“Naif Eş, Köyden Kadın, Kendi Kartı: Yirmi Yıllık Evlilikte Güvenin ve İhanetin Bedeli — Lüks Restoranda Gerçeğin Ortaya Çıkışı ve Yeni Bir Başlangıç”

Kredi kartını Mehmet benden çarşamba sabahı, kahvaltı sırasında istedi. Sesi olması gerektiği gibi endişeli, ama panik yapmıyor.

Elif, şirkete büyük bir ödeme gerekiyor, benim kartım iki günlüğüne bloke edildi, senin kartını alabilir miyim, yardım et lütfen.

Ellerimi önlüğüme sildim, cüzdanımdan kartı çıkardım. Mehmet kartı hemen aldı, sanki fikrimi değiştirecekmişim gibi aceleyle, sonra da başımı hafifçe öptü.

Teşekkür ederim canım, her zamanki gibi yine imdadıma yetiştin.

Yirmi yıllık evlilik boyunca gereksiz soru sormamayı öğrendim. Güvendim. Ya da öyle davrandım.

Cuma akşamı, yatak takımlarını ütülerken Mehmetin yan odada biriyle telefonda konuştuğunu duydum.

Kapı aralıktı. Sesi neşeliydi, benimle konuşurken kullandığı sesten çok farklı.

Anne, merak etme, her şey yolunda. Restoranda rezervasyon yaptırdım, altı kişilik masa, menü harika, kokteyller, senin sevdiğin şampanya. Yok, Elifin haberi yok. Ne gerek var ki? Ona evde, aile arasında kutlayacağımızı söyledim.

Elimdeki ütü havada dondu kaldı.

Saf karım bunu asla anlamaz. Anadolu kızı ya anne, hatırlıyorsun, köyden gelmişti. Yirmi yıldır İstanbulda yaşıyor, hâlâ köylü. Tabii, onun kartıyla ödeyeceğim.

Benimki bloke. Ama göreceksin, Zümrüt Kıyıda nasıl bir eğlence olacak! O oraya adımını atmaz, merak etme. Evin köşesinde oturup televizyon izlesin.

Ütüyü kapattım. Mutfağa geçip bir bardak su doldurdum, tek dikişte içtim. Ellerim titremedi bile. İçimde derin, soğuk bir boşluk vardı, sanki her şeyim alınmıştı.

Teraslar, çimenler ve bahçeler

Saf karısıymışım Anadolu kadını Kartımı kullanıyor

Bardağı lavaboya koydum, pencerenin dışına baktım. Hava kararıyordu. Belki haklıdır, belki de ben gerçekten onun dediği kadar naif ve sade bir kadınım. Ama fareler, köşeye sıkışınca ısırır.

Cumartesi sabahı kartımı hemen bloke ettirdim. Bankaya kayıp başvurusu yaptım, birinin kullanmasından korktuğumu söyledim.

Bankadan çıkıp şehrin diğer ucuna, eskiden yaşadığım mahalleye gittim.

Vasfi kapıyı ev terlikleriyle açtı, şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

Elif? Yıllar oldu! Gel içeri, neden öyle kaldın kapıda.

Mutfakta çay içerken olan biteni anlattım. Lafı uzatmadan, kısa ve öz konuştum. Dinledi, lafı bölmedi.

Anladım, dedi sonra. Bak Elif, zamanında tüm ailemi sen kurtardın, hatırlıyor musun? Babam işsizdi, bana bir torba patates getirmiştin, fazlaydı dedin.

Biz o zaman anladık, elindekinin sonunu verdiğini. Şimdi sıra bende. Kutlama pazartesi akşamıydı, değil mi?

Saat dokuzda başlıyorlar. Siparişleri verip hesap istediklerinde ben seni arayacağım. Garsonla konuşurum, sorun olmaz.

Pazartesi akşamı, üç yıl önce dikip bir türlü giymediğim bordo elbisemi giydim. Saçımı yaptım, makyajımı yaptım. Kendime aynadan baktım. Artık bir fare değildim…

Telefon saat on buçukta çaldı. Vasfi arıyordu.

Şimdi gel. Hesabı istediler. Birazdan senin kartla ödeme yapacaklar.

Taksiyle yirmi dakika sürdü. Restoranın camları ve altın rengi ışıkları parlıyordu. Vasfi lobide karşıladı, salona işaret etti.

Restoranlar

Cam kenarındaki üçüncü masa.

Salona girdim. Kalabalık, kahkahalar, kadeh sesleri… Masaların arasından yavaşça yürüdüm, sonunda onları gördüm.

Mehmet baş köşede, yanında kahverengi takım elbiseyle annesi Zehra Hanım, yanında kız kardeşi Meryem ve eşi. Masada boş tabaklar, son tatlı kalıntıları, kadehler vardı.

O sırada garson hesap fişini gümüş tepsiyle getirdi. Mehmet hesaba bakmadan cebinden benim kartımı çıkarıp tepsinin üstüne koydu, sanki kendi parasıymış gibi havalı bir tavırla.

Teraslar, çimenler ve bahçeler

Hizmet şahane, dedi yüksek sesle masaya dönerek. Anne, bak söz verdiğim gibi sana gerçek bir kutlama yaptım. Sıradan bir şey değil, krallar gibi.

Zehra Hanım gururla başını salladı, saçını düzeltti.

Oğlum, sen harikasın! İşte budur! Herkes senin gibi olsa Öyle köşede oturup dikiş dikenlerle kıyaslanmaz.

Meryem kıkırdadı, Mehmet sırıttı, belli ki gururluydu.

Bak anne, beni bilirsin. Senin için en iyisini yaparım. Şükür ki böyle imkanlarım var.

