Kocamın Sevgilisi: Mila’nın “Kahve Cenneti”nde Gerçeklerle Yüzleşmesi ve Evlilik Yıldönümünde Yaşanan Şaşırtıcı Sürpriz

Kızım, sana ne oldu anlatacağım, ama gelirken bir kahve çekerim sandım, üstüne bir de hayatımın en absürt gününü geçirmiş oldum. Şöyle oldu; Arabamı Nişantaşında park ettim, adresi iki kere kontrol ettim, doğru yerdeyim. Bir nefes alıp Tamam, Şule, ya şimdi ya hiç dedim, dışarı çıktım. Gittim, tabelasında büyük harflerle Kahve Bahçesi yazan minik bir kafeye geldim. İsme bak hele; sanki cennetmiş gibi… Durdum kapıda, Acaba vaz mı geçsem, binip arabaya eve mi dönsem diye içimden geçirdim. Ama yok, madem geldim, yüzleşmek lazım dedim.

Kapıyı çektim, içeri girdim. Şimdi az sonra göreceğim o kadını; eşimin sevgilisini Veya benim deyimimle, yuvamı uçuranı Yani hakkında çok bir şey bildiğim de yok aslında. Eşim ona Kedicik diyormuş, bildiğim bu. O da bu kafede garsonmuş. Cam kenarında bir masa seçtim; karşıma kim gelecek diye bekledim. Derken, bir garson yanıma yaklaştı. Tahmin ettiğim gibi: Tam fotoğraflardaki kız! Birkaç saniye bana sanki bir ömür gibi geldi, bin tane düşünce geçti aklımdan.

Merhaba! dedi o. Ben de hemen yaka kartına baktım. Sevda. Yani, Ege, aklın varsa biraz daha yaratıcı ol be adam! Bu garsona kedicik demek ne? Sevda adını taşıyan birini daha romantik olur sanırdım. Neyse, kızcağız hiç anlamadan:

Size menüyü getireyim mi? Hazır olunca çağırabilirsiniz, dedi.

Ben en sıcak gülümsememi taktım, ama kıza gözlerimi dikip incelemeye başladım. Nasıl oldu da şimdi bu kıza sırf merakımdan bakıp duruyorum? Uzun hikaye. Baştan anlatayım.

Egeyle on yıldır evliyim; mutluydum da en azından öyle sandım. Bir kızımız var, Yağmur, sekiz yaşında. Egenin dünyası resmen kızı. Onun her isteğini yerine getiriyor. Sürekli yeni oyuncaklar, hediyeler Yağmur da babasını deli gibi seviyor; bazen benden bile çok gibi geliyor. Ama ben psikoloğum; işim gücüm tüm gün insan psikolojisi. Kız çocuğunun babasıyla ilişkisi ne kadar önemli biliyorum.

Evde de sorun olduğunda Egeyle konuşmak yerine alttan alta büyütmem hiç; Gel, şunu konuşalım, derim, büyümez, kavga olmaz. Bildiğin orta halli bir aile işte. Krediyle alınan ev, tek arabamız, Şile tarafında mütevazı bir yazlık Gittikçe Türk filmi gibi anlattım ama cidden böyle.

Ve, bir gün pat diye olaylar patladı: Sevgilisi varmış! Kızım, nefesim kesildi. Geçen gün duşta olan Egenin telefonu çaldı. Babam arıyor, açsana, dedi. Hiç alışık değilim açmaya, ama kendisi söyleyince bir şey olmaz sandım. Bir baktım WhatsApptan biri arıyor; Kedicik yazıyor, yanında da bir fotoğraf! O fotoğrafta, tanımadığım genç bir kız kucağında Ege Resmen donup kaldım! Açamadım tabii, elim ayağım titredi. O sırada arama bitti.

Tam kurtuldum derken bir mesaj geldi: Egocuğum, haftaya pazartesi 2/2 çalışıyorum. Vardiya çıkışında gel, sana özel kahve yapacağım. Özledim Kalp, emoji falan. Telefonu bırakırken sanki elime yılan dolandı. Konuşma falan yok ama, gördüğümü gördüm. O anda her şey çöktü, hangisi daha kötü bilmiyorum; gerçek mi, hissettiğim mi?

