Kaynanenin Katmerlisi Eve Beklenmedik Misafir: Kapıda kısa boylu, incecik, kot pantolonlu, dudaklarını muzurca bükmüş yaşlı bir kadın belirdiğinde, Ege şaşkınlıkla “Hayda!” diye mırıldandı. O kırışık gözlerin arasından haylaz bakışlar parlıyordu. “İpek’in babaannesi, Valentina Hanım,” diye anımsadı. “Ama hiç haber vermeden, aramadan nasıl geldi böyle…” – Merhaba, torun! – diye selamladı kadın gülümseyerek. – İçeri almayacak mısın? – Tabii tabii, buyurun! – deyip kapıyı açtı Ege. Valentina Hanım, tekerlekli bir valizle içeri girdi ve Ege ona çay ikram edince, – Bana koyu olsun! – diye talimat verdi. – İpek işte, Elif kreşte, senin ne işin var evde? – İşyerinden zorunlu izne gönderdiler, – dedi Ege karamsar bir sesle. “İki haftalık tatil hayallerim suya düştü,” diye düşündü. Misafirine umutla sordu: – Çok mu kalacaksınız? – Tam isabet, – başını salladı kadın, – uzun süre buradayım! Ege, bu hayat dolu ve otoriter kaynanasına karşı direnmenin gereksizliğini kısa sürede anladı. Komutana benzer bir edayla – Hadi, bulaşıkları yıka ve hazırlan; şehirde bana gezdirilecek yerler göster, – diye buyurdu Valentina Hanım. Babasının ona Valentina Hanım’dan bahsederken neden ürktüğünü şimdi gayet iyi anlıyordu Ege. Valentina Hanım, koluna girdiği Ege’yle birlikte nehrin kenarına yürüdü. “Oraya nasıl gideceğiz?” diye sordu. – Taksiyle, – dedi Ege ve tekmil verir gibi ekledi. O an, Valentina Hanım iki parmağını dudaklarına götürüp bir anda yüksek sesle ıslık çaldı. Geçen bir taksi anında fren yaptı. – Hiç ıslık çalınır mı? Mahalle ne der şimdi? – diye söylendi Ege, arabaya otururken. – Ne olacak, herkes senin böyle davrandığını düşünsün, – diye gülerek yanıtladı Valentina Hanım. Şoför güldü, Valentina Hanım’a el çaktı, ikisi aralarında yakın iki dost gibi şen şakrak oldular. Nehir kenarındaki mangalcıdan mis gibi kebap kokusu gelirken Valentina Hanım bir taraftan macera dolu gençliğini, rahmetli eşinin onun temposuna zar zor ayak uyduruşunu anlattı. Ege, bu enerji dolu yaşlı kadının geçmişine hayretle kulak veriyordu. – Askere gittiğinde paraşütle atladın mı? – diye sordu. – On dört atlayışım var, – dedi Ege, hafiften gururla. – Aferin, sana saygı duydum! – diyerek hızlı bir şarkı tutturdu Valentina Hanım. Ege de kayıtsız kalmadı, aynı şarkıya eşlik etti; aralarındaki mesafe eridi. Mangalcıya “Hadi bize güzel bir kebap çek genç adam!” dediğinde, o da kocaman gülümsemesiyle tabakları dize dize getirdi, yanında iki bardak buz gibi “ayran” ile, çünkü burada şarap yerine ayran içilirdi. Kokuyu duyan minik bir gri kedi usulca yanlarına sokuldu. – Gel bakalım, tam da sana ihtiyacımız var, – diyerek yeni dostlarını aileye katmaya karar verdi Valentina Hanım. Ege bu kararlara şaşırmaktan başka bir şey yapmadı. “Evde kız çocuğu büyüyor; ona merhameti, sevgiyi, sorumluluğu öğretecek en iyi şey kedi beslemektir,” dedi Valentina Hanım. Akşama eve döndüklerinde Valentina Hanım kediyi yıkadı, Ege’ye liste verip petshopa gönderdi. Eve döndüğünde ortalığı kahkahalar kaplamıştı; İpek ve Elif, babaannelerinin etrafında pervane olmuştu. İçerde yeni kedi, “Aslan” ismini almış, koltuk üstünden yeni yuvasını izliyordu. – Elif, bu sana yazlık takım; İpek, sana da dantelli iç çamaşırı… – diyerek büyük bir keyifle hediyeler dağıttı Valentina Hanım. Bir hafta geçtikten sonra akşam, Ege’yi ciddi bir ifadeyle yanına çağırdı; yarın gideceğini, ayrılmadan İpek’e verilmek üzere vasiyetini bıraktığını söyledi. “Kocamın ömrünü verdiği kitaplığı sana, evimi ve tüm eşyamı kızıma bırakıyorum,” dedi. Ege önce karşı çıktıysa da, Valentina Hanım durdurdu: “Sorun kalbimde, her an her şey olabilir; hazırlıklı olun.” Valentina Hanım’ı bütün aile, Aslan’la beraber uğurlamaya indi. Yine iki parmağını dudaklarına götürüp ıslık çaldı ve bir taksi anında yanlarında durdu. – Hadi bakalım Ege, hadi evlat, trene kadar beni bırak, – dedi, ailesini öpüp taksiye bindi. Şoför kadına hayretle bakarken, Ege hafifçe söylendi: – Hiç mi görmediniz böyle şahane kadınları? Sivri dilli, cıvıl cıvıl babaanne, gri saçlarını savurup kahkahalarla arabaya atladı; Ege’ye el çaktı, vedalaştılar.