Garson kartı aldı, pos cihazına gitti. Bir denedi, iki etti, ekrana baktı, kaşlarını çattı. Masaya geri döndü.

Teraslar, çimenler ve bahçeler

Affedersiniz, kart geçmiyor. Bloke edilmiş.

Mehmetin yüzü bembeyaz oldu.

Nasıl bloke? Ne demek? Bir daha deneyin.

Üç kere denedim. Kart artık geçerli değil.

Masaya doğru yaklaştım. Zehra Hanım beni ilk gören oldu, yüzü dondu kaldı.

Elif? dedi Mehmet kalkıp. Sen ne yapıyorsun burada?

Ona çok sakin baktım.

Kutlamaya geldim. Senin benim adıma, ama bensiz yaptığın kutlamaya.

Masada öyle bir sessizlik oluştu ki, yan masadan gelen bardak sesleri bile duyuluyordu.

Elif, bak, bu bir yanlış anlaşılma, dedi Mehmet, elini uzattı ama ben geri çekildim.

Bu yanlış anlaşılma değil, Mehmet. Bu düpedüz yalan. Cuma akşamı annenle bütün konuşmanı duydum. Her kelimesini.

Anadolu kızı. Köylü. Anlamaz, evde televizyon izler, siz burada buyur eğlenirsiniz, onları senin kartınla öderken…

Meryem tabağında gözlerini kaçırdı. Zehra Hanım peçeteye sarıldı.

Sen dinledin mi bizi? dedi Mehmet öfkeyle. Beni takip mi ediyorsun?

Ben sadece çamaşır ütülüyordum. Sen bütün eve bağırıyordun. Annenle nasıl güzel kandırdığına övünüyordun.

Mehmet toparlanmaya çalıştı.

Tamam, suçlu oldum, tartışmıyorum. Ama burada konuşmayalım, eve gidelim, sakin sakin konuşuruz.

Hayır, burada konuşalım. Kartımı cumartesi günü kendim bloke ettim. Bankaya kayıp başvurusu yaptım çünkü sen yalanla alıp benim bilmediğim bir şeye harcamayı düşündün. O yüzden, sevgili kocacığım, şimdi hesabı kendin öde. Nakit olarak.

Bu sırada Vasfi masaya yanaştı, kolları göğsünde birleşmiş.

Teraslar, çimenler ve bahçeler

Eğer ödeme konusunda sıkıntı çıkarsa, polisi çağırmak zorunda kalacağım. Hesap kapanmalı.

Mehmetin yüzü beyazdan kırmızıya, sonra mora döndü.

Elif, ne yaptığının farkında mısın sen? Beni rezil ettin!

Ben mi? gülümsedim. Sen zaten kendini rezil ettin. Karının köyden gelmiş diye ona doğruyu bile gereksiz gördüğün an.

Zehra Hanım yerinden kalktı, bana parmağını salladı.

Ona böyle nasıl konuşursun! Nankörsün! Onsuz bir hiçsin!

Yüzüne uzun süre baktım, sonra sessizce,

Belki, dedim. Ama şimdi kimseye rol yapmak zorunda değilim. Bu, saf bir eş rolü üstlenmekten çok daha iyi.

Sonraki yirmi dakika boyunca masadakiler para toplamaya başladı. Mehmet cüzdanını boşalttı, Zehra Hanım çantasını, Meryem ve eşi ceplerini altüst ettiler.

Masada parayı sayıp, fısıldaşıp, bozuk para aradılar. Garsonun yüzü ifadesizdi. Diğer müşteriler merakla bakıyordu.

Ben yanlarında durup, bütün o gösterişli ihtişamın, yalanların nasıl döküldüğünü izledim.

Hesabı ödeyecek kadar parayı topladıklarında çantamdan zarf çıkarıp Mehmetin önüne koydum.

Boşanma dilekçesi. Evde okursun.

Arkamı dönüp salondan çıktım. Dik duruş, sağlam adımlar Vasfi kapıyı açtı, kulağıma sessizce söyledi:

Helal olsun sana, Elif.

Gece İstanbulu soğuk rüzgarla karşıladı, ama içimde yavaşça yayılan hafif, sıcak bir ferahlık vardı. Özgürlük.

Üç ay sonra resmen boşandık. Mehmet aradı, özür diledi, ama artık hiçbirine dönmedim. Ev satışından kalan paranın yarısı bana kaldı.

Bir yıl sonra bir daha aradı Mehmet.

Elif, hata ettim. Annem yanımda, sürekli söyleniyor, işim de gitti. Yeniden başlayalım mı?

Hayır Mehmet.

Telefonu kapadım, onunla ilgili bir daha düşünmedim.

Bazen o restoran akşamını hatırlıyorum. O salonun içinden yürürken, Mehmete bakarken, o zarfı masaya koyarken… Ve şunu anlıyorum, bu bir sona değil, bir başlangıca işaretti.

Restoranlar

Geçen gün markette Meryemi gördüm. Yüzünü çevirdi. Peşinden gitmedim, gerek yoktu. Çoktan başka dünyalara aittik.

Dün Vasfi uğradı.

Ne dersin Elif, pişman mısın?

Pencereden dışarı baktım. Bahar, güneş, hayat

Bir saniyesine bile değil Vasfi.

Başını salladı.

Doğru olanı yaptın.

Teraslar, çimenler ve bahçeler

Pişmanlık, yapmadığını yapmamaktan gelir, yaptıklarından değil.

Rate article
Lifequest
“Naif Eş, Köyden Kadın, Kendi Kartı: Yirmi Yıllık Evlilikte Güvenin ve İhanetin Bedeli — Lüks Restoranda Gerçeğin Ortaya Çıkışı ve Yeni Bir Başlangıç”