Ege banyodan çıkınca Babam aradı mı? dedi. Duymadım, ben de bakamadım, dedim. Başım ağrıyor bahanesiyle market bahanesiyle dışarı çıktım. Gittim, apartmanın önündeki parka çöktüm. İyi ki orada kimse yoktu, gözlerimi ovuşturup kendi hayatımı sorguladım. Nerde hata yaptım, nerde böyle oldum diye. Kızımın yaşadıklarını düşündüm; babasıyla ayrı kalmaya nasıl dayanır hiç fikrim yok. Sonra Onun için ne yapmam lazım? Cevabı bulamadım.

Birkaç gün boyunca hem işte, hem evde rol kesip durdum. Yağmur farkında tabii, ama başım ağrıyor dedim, Egeye da Yoğun vakalarım var, süpervizyona gireceğim, dedim. Ama kafam durmadan Gidip şu kızı göreyim, bakayım kim bu Sevda? diyor. Sonunda içimdeki ses galip geldi. Bir sabah, Bugün o kafeye gideceksin Şule, çek paçaları git! dedim kendime.

Bir latte ve yanında ne tatlı önerirsiniz? dedim Sevdaya.

Ballı pasta güzel, öneririm, dedi.

Peki, ondan alayım, dedim.

Tatlı geldi, ama öylece kaldı önümde. Kahve sıradan, pasta bildiğin annelerimizin tarifi. Kafe de hafta içi saat 11, bomboş. Zaman kolluyorum ki, kıza laf atayım. Birazdan Sevda yanımda bitti.

Tatlıya neredeyse hiç dokunmadınız. İsterseniz başka bir şey getirebilirim.

Yok, iş tatlıda değil, canım sıkkın biraz, dedim. Derken Siz olsanız ne yapardınız? Hangisini seçmek kolay; evde oturup tatlıya devam mı, yoksa boşanma dilekçesi mi vermeli? dedim, gözlerinin içine bakarak.

Kız dona kaldı, bana hafiften deliymişim gibi baktı.

Bana öyle bir şey hiç olmadı, dedi sesi titreyerek.

Ya olsa? Diyelim ki, kocanız sizi aldatıyor?

Yutkundu ama yanıt vermedi. Konuyu değiştirdim:

Ne zamandır çalışıyorsunuz burada?

Bir yıl oldu, dedi.

Üniversite öğrencisisiniz herhalde?

Evet, dedi, bana güvenmeden ama cevaplıyor. Kültür Fakültesi, sahne sanatları, diye ekledi sonra.

Demek hayal gücünüz kuvvetlidir!

Nasıl yani? diye şaşırdı.

Yani diyelim ki, bir gün başkasının yerine geçmeniz gerekse; aldatılan eşin ya da sevgilinin rolüne bürünebiliyor musunuz? dedim.

Sinirlenip kızardı, hissediyorum. Bir anda içimden Ben burada ne yapıyorum ya? diye geçirdim. Gördüm işte; şimdi kavga mı çıkarsam, saçını başını mı yolayım, yoksa kahveyi kafasından mı aşağı dökeyim? Bana yaranmaz! Hesabı getirebilir misiniz? dedim, yorgun bir sesle.

Para üstü bırakıp çıktım, bir de iyi bahşiş bıraktım. Sevda camdan arkamdan bakarken sanki içten içe üzülmüş bile olabilir

O gün karar verdim; evlilik yıl dönümünü babamın günahı ne, kızım da çok heveslendi, kutlayacağız dedim. Zaten Yağmur günlerdir afiş hazırladı, konuşma bile yazdı. Sonrası, Egeyle konuşup, yolumuzu çizeceğim.

Gün geldi, sevdiğimiz lokantada buluştuk. Ah, on yıl Hangisiydi bu? Teneke mi, ahşap mı, cam mı? dedim içimden, Bizimki yakında tuzla buz olacak! Kutlama ilerlerken, Ege göz kırptı Yağmur’a:

Pastasız kutlama olur mu?

Yağmur hemen:

En büyük dilim benim olacak! diye bağırdı.

İçeri, pastayı getiren garson: tahmin et, Sevda! Yani, Kedicik. Ben buz gibi kesildim. Pastayı koydu, Ege bana dönüp:

Canım, yıl dönümümüz kutlu olsun! Bu pasta sana

Yağmuru animasyon için bir görevliye götürdüler. Kafam dumura uğramışken, Ege bana döndü:

Sanırım Sedayla tanıştınız?

Sevda hafifçe başını salladı.

Bak, dedi Ege, Bizim aşkımızı hiçbir şey yıkamaz. Senin o sabrına hayranım. Beni öpmeye çalıştı, ben yana çekildim.