– Vay canına! dedim kapıyı açtığımda, karşımda kısa boylu, incecik, yaşına rağmen enerjik görünen ihtiyar kadını görünce. Üzerinde kot pantolonları, dudaklarında alaycı bir gülümseme vardı. Gözleri kısık, muzip muzip parlıyordu.

Demek ki İpekin babaannesi, Şefika Hanım, diye aklımdan geçirdim. Ama nasıl olur, ne bir haber, ne telefon

– Merhaba evladım! dedi o incecik sesiyle, gülümsemesini bozmadan. İçeri almayacak mısın?

– Tabii, tabii, buyurun lütfen! heyecanla yol verdim.

Şefika Hanım, tekerlekli bir valizi içeri çekerek salona geçti. Çay koyarken Demli olsun! diye emretti. İpeğim işte işte, Elif anaokulunda Ee, sen neden bomboş oturuyorsun?

– Zorunlu izne çıkardılar dedim moralim bozuk şekilde. İki hafta iş yokmuş, mecburen evdeyim.

Hayalini kurduğum huzur bozuluyordu sanki; Acaba misafirliğiniz uzun mu sürecek? diye umutla sordum.

– Bildin, dedi, gözümdeki umudu yıkarcasına, biraz kalacağım.

İç çektim. Şefika Hanımı neredeyse hiç tanımıyordum. Sadece İpekle nikahımızda görmüştüm; o zamanlar başka şehirden gelmişti. Ama hakkındaki hikâyeleri kayınpederimden dinlemiştim. Teyzesinden bahsederken fısıltıyla konuşur, tedirgin tedirgin etrafına bakardı. Kadına derin bir saygısı olduğu belliydi, hatta fazlasıyla.

– Şu bulaşıkları yıka, sonra da hazırlan Sana şöyle güzel bir şehir turu attıracağım; bana rehberlik edeceksin! dedi kararlı bir tonla.

Sesindeki ciddi tavır bana askerlik yıllarımdaki manga çavuşumu hatırlattı. Tartışmak akıl karı değildi.

– Sahil kenarını gezdireceksin bana! Nasıl gidiyoruz en kısa yol? Koluma girince kendinden emin adımlarla asfalta yöneldi, etrafa ilgiyle bakarak.

– Taksiyle gideriz dedim omuz silkip.

Bir anda dudaklarını büzüp, kuvvetli bir ıslık çaldı. Geçen bir taksi anında fren yaparak önümüzde durdu.

– Ayol, bu ne biçim hareket? İnsanlar ne düşünecek sizin için? diyerek yardımcı oldum ön koltuğa oturmasına.

