir teklif! Hem Kemal eğlenceli, güvenilir; hem de içten bir yanı var, öyle burnu havada değil. Farkı hemen belli!

Şehir meydanındaki Nilüfer Kafede buluştular. Pencere önüne ilişip, dışarıda geçen vapurları ve bağıran tur rehberlerini izlediler.

Ya bu kafenin adı niye Nilüfer şimdi? dedi Zeynep bir anda.

Kemal kıkırdadı: Buraya gelen bir bakıyor, tatlılar-pasta-çörek derken, sonunda nilüfer gibi boy atmış oluyor!

Gerçekten doğru olabilir! diye güldü Zeynep, pastayı iştahla götürerek.

Nilüfer Zeynep ve Kemalin buluşma noktası oldu. Artık program yapacakları zaman Nilüferde buluşalım der oldular.

O akşam ilk öpücük geldi. Zeynep o anı ömrü boyunca unutmadı; yumuşak ve sıcak bir sevgi doluydu.

Günler geçtikçe, Zeynep hissetti ki Kemalden daha yakın kimse yok sanki; anne-babayla başka tabii! Aşkım başka!

Bir gün Kemal, Zeynep, gel birlikte yaşayalım, yazın da evlenelim dedi, hop diye.

Sen şimdi bana evlenme teklifi mi ediyorsun Kemal?

Ee… az çok öyle işte!

O zaman ben de sana filmlerdeki gibi sorayım, hatırlıyor musun o diyaloğu? Sürekli yanımda olmayı gerçekten ister misin? diye gülerek takıldı.

İsterim Zeynep! Yanımda istediğin kadar görün!

Kızlar yurdundaki eve döndüğünde Zeynep neşeden havalara uçuyordu. Ev arkadaşları hemen fark etti.

Bugün bir tuhafsın! Mutluluk saçıyorsun. Hadi anlat!

Ayy kızlar! diye dolandı Zeynep, Kemale taşınıyorum yakında! diye cıvıldadı.

Düğüne bizi de çağırırsın herhalde? dedi Özlem, koltuktan fırlayarak.

Yok, düğün yazı bekliyor! Şimdilik sadece birlikte yaşayacağız.

Bak Zeynep, acele etme! Yaz gelmeden kim bilir neler olur! Şimdi kötü mü hayatın? diye sordu Aslı.

Zeynep gülümsedi: Aslı yahu, sen tam bir teyzemizsin! Herkes beraber yaşıyor artık!

Ben teyzem falan değilim! Sözleşmesiz evliliklere inanmam, annem avukat! Sonra burukluk olur, biliyorum… diye söylendi Aslı.

Tamam, Aslı! Kızma, espri yaptım, özür! dedi Zeynep.

***

Zeynep aslında kâğıt üstünde evlilik önemli değil, aşkımız bir milyon kişi arasından çıkmış bir mucize diyordu ama o sohbetten sonra kafasında soru işaretleri dolandı, bir türlü Kemale taşınma kararı alamadı.

Kemal de çok üstüne gitmemeye başladı.

Bir gün, Aralık ortasında, kızlar şehrin rengârenk ışıklı sokaklarını geziyordu. Her yer bembeyaz; yeni yıl süsleri, parıldayan ağaçlar, harika bir hava. Ama epey üşüdüler ve Nilüferin önünden geçerken,

Hadi buraya oturalım! Kemalle en sevdiğim yer burası, dedi Zeynep.

Baksana, galiba Kemal içeride! dedi Özlem, bir tuhaf sesle pencereye işaret ederek.

Zeynep kafasını çevirdi; orada, tam onların masasında, Kemal karşısında genç bir kızla oturuyordu, üç yaş küçük gibi. Sohbet, gülüşmeler, şakalar havada uçuşuyordu.

Zeynep sessizce yüzünü çevirdi.

Ben eve gideyim en iyisi! dedi usulca.

Biz de geliyoruz! dediler Özlem ve Aslı bir ağızdan.

Evde, kızlar onu teselli etti; Belki yanlış anladın, her kızı kıskanılmaz, bir arkadaşlığı olabilir… dediler. Ama Zeynep Kemalin bakışını unutamıyor, bizim kafede, bizim masada diye için için dertleniyordu.

