Evsiz
Nehirin bir yere gitmesi yoktu. Sözcük oyunuyla söylemek gerekirse, hiç olmayacak Birkaç geceyi tren garında geçiririm. Sonra ne olur? diye düşünürken, aklına bir kurtarıcı fikir geldi: Köy evi! Nasıl unutmuş olabilirim ki? Ama köy evi, sözcük anlamıyla yarı yıkık bir kulübeyi işaret eder. Yine de gar yerine oraya gitmek daha mantıklı. diye süzüldü Nehir.
Metroyla İstanbula bindiğinde, pencereye yaslandı, gözlerini kapattı. Kısa bir an için geçmişin ağır anıları üzerini sardı. İki yıl önce anne babasını kaybetmiş, tek başına kalmış, hiçbir desteği olmamıştı. Okula para ödeyemediği için üniversiteyi bırakıp çarşıda çalışmaya başlamıştı.
Tüm bu zorlukların ardından şans ona gülümsedi, ve kısa sürede aşkla tanıştı. Tahir, iyi kalpli ve tereddüt etmemiş bir adamdı. İki ay sonra mütevazı bir nikah kıydılar.
Her şey yolunda gidecek gibi görünse de, hayat Nehire yeni bir sınav sundu. Tahir, Anneannemizin şehir merkezindeki dairesini satıp, bir iş kuralım dedi. Nehir, kocasının sözlerini öyle güzel süsledi ki, hiç şüphe etmedi; evliliğin maddi sıkıntılarını geride bırakacaklarına inanıyordu. Ayaklarımızı yere basacağız, bir gün çocuk da düşünebiliriz. Annelik hayali içimi ısıtıyor, diye dilek tutuyordu genç kız.
Tahirin işi berbat gitti. Harcanan paralar üzerine süren sürekli tartışmalar, çiftin ilişkisini çökertti. Bir gün Tahir, evine başka bir kadın getirdi ve Nehiri kapı dışına çıkmaya zorladı.
İlk iş olarak polise gitmek istedi, fakat eşini suçlayacak bir şey bulamadı. Kendisi daireyi satmış ve parayı Tahire teslim etmişti
***
İstasyondan çıktığında, Nehir yalnız başına boş bir perondan yürümeye başladı. Hava erken ilkbahardı, köy sezonu henüz başlamamıştı. Üç yıl önce alıp terk edilen arazi, çalılık ve çürüme içindeydi. Sorun değil, temizlersem eski günler gibi olur, diye düşündü, ama eski günlerin artık geri gelmeyeceğini bir anda hissetti.
Nehir, kulübeye ait anahtarı çatı çıkışındaki taşın altından buldu, fakat paslanmış ahşap kapı sıkışmış, açılmıyordu. Çaresizce kapıyı zorlamaya çalıştı, bir türlü açılmadı. Çaresizliğe kapıldığında, çatı altına oturup gözyaşlarına boğuldu.
Tam o sırada komşu araziye doğru bir duman ve ses geldi. Komşularının varlığına sevinen Nehir, koşarak kapıya yöneldi.
Hanımefendi Rüya! Evde misiniz? diye seslendi.
Çalılıkların içinde yaşlı bir adam belirdi, Nehir bir an için şaşkın ve korkmuştu. Adam, küçük bir ocak üzerinde kirli bir çelik tencereyi ısıtıyordu.
Sen kimsin? Hanımefendi Rüya nerede? diye geri çekildi.
Korkma. Beni polise bildirme. Hiç bir suç işlemiyorum. Burada, bu avluda yaşıyorum dedi adam, sesindeki baritonda bir nezaket vardı, sanki eğitimli ve kültürlü birinin söyleyişi.
Sen evsiz misin? diye sorunca.
Evet, doğru. sessizce yanıtladı, gözlerini kaçırarak. Sen de buraya komşu mu? Endişelenme, seni rahatsız etmeyeceğim.
