Kızımın eşi Derya, Sizi sadece acıma duygusuyla çağırıyoruz, uzun süre kalmayın dedi kapıda. Ben sadece gülümsedim, sessizce dışarı çıktım. Bağırmadım, ağlamadım, yalvardım da yok. Siz beni kazanmışsınız dedim içinde; o eski, itaatkar bir anne imajının içinden çıkıp gülümseyecekmişim gibi düşündüler.
İki hafta sonra her şey değişti.
Bildirimler bir bir gelmeye başladı. İlk önce banka: planladıkları yeni daireye kredi iptal edilmişti. Sonra ortak hesabın bakiyesi sıfırdı; her ay biriktirdiğim 500 tamamen çekilmişti. Deryanın alışveriş kartı bloke oldu, bankadan gelecek bir mektup tüm planlarını mahvedecek kadar kötü haberi taşıyordu.
Şimdi, intikam hikayesine başlamadan önce, yıllarca kimse görmemiş bir sessiz aşağılamanın nasıl birikir, anlatayım.
Benim adım Elif. 65 yaşındayım, 10 yıldır dul ve tek çocuğum Ahmetin annesiyim. Ahmeti, babası Muratın bir kaza sonucu 8 yaşındayken kaybetmesinden sonra tek başıma yetiştirdim. O günden beri yalnızca ikimiz dünyaya karşıydık.
Günlerini eksik bırakmamak için çift, bazen üç vardiya çalıştım. Sabah 6da tekstil fabrikasında üniformalar diker, öğleden sonra 2ye kadar aynı işi sürdürürdüm; ardından akşam 10a kadar ofis temizlikçisi olarak çalışırdım. Ellerim şişer, gözlerim yorgunluktan kan kırmızısı olurdu ama her zaman Ahmete ödevinde yardım eder, onu kucaklar, her şeyin iyi olacağını söylerdim.
Ahmet çok tatlı bir çocuktı. Renkli kalemlerle bana küçük kartlar çizer, büyüdüğünde Sana bir gün büyük bir ev alacağım, bir daha çalışmak zorunda kalmazsın derdi. Ona inanırdım, kalbimle inanırdım.
Onu büyürken izledim; üniversiteden birincilikle mezun oldu, prestijli bir teknoloji firmasında işe girdi, bağımsız ve başarılı bir adam haline geldi. Gurur duydukça göğsüm bir ağrı gibi sıkışırdı; yaptığım fedakarlık değerliymiş gibi hissederdim.
Sonra Derya geldi.
Ahmet üç yıl önce bir iş konferansında Deryayla tanıştı. Derya bir etkinlik koordinatörü, her zaman kusursuz bir gülüşü, sanki aynada prova ettirmiş gibi bir ifadesi vardı. İlk gördüğümde bir şeylerin yolunda olmadığını hissettim. Bu sadece kıskanç bir kayınvalidenin sezgisi değildi, bir şeylerin derinden eksik olduğunu söylüyordu. Gözleri bana bakarken sanki Çıkartılacak eski bir mobilya gibi bir his veriyordu.
İlk başta esprili gibi görünen sözler:
Ahmet, Elif, sen çok eski moda,
Endişelenme, rahat et. Biz hallederiz,
sanki ben işe yaramaz bir kadındım.
Ahmet hiçbir şey söylemezdi, utangaç bir gülümseme takınır, konuyu değiştirirdi. Benim için bir kere bile savunma yapmazdı.
Sonra dışlanmalar başladı.
İlk yılbaşı, aile yemeği vardı. Sosyal medyadan fotoğraflarla gördüm; Deryanın anne babası, kardeşleri, kuzenleri hepsi masada, fildişi mumlar ve kristal bardaklar etrafında. Masada on iki yer vardı, ben davet edilmemiştim.
Ertesi gün Ahmete sordum, Neden ben olmadım? dedi, Küçük bir şeydi, son anda unuttuk. Bu bir yalan; onlar haftalar önceden planlamıştı.
64. doğum günümde kimse beni aramadı, mesaj göndermedi. Bir saat 23:00da sonunda bir SMS geldi:
Üzgünüm anne, aklımızdan kaçtı. Mutlu yıllar.
Benim bütün hayatımı fedakârca verdiğim bir kadının doğum günü aklına bile gelmemişti.
Böylece ben yavaş yavaş hayatlarından silinmeye başladım. Fikir sormazlardı, beni ziyarete geldiğimde Derya daima bir bahane bulurdu: baş ağrısı, acil bir telefon, önemli bir toplantı. Ben ise bir aptal gibi ısrar eder, arar, Amerikan yemekleri yapar, tavuk, patates püresi, güveç gibi Hepsini reddederdi.