Bu tam bir ihanet! diye düşündü.

Kemali bir süre aramalarına cevap vermedi, eve gelirse de odada olmadığını söylendirdi arkadaşlarına.

Bir gün okulda denk geldi; Kemal, Zeynep, ne oluyor? Biri mi var hayatında? dedi, elini tutarak.

Zeynep şaşkınlıktan gözleri büyüdü; sinirle,

Beni suçlamaya mı çalışıyorsun şimdi? Valla pes! Beni bırak, sınava geç kalacağım! deyip elini çekip uzaklaştı. Kemal şaşkın bir şekilde eve döndü.

***

Zeynep, vizeleri erkenden halledip, yılbaşı için köye gitti. Eve dönmek ona iyi gelecekti, kalbi de biraz onarılırdı.

Otobüsten inerken moralini toplayıp, hediye dolu poşetini kaptı. Karların üstünde gıcır gıcır yürürken, köyün evlerinden tüten dumanı, parlayan ağaçları gördükçe içi ısındı.

Doğduğu evin önündeki çam ağacı iyice serpmiş; hele süslemişler ki, çocukluğuna dönmüş gibi. Mutlu yıllar! dedi, içeri girerken.

Zeynep, canım kızım! diye sarıldı annesi, babası ve babaannesi. Bugün her şey ayrı güzel; gün kısa ama heyecan bol.

Bir şey olmaz, elektrikler de var, ağacın ışıklarını yakarız! dedi babası.

Akşam yemek yiyor, bir yandan çaylar, tatlılar Derken kapı gene çaldı.

Komşulardır, dedi annesi, gidip açtı.

Ama yanında bir çift konukla döndü: Noel Baba ve yardımcısıyla!

Kemal? diye şaşırdı Zeynep, Noel Baba kılığındaki Kemal ve yanında, kafede gördüğü kız! Beni nasıl buldun? Ne bu hal?

Kemal kahkahasını bastı, yanındaki kız da gülümsedi.

Kız arkadaşların adresini söyledi! Seni tanıştırayım: Bu, kardeşim Elif.

Kardeş mi? dedi Zeynep.

Evet ya, kardeşim! dedi Elif. Dikkat et, benzemiyor muyuz azcık?

Zeynepin içinden bir ağırlık kalktı. Bir sürü şeyi dert edip, azıcık açıkça sorsaydım ya! diye içini yedi.

Kemal ekledi: Herkesin önünde, ailem, canım kardeşim, sana evlenme teklifi etmek istiyorum Zeynep! Cepten bir kutucuk çıkarıp yüzük uzattı.

Elbette! Tabii ki kabul ediyorum! diyerek Kemale sarıldı Zeynep. Hayatımın en güzel yeni yılı! dedi.

Daha ne yeni yıllar yaşayacağız, ama bir şartla: Bundan sonra her sorunu açık açık konuşacağız! dedi Kemal.

Anlaşıldı! dedi Zeynep, gülerek.