İsmin ne?
Murat.
Baba ismin?
Ahmetoğlu.
Nehir, Murat Ahmetoğluna dikkatle baktı. Giysileri yıpranmış olsa da temizlikten uzaktı değildi; yaşlı adam aynı zamanda bakımlıydı.
Yardım isteyecek birine ihtiyacım var diye hıçkırarak söze başladı.
Ne oldu? diye nazikçe sordu.
Kapı sıkıştı, açamıyorum.
İstersen bir bakayım, diye teklif etti evsiz adam.
Çok memnun olurum! diye çaresizlik içinde yanıt verdi.
Murat kapıyı zorlamaya çalışırken, Nehir bir bankta oturup adamı izledi: Ben neyi hak ediyorum ki onu hor göreyim ya da yargılayayım? Zaten ben de evsizim, kaderimiz benzer. diye düşündü içinden.
Nehirciğim, işte bu kapıyı açalım! Murat Ahmetoğlu gülümseyerek kapıyı itti. Kalacak bir yer arıyorsun, burada mı kalacaksın?
Evet, nerede başka? diye şaşırdı kız.
Evde ısıtma var mı?
Ocak olmalı diye kararsız kaldı, hiçbir şeyden emin değildi.
Anladım. Peki odun var mı? diye sordu yaşlı adam.
Bilmiyorum, diye başını öne eğdi.
Pekala, içeri gir, ben bir şeyler düşünürüm, dedi kesin bir sesle ve bahçeden çıktı.
Nehir bir saat boyunca evi topladı. İçeride çok soğuk, nemli ve sıkıcıydı; Nehir ümidini yitirmişti. Murat bir süre sonra odunla geri döndü. Nehir, bir tek canlı bir canın varlığına sevinçle gülümsedi.
Adam, ocaktan biraz kömür alıp ateşi yaktı, bir saat içinde ev ısındı.
Tamam, ocak iyi çalışıyor, biraz odun ekle, gece olunca söndür. Endişelenme, sabaha kadar sıcak kalacak, diye açıkladı Murat.
Sen nereye gidiyorsun? Komşulara mı? diye merak etti Nehir.
Evet, komşulara. Fazla eleştirme, bir süre orada kalacağım. Şehre gitmek istemiyorum Geçmişi hatırlamaktan sıkıldım, dedi adam.
Murat Ahmetoğlu, bir şeyler yiyelim, çay içelim, sonra gidersen, diye ısrar etti Nehir.
Murat, ceketini çıkarıp ocak başına oturdu.
Üzgünüm, seni rahatsız ettiysem dedi Nehir. Sizi gördüğümde evsiz gibi görünmüyorsunuz, neden burada yaşıyorsunuz? Aileniz nerede?
Murat, hayatını üniversitede öğretmenlik yaparak geçirdiğini, gençliğini bilgiye adadığını anlattı. Yaşlanma sessizce yaklaştı ve bir gün tek başına kaldığını fark ettiğinde, değiştirmek için çok geç olduğunu düşündü.
Bir yıl önce yeğeni Tülay sık sık ziyarete gelmeye başladı. Tülay, Bana miras kalırsa, evimi satıp seninle daha iyi bir hayat kurarız, diyerek ona vaatlerde bulundu. Murat, bu teklifi sevinçle kabul etti.
Tülay, amcasının güvenini kazandıktan sonra, Şimdi bu sıkıcı mahalledeki daireyi satıp, dışarıda geniş bir bahçeli ev alalım, dedi. Fiyatı da çok makul bir yer bulmuşlardı.
Murat hayatı boyunca temiz hava ve sessizlik hayalini kurmuştu; teklifi düşündükçe sevinçle kabul etti. Satıştan sonra Tülay, Parayı bankaya koyalım, yanımda taşıma derdi olmasın, dedi.