– Kimse bir şey düşünmez, dedi keyifle gülerek. Hatta seni kabahatli sanırlar!

Taksici, bu lafı duyunca Şefika Hanımla kahkahayı bastılar. Ellerini çırptılar, eski dostlar gibi neşeyle gülüştüler.

– Sen çok terbiyeli, mülayim birisin, dedi bana yürürken. Eminim senin anneannen de çok uslu ve ağırbaşlıdır. Ama ben öyle olamam. Merhum eşim, İpekin dedesi, uzun süre huyuma alışamadı. Kitap kurdu, sessiz bir adamdı. Bir geldim, hayatı değişti! Dağlara götürdüm, paraşütle atlatmayı öğrettim Sadece yelken kanata korkusunu yenemedi; ben havada tur atarken, o kızını alıp yerde beklerdi.

Hayretle dinledim Şefika Hanımı. İpek bana hiç bahsetmemişti babaannesinin maceraperest yanından. Meğer ne renkli, hareketli bir hayat yaşamıştı. Bu, haline çok uygun bir açıklamaydı.

– Peki, sen paraşütle atladın mı hiç?

– Askerde, on dört kez atladım, dedim hafiften gururlanarak.

– Helal olsun! dedi, onayladı ve kısık sesle hafifçe bir türkü mırıldandı:

Düşeriz şimdi gökten yere,
Bu atlayış uzun biraz

Ben de ezgiyi tanıyıp katıldım:

Pamuk gibi bulutlar var,
Martı gibi geçer ardın

Şarkı ikimizi yakınlaştırdı; artık bu yaşlı hanımın yanında tedirgin değildim.

– Yorulduk, bir şeyler yiyelim, dedi ve hemen yan taraftaki kebap arabasına doğru beni çekti. Şu kebapçının etleri fena kokmuyor, duydun mu sen de?

Kebapçı orta yaşlı, kara kaşlı, hafif tehditkar bakan biriydi; şişe eti dizerken sanki düşmanına kılıç saplayacak gibiydi. Görünüşü insana Haydi! deyip halay çekme, elleriyle havada figürler yapma isteği uyandırıyordu.

Masaya oturunca Şefika Hanım göz kırptı ve tertemiz sesiyle bir türkü başladı:

Hoş geldiniz dostlarım,
Düğünde söylenir bunlar

Kebapçı önce irkildi, sonra gözleri güldü, birlikte tamamladılar şarkıyı:

Düğünde söyleyelim
Hoş geldiniz canlarım

– Buyrun, hanımefendi, dedi, gülümseyip dev dişlerini göstererek kebapları, lavaş ve yeşillikleri masaya bıraktı. Yanında iki kadeh buz gibi ayran getirdi, elini kalbine koyup gitti.

Mis kokulu etlerin kokusuna, köşedeki çalılıktan gri bir yavru kedi çıktı, utangaçça yaklaşıp sessizce bakındı.

– Tam bize lazımsın sen, diyerek kucağına aldı Şefika Hanım. Hadi gel buraya güzelim. Kebapçıya döndü: Usta, şu dostumuza taptaze et getir, ama minik minik doğra olur mu?

Yavru kedi iştahla yemeğini yerken, Şefika Hanım bana döndü:

– Evde çocuk büyütüyorsunuz, hem de kız! Evinizde kedi yok ama ona sevgi, şefkat, merhameti nasıl öğreteceksiniz? İşte bu minik sana yardımcı olacak!

Dönüşte Şefika Hanım kediciği yıkayıp kuruttu, bana da alışveriş listesi verip kedi için malzeme almaya yolladı. Eve döndüğümde elim kolum dolu, kutusu, mama kabı, tırmalama tahtası, pelüş yatağı ile girerken, evde adeta şenlik vardı. İpek ve Elif babaannelerini sarıp öpüyor, o da torunlarını mutlu mutlu kucaklıyordu. Yavru kedi, divanın arkasında oturup yeni ailesine şaşkın şaşkın bakıyordu.