Rate article
Lifequest
Otobüsten inen Yulia, elindeki ağır çantalarla doğup büyüdüğü eve doğru yürürken kapıyı açıp, “Anneciğim, babacığım, ben geldim!” diye seslendi. Tüm ailesi ona doğru koştu, “Yulia, kızım! Senin geleceğini hissetmiştik!” dediler. Akşam, tüm aile büyük sofrada buluşmuşken kapı çaldı. “Herhalde komşular tebrik etmeye geldi,” diyen annesi kapıyı açtı; yanında yalnız değildi, “konuklar” da vardı… Yulia, odaya girenlere bakınca gözlerine inanamadı. Yulia, otobüs penceresinden memleketinden uzaklaşırken dalgın ve biraz üzgün gözlerle dışarıyı izliyordu. Dizlerinin üzerinde büyük, ekoseli bir çanta vardı; en gerekli şeyleri yanına alsa da çanta yine de oldukça doluydu ve babaannesi üstüne sıcacık poğaçalar yerleştirmişti. Onların mis gibi kokusu otobüse yayılınca Yulia, dayanamadı ve çantasını açıp iki kızarmış poğaça çıkardı. — İster misin? — diye yanındaki delikanlıya sordu; o da kibarca Yulia’ya cam kenarındaki yeri vermişti ve bu incelik Yulia’da sempati uyandırmıştı. — Tabii ki! — sevinçle başını salladı genç adam. — Benim adım Yulia, — diye kendini tanıttı. — Ben de Stepan! Üniversiteye mi gidiyorsun? — Evet! Bizim burada ne teknikum var ne üniversite. Sadece traktörcülük var, benlik bir şey değil. — Ben de üniversiteye başvuracağım, — dedi Stepan. — Ama köyü seviyorum! Şehre gitmek dört saat sürdü ve gençler bu sürede iyice tanıştı, sonunda numara değiş tokuşu yapıp kendi yollarına gitti. Giriş sınavları süreci hızla geçti; Yulia da Stepan da seçtikleri üniversiteye yerleşip mutluluktan havalara uçtular. Tüm kaygılar, sınav stresi geçmişte kalmıştı; önlerinde ise sonsuz umutlar ve hayaller vardı. Bir gün Stepan aradı: — Yulia, merhaba! Bugünü bir pastanede kutlayalım mı? Yulia çok sevindi; zira Stepan’ı beğeniyordu, onun yanında huzur buluyordu. Ayrıca ona bir yakınlık hissediyordu, içten, güvenilir, kibirden uzak, “bazıları gibi değil”. Pastanede buluştular — adı gülünç bir şekilde “Suaygırı” idi. Cam kenarında oturup, büyük nehrin üzerindeki gezi teknelerini, megafonla bir şeyler anlatan rehberleri izlemeye başladılar. Yulia merakla sordu: — Neden bu pastanın adı Suaygırı acaba? Stepan gülerek yanıtladı: — Buraya sık gelenler, tatlıların etkisiyle zamanla suaygır gibi oluyor olabilir! Yulia kahkahalarla, pastasını iştahla yiyerek katıldı sohbetlerine. Sonra burada sık sık buluşmaya başladılar ve randevu ayarlarken “Aynı yerde buluşalım!” demeyi adet edindiler. O akşam ilk defa öpüştüler; Yulia, bu öpücüğü ömrü boyu unutamayacağını düşündü: hem nazik hem tutkuyla… Zaman geçti, ikisi daha yakınlaştı. Yulia’ya göre Stepan’dan daha yakın ve sevdiği hiç kimse yoktu, tabii ailesi hariç. Ama “aile sevgisi başka” diyordu. Bir gün Stepan ona dedi ki: — Yulia, hadi bana taşın! Yazın da evleniriz! — Ciddi misin, Stepan? Evlenme teklifini böyle mi yapıyorsun? — Sanırım öyle! — O zaman filmlerdeki gibi sorayım: “Hep gözünün önünde olacağımı düşünmüyor musun?” diye şakacı bir şekilde sordu Yulia. — Ne kadar istiyorsan yanımda ol, Yulia! — dedi Stepan ve kızın elini tutup sokakta döndürdü. Yulia az sonra ev arkadaşı olduğu iki genç kızın yanına döndü. Sevinci yüzünden okunuyordu. — Sen bugün çok farklısın! Mutluluğun yüzünden fışkırıyor! Ne oldu? — diye sordu arkadaşı Vira. — Kızlar! Yakında sizden ayrılıp Stepan’ın yanına taşınabilirim! — dedi sevinçle. — Bizi düğüne çağıracaksın değil mi? — dedi Marina. — Hayır, düğün yazın! Şimdilik birlikte yaşamayı düşünüyoruz! — Yulia, yapma! Yaz gelene kadar çok şey değişebilir, şimdi