Banka önünde, Amca Murat, oturup bakalım, bir paket alalım. Belki biri bizi izliyordur, dedi Tülay. Paketiyle bankaya girdi, Murat ise bankada bekledi. Saatler geçti; Tülay hâlâ gelmedi. Banka içinde kimse yoktu, diğer tarafta ise kapıdan çıkış vardı.
Murat, Yeğenim beni böyle aldatmış olamaz, diye düşündü ve bankada oturmaya devam etti. Ertesi gün Tülayın evine gitti, kapıyı başka bir kadın açtı ve Tülay iki yıl önce evi sattı, dedi.
Ne kadar hüzünlü bir hikâye, diye içini çeken Murat. O günden beri sokakta yaşıyorum. Evimin kalmadığına hâlâ inanamıyorum.
Aynen, ben de tek başıma kalmış gibi hissediyorum dedi Nehir, kendi öyküsünü anlattı.
Hayat zor geliyor ama hâlâ bir umut var. Sen gençsin, her şey yoluna girecek, diye teselli etti Murat.
Kötü şeylerden ne kadar bahsedelim? Hadi yemek yiyelim! gülümseyerek Nehir, Muratın makarna ve sosisle dolu tabağını izledi. Adamın yalnızlığı ve çaresizliği gözlerinden okunuyordu.
Bir başına kalmak, sokakta olmak nasıl bir kabus diye düşündü Nehir.
Nehirciğim, üniversiteye geri dönmen için yardımcı olabilirim. Eski dostlarımla konuşurum, burslu yer bulabilirsin, diye aniden teklif etti Murat. Rektöre bir mektup yazayım, sen de onunla görüş, eski arkadaşım Konstantin mutlaka yardım eder.
Çok teşekkür ederim! Harika olur, diye sevindi Nehir.
Yemeğin ve dinlemen için sağ ol, şimdi gitmem lazım, geç oldu, diye Murat, ayağa kalktı.
Biraz kalın, nereye gideceğinizi söyleyin, diye fısıldadı genç kız.
Endişelenme, komşu araziye bir kulübe var. Yarın gelirim, diyerek Murat gülümseyerek ayrıldı.
Lütfen dışarı çıkma. Üç geniş odam var, istediğin birini seç. Gerçek şu ki, yalnız kalmaktan korkuyorum, o ocak beni korkutuyor, bir şeyler yanlış yapacağım diye. Beni yalnız bırakmaz mısınız?
Sakınmaz, diye kesin bir sesle yanıtladı Murat.
***
İki yıl geçti. Nehir sınavları başarıyla geçti, yaz tatilinin heyecanıyla eve gitti. Aslında köy evinde yaşamıyordu; öğrenci yurdunda kalıyor, hafta sonları ve tatillerde köye gidiyordu.
Selam! diye sevgiyle sarıldı Murat Amcaya.
Nehir! Canım kızım! Neden aramadın? Ben istasyonda seni karşı alırdım. Nasıl geçti? diye coştu yaşlı adam.
Evet! Neredeyse her şey çok iyi! diye gururla anlattı. İşte bir pasta aldım, çay demleyelim, kutlayalım!
Nehir ve Murat Ahmetoğlu çay içip, günün haberlerini paylaştı.
Üzüm bağladım. Orada bir oturma odası yapacağım, çok rahat ve huzurlu olacak, diye anlattı Murat.
Harika! Sen buranın sahibisin, istediğin gibi yap. Ben bir ara geliyorum, bir ara gidiyorum diye gülerek Nehir, kendini hafifçe hafifçe esprili bir dille ifade etti.
Murat tamamen değişmişti. Artık yalnız değildi; bir evi, bir torunu, Nehir adında bir kızı vardı. Nehir de hayata yeniden tutunmuş, Murat Ahmetoğlu ona ikinci bir aile olmuştu. Nehir, bu şanslı karşılaşmaya, kendisine anne ve baba gibi davranan yaşlı adama minnettar kalacaktı.