Diyet yapıyoruz,
Yiyecek almışız,
Kendine sakla,
Sonunda Ahmetin 32. doğum gününde her şey kırıldı.
Saat 19:00da çikolatalı bir keki ellerimle hazırlamıştım, çocukluğundan beri en sevdiği kekti. Kapı zili çaldı, içeri gülüşmeler, müzik, bardak çınlamaları duyuldu. Kapı açıldı, Derya zümrüt yeşili bir elbise, kusursuz makyaj, topuz bir saçla önümdeydi. Bana bakıp bir tiksinti ifadesi takındı.
Elif, dedi sahte bir gülümsemeyle.
Ahmet beni davet etti, dedim, şaşkın. Bu sabah aradı.
Derya derin bir iç çekişle, Sizi sadece acıma duygusuyla çağırıyoruz, uzun süre kalmayın, rahatsız etmeyin dedi. O an dünya bir saniyeliğine durdu. Kalbimde bir şey büzülüp bin parçaya ayrıldı; kalbim kırılmamıştı ama son umut da kırılmıştı. Ahmeti gözümün köşesinde gördüm; bir şarap kadehiyle masada duruyordu. Göz göze geldik, bir an bekledim, bir şey söyleyecek miydi? Sadece bakıp konuşmaya devam etti, beni görmezden geldi.
O an her şeyi anladım. Beni biliyorlardı, kabul ediyorlardı Ben sadece bir sıkıntıydım.
Hiç şey söylemedim. Ağlamamı da göstermemeyi seçtim; sessiz bir gülümseme takındım. Derya şaşkın, Neden ağlamıyor ya da bağırmıyorsun? diye düşündü belki. Elimi uzatıp doğum günü pastasını verdim; o bir çöp gibi geri attı. Sırtımı dik tutarak asansöre yöneldim, kapı kapanıp gülüşmeler devam etti.
Asansörde kendi yansımama baktım; gri saçları toparlanmış, krem rengi bir kazak giymiş, yorgun ama uyanık bir kadın. Evime sessizce döndüm; İstanbulun sarı ışıkları bana hüzün veriyordu. Müzik açmadım. Otomatik bir şekilde arabayı sürerken aklımda tek bir cümle döndü: Sizi sadece acıma duygusuyla çağırıyoruz. Bu söz bir kazığın üstünde dönen bir plak gibi çınladı.
Saat 22:00da evime geldim. Küçük, ama düzenli bir dairem vardı; iki yatak odalı, sade bir oturma odası, nadiren yemek yapan bir mutfak. Duvarlar açık bej, sadece bir lamba köşede yumuşak gölgeler düşürüyordu. Oturup gözlerimi kapattım, anıları tekrar gözümde canlandırdım; neden bu kadar çabuk onların peşinde koştum, neden gözyaşı damlamama izin vermedim?
Annesi Marthayı hatırladım; 15 yıl önce vefat etmişti, ama hâlâ sesini duyuyordum. Kendine saygı duyan bir kadın, kanından bile aşk dilenmez derdi. O sözü şimdi anladım; üç yıldır çocuğumun dikkat kırıntılarını dileniyordum.
Annemin bıraktığı şehir dışındaki küçük ev, bahçesinde nane bitkileri, tahta verandası vardı. Şu an kiraya verilen bu evin kirası ayda 600. Ben ise şehirdeki dairemde, Ahmete daha yakın olmak için 250000lik bir daireye kefil oldum. Ne kadar aptalca davranmışım!
Bankadan gelen belgeleri bir bir inceledim:
– 250000lik konut kredisi sözleşmesi, imzamın kefil olarak geçtiği bir satır
– Kredi notumu ve adımı kullanan yetkilendirme belgesi
– Ahmetle iki yıl önce açtığım ortak banka hesabı; her ay 500 yatırdığım para, hepsi eksiksiz çalınmış
Bu kağıtlar elimde titreyerek, sadece öfke değil, bir kararlılık taşıyordu. Ahmetin bu borçları benim iznim olmadan kullandığını, benim adımla isimlerini satıp beni bir para kaynağına dönüştürdüğünü gördüm.
Saat gece yarısı, bir kahve yaptım, masaya koydum, notlarımı çizdim, avukat Charlesla iletişime geçtim. Acil bir danışma istiyorum, adımım üzerinden mali bir dolandırıcılık yapıldı, ne yapabilirim? dedim. Çarşamba günü aynı gün saat üçte görüşme ayarladı.