– Elifciğim, bu sana yazlık şortlu bir takım, diyerek süprizler dağıtıyordu Şefika Hanım. İpekim, sana da bu Bir kadının eşinin gözünde değerini artıran şey, dantelli bir iç çamaşırıdır

Tüm hafta boyunca Elif anaokuluna gitmedi. Sabahları babaannesiyle dışarı çıkıp, öğlene kadar gezip yorgun ama mutlu dönüyorlardı.

Evde onları ben ve Aslan adını verdiğimiz kedicik bekliyorduk. Akşamları İpek de gelince hep birlikte sahile, parka çıkıyor, bazen de Aslanı da yanımıza alıp yürüyüş yapıyorduk.

Bir akşam Şefika Hanım ciddiyetle yanıma geldi:

– Seninle konuşacağım, Emir, dedi. Ben yarın dönüyorum, vakti geldi. Şunu ben gidince İpeke ver. Vasiyetim. Evi ve tüm eşyamı ona bırakıyorum, sana da eşimin ömrü boyunca biriktirdiği kütüphaneyi. Çok kıymetli, imzalı nadir eserler var

– Olur mu öyle şey Şefika Hanım!? çıkıştım ama el hareketiyle susturdu beni.

– İpeke bir şey demedim, ama sana söyleyeyim; kalbimle ilgili büyük sıkıntım var, her an her şey olabilir, hazırlıklı olmak gerek.

– Sizi nasıl yalnız bırakırız! Yanınızda birisi olmalı, dedim üzgün.

– Ben yalnız olmam, dedi gülümseyerek. Kızım, yani kaynanan bile yakın şehirde. Sen İpeke iyi bak, Elifi güzel büyüt. Sen iyi bir insansın Emir, güvenilir Ama unuttun, ben senin için kaynananın karesiyim! diyerek omzuma vurdu ve içten içten güldü.

– Biraz daha kalsanız? diye içimden geçirdim yine de.

Teşekkür ederek ama başını olumsuz sallayarak yanıt verdi.

Sürekli birlikte olan tüm ailemizle onu uğurlarken, Elifin kucağındaki Aslan bile mahzundu.

Şefika Hanım parmaklarını büküp bir daha ıslık çaldı: yakındaki taksi anında durdu.

– Hadi bakalım, Emirciğim, beni tren istasyonuna bırak! dedi, İpek ve Elifi öpüp ön koltuğa oturdu.

Taksici, ihtiyar hanımı şaşkın gözlerle süzdü.

– Ne bakıyorsun öyle? dedim. Hiç mi efendi kadın görmedin?

Şefika Hanım gri saçlarını hafifçe sallayıp kahkahayla güldü, elini avucuma koyup şen bir şekilde tokalaştı.

