Pazar Babası. Hikaye.
Kızım nerede? diye tekrar etti Yasemin, dişleri korkudan mı yoksa soğuktan mı titrediğini anlamadan.
Zeynepi alışveriş merkezinin çocuk oyun odasında, bir doğum günü kutlamasında bırakmıştı. Doğum günü sahibinin ailesini sadece yüzeysel tanıyordu ama yine de kızını orada gönül rahatlığıyla bırakmıştı böyle çocuk partilerine ilk kez gelmiyorlardı, sıradan bir olaydı. Fakat bu sefer otobüs çok geç geldiği için geç kalmıştı. Alışveriş merkezi öyle bir yerdeydi ki, herkes arabayla geliyordu; Yaseminin arabası yoktu. Bu yüzden Zeynepi otobüsle götürdü, sonra eve dönüp ders verdi dersleri iptal edemezdi bitince geri dönmek zorunda kaldı. Sadece on beş dakika geç kalmıştı buzlanmış otoparkta nefesi kesilene kadar koşmuştu. Şimdi ise doğum günü sahibinin annesi, yuvarlak mavi gözleriyle Yasemine şaşkınlıkla bakıp tekrar ediyordu:
Babası aldı götürdü onu.
Fakat Zeynepin bir babası yoktu. Yani vardı, ama onun yüzünü hiç görmemişti.
Yasemin, Baran ile tesadüfen tanışmıştı bir arkadaşıyla sahilde yürüyüş yaparken arkadaşı ayağını burkmuştu ve yanlarından geçen iki genç yardım teklif etmişti. Tam bir Türk filmi gibi, üniversitede okuduklarını, birinin babasının albay, diğerinin babasının profesör olduğunu söylemişlerdi. Neden böyle yalan söyledikleri belli değildi gençtiler ve çok aptalca davranıyorlardı. Sonra Yasemin hamile kaldığında, Baran onun öğretmenlik yüksekokulunda okuduğunu ve babasının belediye otobüsü şoförü olduğunu duyunca, kürtaj için bir miktar Türk Lirası bırakıp kayıplara karışmıştı.
Yasemin kürtaj yapmadı ve asla pişman olmadı Zeynep onun can yoldaşıydı, yaşından büyük bir olgunluk ve güven vardı onda. Birlikte her şey daha güzel gelirdi; Yasemin ders verirken Zeynep sessizce bebekleriyle oynar, sonra mutfağa geçip sütlü çorba veya poşe yumurta pişirirler, bisküvi ve tereyağlı çay içerlerdi. Para zaten kıt, kiraya gidiyordu hepsi, ama Yasemin de Zeynep de bundan yakınıyor değildi.
Kızımı nasıl olur da anlamadan birine verirsiniz?
Yaseminin sesi titremeye başladı, gözlerine yaşlar doldu.
Nasıl yani? dedi mavi gözlü kadın sinirle. O babası işte!
Yasemin açıklayabilirdi, babası yok, ama ne fayda? Güvenliğe koşup kamera görüntülerini isteyecekti
Ne zaman aldı götürdü?
On dakika kadar oldu
Yasemin dönüp koştu. Zeynepe kaç kere tembih etmişti yabancılara gitme sakın! Dizlerinde derman kalmadı, gözleri karardı, birkaç kişiye çarpa çarpa ilerledi; duraksamadan, özür bile dilemeden koştu. İçgüdüyle bağırdı:
Zeynep! Zeynep!
Büyük yemek alanında kalabalık, pek kimse bakmadı ama birkaç kişi dönüp baktı. Nefes almakta zorlanan Yasemin, önce nereye yönelse daha doğru olur diye düşündü? Belki de hala gitmemiştir, belki
Anneee!
İlk anda inanamadı. Kızı, ceketinin düğmeleri açık, dondurmayla lekelenmiş yüzüyle Yasemine koşuyordu. Onu öyle bir tuttu ki, sanki bırakıverse yere düşecek belki de öyledir. Gözlerini bir adamın üzerinde kilitledi. Kısa saçlı, düzgün, saçma bir kardan adamlı kazak ve elinde bir dondurma. Adam Yaseminin gözlerinden ne demek istediğini anlamış olacak ki, hızlıca konuşmaya başladı:
Özür dilerim, tamamen benim hatam! Keşke yerimden ayrılmasaydım ama o çocuklar küçük canavar gibi! Anlıyor musunuz, Zeynepe senin baban yok, seni kimse almaya gelmez, çirkin kız! dediler. Bunu duyunca sinirlendim; yanına gidip kızım, annen gelene kadar gel bir dondurma alalım dedim. Sizi böylesine korkutacağımı hiç düşünmemiştim
Yasemin sarsıldı. Bu yabancıya güvenmek istemiyordu. Ya Zeynepe gerçekten böyle şeyler mi dediler? Kızının gözlerine baktı; Zeynep hemen başını dikleştirdi, burnunu çekip:
Olsun! Benim artık bir babam var!