ayrılmak zorunda değilsiniz, — dedi Vira. Yulia aldırmadı; — Vira, herkes çoktan böyle yaşıyor! — Ben bu tür ilişkileri sevmem. Annem avukat! Bu işlerin sonunu biliyorum, — dedi Vira kırgınca. Yulia şaka yollu özür dileyerek konuyu kapattı. Bütün bu tartışmalara rağmen Yulia “pasaporttaki damga önemli değil, aşk her şeyden üstün” diye düşünüyordu. Ancak arkadaşlarının söyledikleri kafasında şüphe tohumları ekti ve taşınmayı sürekli erteledi. Stepan da bir süre sonra tekrar konuyu açmadı. Aralık ortası, kızlar şehirde yürüyüşe çıktılar. Kar bembeyaz, kutlamalar ve ışıklar şehri neşelendirip içlerini ısıtıyordu. Soğuktan iyice üşümüşlerdi ve tesadüfen “Suaygırı” pastanesinin önüne geldiler. — Hadi buraya girelim! Stepan’la burada oturmayı çok seviyoruz! — dedi Yulia. — Evet, bak Stepan içeride, — diye Marina camdan işaret etti ama sesi çok ciddiydi. Yulia pencereye döndü: Stepan her zamanki yerde, cam kenarında oturuyor; karşısında üç yaş küçük bir kız. Gençler gülümsüyor, Stepan şakalaşıyor, kız kahkahalar atıyordu. Yulia sessizce arkadaşlarına döndü: — Sanırım eve döneceğim, — dedi. — Hayır, biz de seninle geliyoruz! — dediler. Evde arkadaşları ona moral verdi: “Bu sadece bir yanlış anlaşılma olabilir, her şeye kıskanmak doğru değil…” Ama Yulia Stepan’ın kıza ne kadar nazik baktığını gördü; üstüne üstlük “onların kafesinde ve onların masasında” oturuyorlardı. — Bu ihanet olur mu? — diye düşündü Yulia. Stepan’ın telefonlarına cevap vermedi, eve gelirse arkadaşlarının “Yulia burada yok” demesini rica etti. Bir gün üniversitede onu kolundan yakalayan Stepan o sordu: — Yulia, ne oldu? Biri mi var hayatında? Yulia çok bozuldu: — Birisi mi var? Sen ne dediğinin farkında mısın? Elimi bırak! Sınava geç kaldım… Elini kurtarıp hızla çıkarak ortadan kayboldu; Stepan ise tamamen afallamıştı. Yulia, sınavları erken bitirip Yeni Yıl tatili için köyüne döndü. Ailesinin yanında tüm acıları daha kolay atlatacağını düşündü. Gerçekten de, köy otobüsünden inip karlar içindeki yolda yürürken yüzünde bir tebessüm belirdi. Doğup büyüdüğü evine yaklaşınca, çocukluğundan beri bahçede durduğu çam ağacını gördü; ağacın daha da büyüdüğünü ve süslendiğini fark etti. — Mutlu yıllar! — dedi içeri girerken. — Yulia, kızım! — tüm aile ona koştu. — Senin geleceğini hissetmiştik! O gün buluşma sevinciyle doluydu. Bir tek, kışın günler kısa; erkenden hava kararınca babası: — Olsun, yılbaşı ağacının ışıklarını yakarız! — dedi. Akşam, büyük masa etrafında otururlarken kapı çaldı. — Komşular tebrik etmeye gelmiştir, — diyerek annesi kapıyı açmaya gitti. Geri döndüğünde yalnız değildi; yanında “konuklar” vardı — aslında içeri yılbaşı kostümüyle Stepan ve bir kız girdi. — Stepan? — dedi Yulia şaşkınlıkla; yanında oturan kız, cafede gördüğü gençti. — Beni nasıl buldun? Bu ne demek? Stepan güldü: — Arkadaşların nerede olduğunu söyledi. Bu arada, tanıştırayım, bu benim küçük kız kardeşim İrina! — Kız kardeşin mi? — dedi Yulia. — Evet, kız kardeşim! — dedi İrina. — Şöyle bir bak, benziyoruz! Yulia’nın içindeki yük birden kalktı: “Keşke baştan sorsaydım!” diye kendine söylendi. Stepan devam etti: — Herkesin huzurunda, ailemin önünde, sana evlenme teklif ediyorum, Yulia! — deyip cebinden bir yüzük çıkarıp uzattı. — Elbette! Evet diyorum! — diyerek Stepan’a sarıldı Yulia. — Hayatımın en güzel yeni yılı bu! — dedi. — Bundan sonra her yeni yılımız “en güzel yeni yıl” olacak. Yeter ki aramızda yanlış anlamaları konuşalım! — dedi Stepan. — Kabul ediyorum! — dedi Yulia.