Sabah 08:00de bankaya gittim, ortak hesabı sıfırladım, 1200yi çekerek hesabı kapattım, Deryanın ek kartını da iptal ettim. Banka görevlisi bana Bu işlem geri alınamaz dedi, ben de Tamamen eminim dedim.
Sonra avukat ofisine gittim. Charles, 40lık bir avukat, ciddiyetle ama nazikçe dinledi. Belgeleri tek tek inceledi, bir saat kadar düşündü, sonra gözlerimi dikti:
İlk önce konut kredisi. Kefil olarak sorumlusunuz, borç ödenmezse banka size başvurabilir. Ancak kefilliğinizi iptal ettirebiliriz, bu süreç aylar sürebilir.
Hızlı bir çözüm? dedim.
Kefil olarak hemen temerrüt talep edebilir, borcu ödemeyi bankaya zorlayabilirsiniz. Eğer ödeme yapılmazsa, banka konutu geri alır, sizin sorumluluğunuz biter.
Bu yasal mı? dedim.
Tamamen. Sözleşmede bunu yapma hakkınız var.
Birleşik hesabı ise daha basitti: Hesap sizin adına, istediğiniz gibi çekebilirsiniz, onlar bir şey yapamaz.
Kredi kartı? diye sordum.
Kart sizde, istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
Bu bilgiyle içinde bir sıcaklık hissettim; artık kontrol benim elimdeydi.
Charles, Bu süreç bir hafta içinde tamamlanabilir, ama Ahmetle olan ilişkiniz kalıcı olarak değişecek dedi. Ben de Çocuğumla zaten ilişki yok, zaten bir şeyler bitti diye cevap verdim.
Ertesi gün, iki saat sonra, mahkeme kararını bekleyerek evde oturdum. Sabah 09:00da banka resmi bir e-posta gönderdi: Fatura 250000lik konut geri alındı, 72 saat içinde tahliye edilecek. Ben de Tamam dedim, bir kez daha özgür olduğumu hissettim.
Günler geçtikçe, Ahmet ve Derya bana bir türlü ulaşamadı. Ben de telefonumu kapattım, mesajlarını blokladım. Bir gün, Ahmet kapıyı çaldı, çığlık atarak Kapıyı aç! dedi, ben ise sessizce duvarın arkasında durdum. Acıma duygusuyla çağırdık, şimdi de af dilemek istiyorlar, diye düşündüm.
O an anladım ki, artık onları affetmek zorunda değildim. Kendime değer vermeyi öğrendim, uzun yıllar boyunca kendimi bir çöp gibi davrananların yerini ben aldım.
Şimdi, İstanbulda bir semtte annemin eski evine geri döndüm. Nane kokulu bahçesinde oturuyorum, gül ve pembe çiçekler ekiyorum. Eski bir ahşap masa, beyaz perde, yeşil koltuk. Çocukluğumun, annemin, fedakârlıkla yoğrulmuş bir ev. Burada, kendi hayatımı yeniden kuruyorum.
Ahmeti bir kez daha gördüm; bir otobüste, eski bir takım elbise içinde, yorgun ve yalnız. Gözümden kaçtı, bir çatala tutunup gitti. O an bir kabullenme hissettim; onun sonuçlarını kendisinin çekmesi gerektiğini. Ben ise huzur içindeydim.
Avukat Charles bir gün aradı, Dava tamamen sizin lehinize sonuçlandı, adınız temiz dedi. Artık tamamen özgürsünüz.
Bu sözler müzik gibi çaldı kulaklarımda.
Bir gün Deryanın annesi, Gladis, çiçekle gelerek Siz hak ettiniz, artık anlıyorlar dedi. Ben çiçekleri masaya koydum, Teşekkür ederim ama ben artık kendi yolumda yürüyorum. dedim, ve gülümsedim.
Böylece, yeni bir hobi buldum: çömlek yapımı. Atölyede tanıştığım kadınlarla gerçek bir dostluk kurdum. Onlarla birlikte kahvelerimizi içip, hayatın anlatılamaz zor yanlarını paylaşıyoruz.
Şimdi, gözlerimi kapatıp Kendine saygı duyan bir kadın, kanından bile aşk dilenmez demek, hem benim için hem de başkaları için bir hatırlatma. Kendi değerimizden vazgeçmeyelim, sınırlarımızı koruyalım. Çocuklar, kan bağları olabilir ama gerçek aile, birbirine saygı gösteren, değeri takdir eden kişilerdir.
Ben bir annemi kaybettim, ama ben kendimi buldum. Bu, hayatın bana verdiği en büyük kazanç.




