ANNEMİN ANNESİ, MELEĞİM
Yıllar evvel, Hatice adında genç bir kız büyüdü bu şehirde. Annesi ve babasıyla ilgili tek bir anısı bile yoktu. Annesi henüz ona hamileyken, babası çekip gitmiş. Ne ondan bir haber gelmiş, ne de bir iz. Annesi de Hatice doğduktan kısa süre sonra, henüz bir yaşındayken, yakalandığı amansız hastalıkla hayatını kaybetmişti.
Haticeyi annesinin annesi, Ayşe Hanım yetiştirdi. Ayşe Hanımın eşi daha genç yaşta vefat etmişti, hayatını önce kızına, sonra torununa adamıştı. Hatice ile Ayşe Nine arasında görünmez bir bağ vardı; Ayşe Nine daha Hatice bir şey demeden çözerdi ne istediğini. Aralarında daima bir anlayış, bir huzur vardı.
Ayşe Nineyi herkes severdi. Mahallede komşulardan tut öğretmenlere kadar herkesin gönlünde yeri vardı. Okul toplantılarına elinde tepsiyle açmalar getirir, herkesin karnını düşündüğü için kimseden eksik kalmazdı. Kimseyi arkasından çekiştirmez, dedikodu yapmazdı; aksine, herkes ona akıl danışırdı. Hatice, böyle bir ninesi olduğu için şanslı hissederdi.
Ama Haticenin kendi hayatı bir türlü düzene girmemişti. Önce okul, sonra üniversite, ardından iş ve sürekli bir koşturmaca. Hayatında birkaç talibi, arkadaşlıkları olduysa da hiçbirinde aradığı sevgiyi bulamadı. Ayşe Nine ise bu duruma içlenirdi:
Kızım Hatice, niye hep yalnızsın, yok mu gönlünü verebileceğin, hepsi mi kötü? Güzelimsin, akıllısın, herkes seni beğenir, sen hâlâ bekârsın.
Hatice, buna sadece gülümserdi. Ama içten içe, yaş otuz olunca, Artık bir ailem olsun düşüncesiyle doluydu.
Ayşe Nine, bir gece aniden aramızdan ayrıldı. Sessizce, uykusunda, kalbi durmuştu. Hatice günlerce olanlara inanamadı. İşe gitti, markete uğradı, ama her şeyi alışkanlıkla yapıyordu. Artık evde onu yalnızca kedisi Duman bekliyordu. Hatice kendini çok yalnız hissediyordu.
Bir akşam, trenle eve dönerken kitabına dalmıştı. Karşısına, kırklı yaşlarda, düzgün giyimli bir adam oturdu. Adam dikkatlice ona bakıyordu ama nedense bu Haticeyi rahatsız etmiyordu. Adam kitaplardan konuşmaya başladı. Hatice bu konuya saatlerce devam edebilirdi. Tam filmlerdeki gibi, diye içinden geçirdi. İneceği durağa yaklaşsa da eve dönmek istemiyordu. Adamın adı Kemaldi. Sohbetlerini tren dışında bir kafede sürdürmek için davet etti. Hatice memnuniyetle kabul etti.
Böylece onlar arasında güzel bir ilişki başladı. Kimseyle olmadığı kadar mutluydu Hatice. Kemal işi gereği hep yoğundu, sık sık görüşemiyorlardı, geçmişi, ailesi ve işiyle ilgili pek konuşmazdı. Hatice bu duruma aldırmamıştı; sonunda huzuru bulduğunu sanıyordu.
Bir gün, Kemal, Haticeyi hafta sonu bir restorana davet etti. Bunun özel bir akşam olacağını belli etmişti. Hatice mutluluktan havalara uçmuştu; sonunda bir yuvası olacaktı. Keşke ninem de bu anı görebilseydi diye içini çekti
O gece, ne giyeceğini düşünerek yatağına uzandı. Hep internetten alışveriş yapardı, telefondan kıyafetlere bakarken uyuya kaldı.
Uykusunda, birden odanın kapısı açıldı; ninesi Ayşe Hanım, sevdiği mavi elbisesiyle yanına geldi, sessizce yatağa oturdu ve Haticenin saçını okşamaya başladı. Hatice şaşırmış ama çok da sevinmişti:
Ninem, sen burada! Hâlbuki sen yoktun ki, nasıl geldin?
Kızım Hatice, ben hiç gitmedim ki, hep yanındayım, her şeyini gözetiyorum. Bak, bu adamla sakın görüşme. O sana iyi gelmez. Lütfen ninenin sözünü dinle.
Sonra, sesi rüzgar gibi kaybolup gitti.