Adam ellerini çaresizce iki yana açtı, Yaseminden hâlâ ses çıkmıyordu.
Hadi, dedi sonunda nefesini toplayıp. Geç oldu, otobüsü kaçıracağız.
Bir dakika! Adam bir adım öne çıktı, eliyle tereddüt ederek. Belki ben sizi bırakabilirim? Tüm bunlar oldu diye Yanlış anlamayın, sapık değilim! Adım Sercan. İnanın, iyi biriyim! Şurada annem oturuyor, o onaylar!
Sercan, mor bukleleriyle bir kadını işaret etti; kadın masa başında bir kitabın içinde kaybolmuştu.
İsterseniz ona gidelim, en iyi referansı o verir!
Hiç şüphem yok, dedi Yasemin dişlerini sıkarak, adamın kafasını bir güzel okşamak istiyordu. Teşekkürler, biz yürürüz!
Anne Zeynep montunu çekiştirerek, Bizi babamız götürsün görsünler!
Çocuk odasının önünde hâlâ doğum günü çocuğu, annesi ve başka bir kız çocuğu vardı, adını Yasemin hatırlamıyordu. Zeynepin gözlerinde öyle bir yalvarış vardı ki, Yasemin bu haline buzda yürümek zor olacaktı. Kararını verdi.
Tamam, diye kestirip attı.
Harika! Hemen geliyorum, anneme haber vereyim!
Tam bir ana kuzusu. diye geçirdi içinden Yasemin. Mor bukleli kadın ona dostça el salladı; Yasemin çabucak başka tarafa baktı. Ne kadar tuhaf bir durumdu!
Yolda Sercana hiç bakmamaya çalıştı fakat Zeynepe o kadar nazik sohbet ediyordu ki Zeynep şakıyordu, Yasemin daha önce böyle görmemişti. Eve vardıklarında Zeynepin birden morali düştü.
Bir daha görüşmeyecek miyiz? dedi sessizce Sercana, Yasemine bakarak soruyordu aslında.
Yasemin onun bakışını yakaladığında, adam izin istediğini anlamıştı. Hayır, Zeynep, nezaket dışı demek istedi ama kızının mahzun yüzünde kelimeler takıldı. Sercana bakıp başını salladı.
Eğer annen izin verirse, haftasonu seni sinemaya, bir çizgi filme götürebilirim. Hiç sinemaya gittin mi?
Gerçekten mi? Hayır, gitmedim! Anne, babamla sinemaya gidebilir miyim?
Yasemin çok utanmıştı, tam bu anda hızlıca konuşmaya başladı.
Peki Zeynep, iki kuralım var: Bir, yabancı birini baba diye çağırmak yanlış; ona Sercan amca de, olur mu? İkincisi, ben de sizinle geleceğim çünkü sana ne öğrettim? Yabancılarla asla bir yere gidilmez, iyi görünseler de!
Ben de aynısını söyledim, diye ekledi Sercan. Yabancılarla gitmemesi gerektiğini söyledim.
O zaman gidebilir miyim?
Evet dedim ya!
Yaşasın!
Akıl mantık Yasemine tüm bunları bir çırpıda kesmeyi söylese de, kalbi izin vermedi. Zeynepten başka kimsesi yoktu. Birileriyle konuşabilseydi! Mesela annesiyle. Annesini silik hatırlıyordu; Yasemin beş yaşındayken annesi vefat etmişti, tam Zeynepin yaşı. Bir çocuk buzlu gölette boğuluyordu, kimse cesaret edememişti, ama annesi o cesareti göstermişti. Çocuğu kurtardı ama Kendisi hızlıca hastalandı, haftasında göçtü gitti diyabeti vardı, sağlık sorunları zaten başından aşkındı. Zeynepte de diyabet vardı, Yasemin onun için çok kaygı duyuyordu genleri ona aktarılmıştı ne yapabilirdi ki?
Sonraki hafta sonuna kadar Yasemin çok şey düşündü ama yine de korktuğu başına gelmedi sinemaya gittiklerinde Sercan yanında annesini de getirmişti.
Anormal biriyim sanmayın diye, annem referans olsun dedim, güldü Sercan.
Zaten anormalsin, dedi annesi gülerek, belli ki oğlunu yere göğe koyamıyordu.
Sercan Zeynepi patlamış mısır almaya götürürken, annesi Yasemine uzun uzun anlatmaya başladı.