İnanamıyorum! Bu ne şimdi?!

Şule, bu iş şaka! Saçma bir şaka, ama Ajansa müracaat ettim. Özel yıl dönümlerine konsept hazırlayan bir ajans. Bizimkinin senaryosu ihanetti. Sen, vallahi, taş gibi çıktın. Sana saygım bin kat arttı, dedi Ege.

Boynum tutuldu, bakakaldım.

Yani sevgilin yok?

Yok canım, ne sevgilisi!

Sevda da oyuncu mu?

Ben sahne sanatları okuyorum, ajans da burada part-time çalışıyorum, evet dedi Sevda. Siz çok metin davrandınız, çoğu kadın küfredip üzerime kahve döktü, hatta biri sandalye fırlattı. Siz kibarca konuştunuz, üstüme para bıraktınız.

Dilimi yutacaktım; Ege, sen bu manyaklığa eğlenceli mi diyorsun? Bunu hak ettim mi ben?! dedim, artık ağlamak mı, bağırmak mı bilemiyorum.

Sevda toparlandı, kaçmaya çalıştı ama ben el ettim.

Ege ise: Biraz hareket lazım bize, Şule. Sen hiç kıskanmıyorsun, hep sakinsin. Biraz heyecan katmak istedim

Dayanamayıp pastayı kucakladım, kafasında patlattım.

Al sana heyecan Ege! Hem pastası, hem kreması!

O da elini yüzünü temizlerken ben daha fazla duramadım, arkamdan bağırıyor hâlâ:

Şule, çıldırdın mı ya?! Sonuçta aldatmadım seni!

Kapıda döndüm, Keşke aldataydın! dedim, koluma Yağmuru taktım.

Dışarı çıktık, hava serinlemişti. Bir gülme tuttu beni.

Yağmur gözümün içine baktı:

Anne, sana ne oldu, niye gülüyorsun?

Bir fıkra aklıma geldi

Anlatacak mısın?

Tabii anlatacağım, ama önce sana ciddi bir şey anlatmam gerek. Yağmurcuğum, bir süre babanla ayrı yaşamak zorunda kalacağız

Baba olmadan mı? Sonsuza kadar mı? Kocaman gözleriyle sordu.

Bilmiyorum canım, dedim, Ama şunu bil, ben hep senin yanındayım. Başını onaylar gibi salladı.

El ele verip, Akaretlerin akşamına yürüdükYağmur küçük elini avucumda sıkı sıkı tutarken, nefesimi topladım. Bir kaldırıma oturduk, başımı omzuna yasladı. Yanımızdan geçen insanlar, hayatın telaşı… O an anladım: Bazen en komik fıkranın ortasında bile ağrılar saklı olurmuş; bazen ise, en karmakarışık günün sonunda, bir çocuğun sıcacık bakışı insana ev hissi verirmiş.

Eve dönerken Yağmur yol boyu planlar yaptı. Anne, dondurma mı alsak akşam? Ya da sinemaya gidelim mi hafta sonu? dedi. Hayat normal akmaya niyetliydi. İçimden Ne olursa olsun, buna tutunacağım dedim. Çünkü bazı şeyleri çözemiyorsan, yeni bir hikâye başlatırsın. Kim bilir, belki bir gün, Ege de büyür, kahraman pastanelerde değil; kalbimde gerçek bir yer bulur.

O gece Yağmuru yatırırken saçlarını okşadım, yanağından öptüm. Anne, dedi mırıldanarak, Her şey iyi olacak, değil mi? Ben bir an düşündüm. Bazen fıkralar komik bitmez, ama sonunda hep bir umut vardır, Yağmurcuğum, dedim.

İşte o anda fark ettim: Herkes kendi hikâyesinin başrolü, ama bazen yeniden başlamak da en cesur oyun. Gülümsedim, gözlerimden bir damla yaş aktı. Yeni sayfamızda Yağmurla baş başaydık; umutlu, kırık ama dimdik. Dışarıda geceyi görebiliyordum, ama içeride yepyeni bir sabaha hazırlanıyorduk.

Çünkü hayat, bazen en tuhaf oyunlara bile, yeniden başlama fırsatı tanıyordu. Ve o fırsatı iki elimle sımsıkı tuttum.

Rate article
Lifequest
Kocamın Sevgilisi: Mila’nın “Kahve Cenneti”nde Gerçeklerle Yüzleşmesi ve Evlilik Yıldönümünde Yaşanan Şaşırtıcı Sürpriz