Hatice uyandığında, ağlayıp geleceği düşündü. Hayaldi belki ama, ninem boşa der miydi? dedi içten içe. O gece elbise bile seçemedi, ninesiyle aralarındaki bağı düşünerek dalıp gitti.
Beklenen gün gelip çattı. Hatice eski bir elbisesini giyip gitti restorana. Neşesi yoktu, Kemal bunu hemen fark etti:
Her şey yolunda mı canım?
Hiçbir şeyim yok, iyiyim, dedi.
Kemal şakalaşmaya çalıştı, geceyi neşelendirmek istedi. Yemeğin sonunda birden ciddileşti, cebinden yüzük kutusunu çıkarıp Haticenin önünde diz çöktü. O an Haticenin başı döndü, kulakları uğuldadı, ve camdan bakan ninesinin siluetini gördü. Ayşe Nine, pencerenin önünde sessizce duruyordu. Hatice bunun bir işaret olduğuna inandı:
Üzgünüm Kemal, yapamam
Niye Hatice, ben ne yaptım ki?
Sen hiçbir şey. Ben sadece hep ninemin sözünü dinlemişimdir…
Restorandan koşup çıktı. Kemal arkasından yetişip bağırdı, öfkeyle Haticenin kollarından tuttu:
Demek beni istemiyorsun ha! Otur o zaman kedinle baş başa, senden de bir şey olmaz!
Sonra çekip gitti.
Ertesi gün, Hatice eski sınıf arkadaşı Murata gitti. Murat, İstanbuldaki Emniyette üst kademedeydi. Kemalin fotoğrafıyla ve bilgilerle ona gidip durumu anlattı. Bir gün sonra Murat aradı:
Hatice, verecek iyi bir haberim yok. O Kemal sıradan biri değil. Defalarca sahtekarlık ve dolandırıcılıktan yakalanmış. Yalnız kadınlara yanaşıp onlarla evleniyor, sonra evlerini üstüne aldırıyor. Kadınları büyük borçlara sokup, en sonunda onları evlerinden çıkarıyor ve boşanıyor. İyi ki ayrılmışsın
Hatice bunu duyunca büyük şaşkınlık yaşadı. Böyle şeyleri ninesi nasıl bilebilirdi? Bu beladan onu ninesi korumuştu…
Bakkaldan ekmek aldı, kedisi Duman için mama aldı, huzurla eve döndü. Artık biliyordu ki, hiçbir zaman yalnız olmayacaktı. Ninesi onu hep koruyordu.
Derler ki, sevdiklerimizin ruhları arkamızda gezer, melek olup bizi kötülükten sakınırlar
Buna inanmak istiyoruz; belki böyledir gerçektenO gece uyumadan önce, Hatice yatağında oturup başucunda duran, ninesinin gençliğinde kullandığı mendile dokundu. Küçükken hastalandığında Ayşe Ninenin ona o mendille pansuman yaptığını hatırladı. Duman gelip kucağına kıvrıldı; Hatice bir anda sanki evde üçüncü bir ruh daha varmış gibi hissettininesinin varlığı yine odayı dolduruyordu. Derin bir nefes aldı, gülümsedi.
Hayatında ilk kez, sevilmenin ve güvende olmanın, başkasında aradığı bir şey olmadığını anladı. Çünkü ninesi ona, koşulsuz sevgiyi ve doğru yolu dinlemeyi öğretmişti. Başından geçenleri düşündü, içinden fısıldar gibi Teşekkür ederim, ninem dedi.
Pencerenin kenarından süzülen yumuşak ay ışığı o an sanki Haticeye, Artık kendine güven der gibiydi. O gece huzurla uyudu; ertesi gün ömründe ilk kez aynada gördüğü kadınla arkadaş olacağını ve yaralarını belki de kendisinin saracağını hissetti.
Ve o günden sonra Hatice, ninesiyle yaşadığı güzel anıların sevgiyle kendini ördüğü bir hayat kurdu. Belki evlenmedi, büyük bir aileye sahip olmadı ama kalbi hep dolu, evi hep sıcak, ve ninesiyle arasında görünmeyen bir umut ışığı asla sönmedi.
Dışarıda ilkbahar başlamış, sokağı leylak kokuları sarmıştı. Hatice eski bir fincana demlediği çayı koydu, Dumana selam verdi, balkon kapısını araladı. Yavaşça, içinden yükselen mutlulukla Hoş geldin hayat, ben buradayım, dedi.
O anda, rüzgar perdesini hafifçe dalgalandırdı; Hatice gülümsedi. Ninesi yine yanında, hem düşlerde, hem kalbinde onu izliyordu.