Sen anlıyor musun, seninle rahat konuşabilir miyim? O da babasız büyüdü. Ben dört kez evlendim; sonuncu eşim harika biriydi, Sercan tamamen ona benzer. Ama kader işte, oğlunu kucağına alamadan kalp krizi Sercan erken doğdu, nasıl atlattım bilmem. Önceki eşlerim hep yardımcı oldu Niye öyle bakıyorsun? Hâlâ iyi geçiniyoruz biri hâlâ beni sever, biri başka bir hayata ait, diğeri de kadınlara fazla düşkün, bana yetemedi hiç. Hepsi Sercana babalık etmeye çalıştı ama baba başka. Zeynepe bu kadar bağlanmasının sebebi, okulda onun da çok dalga geçilmesiydi. Çok mücadele etti, deli cesaretiyle neler yaptı, sadece kendini kanıtlamak için Bir keresinde neredeyse ölecekti
Kendi halinde, kısa boylu, zayıf, mor saçlı, üzerinde Chanel ceket, elinde bir Ayşe Kulin romanı Yasemin ona bayılmıştı.
Kötü niyeti yok, gerçekten samimi, dedi kadın göz kırparak. Görüyorum ki sana da ilgi gösteriyor.
Yasemin kıpkırmızı oldu. Bu eksikti! Tutmak istiyordu kendini, Zeynepe kıyamadı
Film sonrası Yasemin bilet parasını uzattı ama Sercan başını salladı.
Birini sinemaya davet ettiğimde, parasını ben öderim!
Bu Yaseminin hoşuna gitmedi, kendi harcamasını hep kendisi yapan kadındı. Sercanın ilgisi de saçmaydı; böyle şeyler gerçek olamaz.
Sercan onları eve bırakınca Zeynep sordu:
Baba, bir sonraki sefere nereye gideriz?
Zeynep! diye uyardı Yasemin.
Zeynep ağzını minik elleriyle kapattı.
Belki Zooloji Müzesine gidebiliriz, dedi Sercan, yanlışlık hiç duymamış gibi. Ne dersin?
Müthiş! Anne, gidelim mi?
Siz gidin, dedi Yasemin soğukça. Filiz Hanımı da alın yanınıza, kelebekleri ne kadar sevdiğini anlatırken gözleri parlıyordu.
Arabadan ilk inen Yasemin oldu; bir an önce bitirmek istiyordu. Tam kapıyı kapatırken Sercan sesiyle Zeynepe dedi ki:
Annen duymadığında bana baba diyebilirsin.
Ve o gün Zeynepin bir Pazar Babası oldu. Bazen Yasemin de gezilere katılır, bazen Zeynepi Filiz Hanım da gelirse yalnız göndermeye razı olurdu Yasemin hâlâ Sercana şüpheyle baksa da Zeynep her dönüşte Sercan ne kadar komik ve iyi! diye coşkuyla anlatırdı. Yasemin de bu duygulara kapılır ama büyümesine izin vermezdi; hayat böyle mucizevi tesadüfler sunmazdı. Üstelik her seferinde annesi, Sercanı öyle överdi ki Yasemin şüpheye düşerdi: Böyle kadın sıradan birine oğlunu yakıştırır mı?
Ama zamanla Yaseminin kalbi ısınmaya başlamıştı. Sercan çok nazikti ona kapı önüne bir çikolata bırakır, Zeynepi bir yere davet etmeden Yaseminin fikrini sorar, araçta bakışını yakalamaya çalışırdı. Filiz Hanım ise Yasemin için en iyi dost gibiydi! Sercan onun oğlu olmasa, Yasemin tam ona dertleşirdi.
Bir gün Sercan arayıp bir sinema planından bahsetti. Zeynep hemen Yanına sokulup fısıldadı:
Sercan mı arıyor?
Oturdu yanına, keyifle.
Tabii, Zeynep memnun olur, dedi Yasemin alışkanlıkla.
Bir dakika Ben Zeynepi değil, size davet ediyorum. Yani İkimiz gidelim diye.
O sırada arka planda Filiz Hanımın sesi geldi.
Şükür sonunda!
Anne, yeter! Yasemin, affedersiniz Sürekli kulak kesiliyor!
O anda Zeynep fısıltıyla sordu:
Sercan seni sinemaya mı çağırıyor?
Yasemin güldü.
Benim de kulaklarım tetikte. Sercan Ben
Lütfen reddetmeyin, bir şans verin! Gerçekten şövalye olacağım!
Gözlerden bahset, Temo; öyle demiştin annene Onun gözleri, tıpkı annesinin gözleri gibi
Birden buz gibi su ile uyanmış gibi hissetti Yasemin; hiçbir şey anlamıyordu.