Rate article
Lifequest
Kaynanenin Katmerlisi Eve Beklenmedik Misafir: Kapıda kısa boylu, incecik, kot pantolonlu, dudaklarını muzurca bükmüş yaşlı bir kadın belirdiğinde, Ege şaşkınlıkla “Hayda!” diye mırıldandı. O kırışık gözlerin arasından haylaz bakışlar parlıyordu. “İpek’in babaannesi, Valentina Hanım,” diye anımsadı. “Ama hiç haber vermeden, aramadan nasıl geldi böyle…” – Merhaba, torun! – diye selamladı kadın gülümseyerek. – İçeri almayacak mısın? – Tabii tabii, buyurun! – deyip kapıyı açtı Ege. Valentina Hanım, tekerlekli bir valizle içeri girdi ve Ege ona çay ikram edince, – Bana koyu olsun! – diye talimat verdi. – İpek işte, Elif kreşte, senin ne işin var evde? – İşyerinden zorunlu izne gönderdiler, – dedi Ege karamsar bir sesle. “İki haftalık tatil hayallerim suya düştü,” diye düşündü. Misafirine umutla sordu: – Çok mu kalacaksınız? – Tam isabet, – başını salladı kadın, – uzun süre buradayım! Ege, bu hayat dolu ve otoriter kaynanasına karşı direnmenin gereksizliğini kısa sürede anladı. Komutana benzer bir edayla – Hadi, bulaşıkları yıka ve hazırlan; şehirde bana gezdirilecek yerler göster, – diye buyurdu Valentina Hanım. Babasının ona Valentina Hanım’dan bahsederken neden ürktüğünü şimdi gayet iyi anlıyordu Ege. Valentina Hanım, koluna girdiği Ege’yle birlikte nehrin kenarına yürüdü. “Oraya nasıl gideceğiz?” diye sordu. – Taksiyle, – dedi Ege ve tekmil verir gibi ekledi. O an, Valentina Hanım iki parmağını dudaklarına götürüp bir anda yüksek sesle ıslık çaldı. Geçen bir taksi anında fren yaptı. – Hiç ıslık çalınır mı? Mahalle ne der şimdi? – diye söylendi Ege, arabaya otururken. – Ne olacak, herkes senin böyle davrandığını düşünsün, – diye gülerek yanıtladı Valentina Hanım. Şoför güldü, Valentina Hanım’a el çaktı, ikisi aralarında yakın iki dost gibi şen şakrak oldular. Nehir kenarındaki mangalcıdan mis gibi kebap kokusu gelirken Valentina Hanım bir taraftan macera dolu gençliğini, rahmetli eşinin onun temposuna zar zor ayak uyduruşunu anlattı. Ege, bu enerji dolu yaşlı kadının geçmişine hayretle kulak veriyordu. – Askere gittiğinde paraşütle atladın mı? – diye sordu. – On dört atlayışım var, – dedi Ege, hafiften gururla. – Aferin, sana saygı duydum! – diyerek hızlı bir şarkı tutturdu Valentina Hanım. Ege de kayıtsız kalmadı, aynı şarkıya eşlik etti; aralarındaki mesafe eridi. Mangalcıya “Hadi bize güzel bir kebap çek genç adam!” dediğinde, o da kocaman gülümsemesiyle tabakları dize dize getirdi, yanında iki bardak buz gibi “ayran” ile, çünkü burada şarap yerine ayran içilirdi. Kokuyu duyan minik bir gri kedi usulca yanlarına sokuldu. – Gel bakalım, tam da sana ihtiyacımız var, – diyerek yeni dostlarını aileye katmaya karar verdi Valentina Hanım. Ege bu kararlara şaşırmaktan başka bir şey yapmadı. “Evde kız çocuğu büyüyor; ona merhameti, sevgiyi, sorumluluğu öğretecek en iyi şey kedi beslemektir,” dedi Valentina Hanım. Akşama eve döndüklerinde Valentina Hanım kediyi yıkadı, Ege’ye liste verip petshopa gönderdi. Eve döndüğünde ortalığı kahkahalar kaplamıştı; İpek ve Elif, babaannelerinin etrafında pervane olmuştu. İçerde yeni kedi, “Aslan” ismini almış, koltuk üstünden yeni yuvasını izliyordu. – Elif, bu sana yazlık takım; İpek, sana da dantelli iç çamaşırı… – diyerek büyük bir keyifle hediyeler dağıttı Valentina Hanım. Bir hafta geçtikten sonra akşam, Ege’yi ciddi bir ifadeyle yanına çağırdı; yarın gideceğini, ayrılmadan İpek’e verilmek üzere vasiyetini bıraktığını söyledi. “Kocamın ömrünü verdiği kitaplığı sana, evimi ve tüm eşyamı kızıma bırakıyorum,” dedi. Ege önce karşı çıktıysa da, Valentina Hanım durdurdu: “Sorun kalbimde, her an her şey olabilir; hazırlıklı olun.” Valentina Hanım’ı bütün aile, Aslan’la beraber uğurlamaya indi. Yine iki parmağını dudaklarına götürüp ıslık çaldı ve bir taksi anında yanlarında durdu. – Hadi bakalım Ege, hadi evlat, trene kadar beni bırak, – dedi, ailesini öpüp taksiye bindi. Şoför kadına hayretle bakarken, Ege hafifçe söylendi: – Hiç mi görmediniz böyle şahane kadınları? Sivri dilli, cıvıl cıvıl babaanne, gri saçlarını savurup kahkahalarla arabaya atladı; Ege’ye el çaktı, vedalaştılar.