Sercan bir şeyler annesine fısıldadı, sonra:
Yasemin, hemen geliyorum, her şeyi anlatacağım. Olur mu?
Açıklama iyi olurdu Yasemin koridorda dolaştı durdu; Sercan gelince Zeynep resim masasına çekildi, hisseder gibi.
Başta hemen itiraf etmeliydim, dedi Sercan konuya girerek. Gerçekten çok hoşlandım senden Ama istemedim ki annene yani senin annene üzülmeni. Bir de korktum ki beni affetmezsin. Onun ölümüne sebep oldum, biliyor musun
Konudan konuya atladı, gözleriyle aman diler gibi bakıyordu. Yasemin titriyordu, tıpkı Zeynepin nehrin kenarında kaybolduğunu sandığı gibi.
Beni affedebilir misin?
Yasemin uzun bir süre sessiz kaldı, zorla konuştu:
Biraz düşünmem gerek.
Anne, hadi babamı affet
Sercan gözlerini büyütüp Zeynepe bakıyordu, aralarındaki anlaşmayı hatırlatıyordu. Tekrar Yasemine baktı. Yasemin yine:
Zaman lazım, anlamalısın.
Sormak istediği milyon soru vardı; ama bir türlü çıkaramıyordu. Filiz Hanım arayıp ayrıntılarla anlatınca, her şey açıldı.
O aslında annenin öldüğünü bilmiyordu ben onun ruhunu korudum. Sonra bir gün ağzımdan kaçtı, Sercan sizi aramaya karar verdi. O gün tanışmak, yardım önermek istedi ama Zeyneple ortalık karıştı, sonra sen Arandı, seni ilk görüşte sevdi! Yanlış anlarsın diye korktu. Sercan o gün erkekliğini kanıtlamak istedi, öğretmenlere şikayet eder dururdum; fayda etmedi ki! Buzun üzerine kimse çıkmıyordu, Sercan çıktı ve
Filiz Hanım Yasemini sıkıştırmıyor, Sercanı hep savunuyordu. Ama Zeynep inatçıydı!
Anne, ama o iyi bir insan! Seni sevdiğini bana söyledi! Gerçekten babam olabilir!
Yasemin anlasa da, her şey garip ve yanlış geliyordu.
Neredeyse bir ay geçti; Yasemin konuşamadı, telefonu açmadı, mesajları okumadı. Zaman uzadıkça, onu aramak daha çok istiyordu ama bir o kadar zorlaşıyordu.
Bir gece Zeynep ağlayarak Yasemini uyandırdı, karnı ağrıyordu. Dün akşamdan beri şikayetçi ama Yasemin bozuk kefir sandı. Ama şimdi ateşi vardı dereceye gerek bile yoktu.
Titrek ellerle ambulansı aradı, sonra neden bilmiyor Sercanı aradı.
Sercan ambulansla koştu geldi. Pijamayla, uykulu. Onlarla hastaneye gitti, Yasemini sakinleştirdi, Her şey iyi olacak dedi sesi titriyordu.
Peritonit o kadar da korkunç değil, diye tekrar etti. İyi olacak, gerçekten!
Yasemin onun elini tuttu onu mı yoksa kendisini mi sakinleştirmek için, belli değil. Acilde soğuktu, ikisi de palto almamıştı, omuz omuza ısınıyorlardı.
Sercan doktora ilk koşan oldu, ameliyatı sordu. Yasemin kımıldamaya korkuyordu. Zeynepe bir şey olursa, asla affetmeyecekti kendini.
Ama Zeynep iyileşti. Doktorlar harikalar yarattı, Zeynep candan mücadele etti durum çok kritikti dedi doktor.
Bir melek onu koruyormuş gibi, dedi doktor; Yasemin usulca mırıldandı: Teşekkürler, anne!
Sercan da doktora sürekli teşekkür etti, sonra ikisine eve gitmelerini söyledi Zeynep henüz yoğun bakımdaydı, onların dinlenmesi gerekirdi.
Sercan onu eve kadar bıraktı; Yasemin içeriden davet etmesini beklerken Sercan sessizdi. O zaman Yasemin söyledi:
Hava aydınlanıyor. İstersen gel, sana bir Türk kahvesi yapayım.
Ve gerçekten de gelmesini, hatta kalmasını istiyordu. Hem de sonsuza dek.
Zeynep şaşırtıcı hızda iyileşti doktorlar ve hemşireler bile fark etti.
Çünkü benim hem annem hem babam var, dedi.
Ve Yaseminle Sercandan başka kimse, küçücük bir kızın bu mutluluğunun nedenini anlayamıyordu.




