Umursamazlık çeşit çeşit olur, diye fısıldadı bir kadının sesi, Elife çarparcasına ulaştı. Bazen gözlerini kapatıp, bir şeyin farkına varmadığını sanmak gerekir. Bazen de bu tamamen suçtur.
Elif, pencereye dönüp, yanından geçen evleri, arabaları ve yürüyen kalabalığı izledi. Küçük bir kasaba nihayet uyanmış, bir anda hayat bulmuştu.
Bugün toplu taşıma kullanmak bir azap gibi geliyordu. Yusuf, akşamdan beri telefon açarak, bütün bir gece işte kalacağını söylemişti. Ne kadar da güzel, diye düşündü Elif. İş işte. Çoğu zaman, iş arkadaşlarından biri ona arabasını teklif eder, Elif ise nazikçe reddederdi. Evlenmiş bir kadın, yabancı bir erkeğin arabasına binmez, diye kendi kendine söylerdi.
Elif, bir kez daha kocasının numarasını çaldı, ama uzunca uğultulu zil seslerine dayanamayarak telefonunu birdenbire kapattı ve akıllı telefonunu çantasına koydu. Tekrar pencereye bakarak, Meşgul olmalı, diye düşündü. Her zaman en uygunsuz zamanda meşgul.
Erken hamileliği ona mide bulantısı da getiriyordu. Tekrar bir çukurdayım, diye içini çekti.
***
Kasabadaki büyük zincir marketin yöneticisi neredeyse hiç boş vakti olmayan biriydi. Elif, kendini hafif bir mide bulantısı ve dönen bir başla buldu, ama bu durum üzerine takılıp kalmaya vaktimiz yoktu. Bugün, bir süpervizyon ekibi baş ofisten gelmek üzereydi ve Elif, kasanın arkasındaki genç, kahkaha dolu bir çalışanı, Derya Çeliki çağırdı:
Derya, Anıya buzdolabı temizlemesini söyle, yoksa hepimiz yutulacağız! Ben raporları hazırlamaya koşuyorum!
Derya, Elifin çabucak depoya kaçtığını gördüğünde, yanındaki çalışana, süt şişelerini düzenlerken, fısıldadı:
Ayşe, duydun mu? Yusuf, Elife sadakatsizmiş!
Ayşe gözlerini kocaman açtı ve endişeyle Deryaya baktı:
Ciddi misin? Gerçek mi bu?
Evet, sabah Lalenin evinden çıktığını gördüm. Lale bir sınıf arkadaşıydı; Yusuf ona veda ederken bir öpücük kondurdu! Şaşırtıcı değil mi?
O zaman Elife söylemeliyiz. Neden bana söylüyorsun?
Derya, parmağını şaklayarak başını salladı:
Sen akılsız mısın, Ayşe? Bir adam kaçtı, kim kaçmaz? Kıskanırsak çabuk boşanırlar!
Ayşe bir an düşündü ve cevap verdi:
Boşanıp boşanmayacakları onların kararı. Ama Elif hakikati bilme hakkına sahip, belki de bu iyi olur. Bir ev, aldatmayla ayakta durmaz.
Derya kahkahasını tutamadı ve alaycı bir bakış attı:
Bu bizim işimiz değil. Bu kadar iyi niyetli biri sonunda suçlu çıkar.
Ayşe derin bir nefes aldı, tartışmaya girmedi. Belki Derya haklıydı, ama bir şey Elifin aklını rahat bırakmıyordu.
Elif ve Ayşe arasında sıkı bir dostluk vardı; birbirlerine her şeyin daha acımasız gerçeğinden daha tatlı bir yalanı tercih ederlerdi.
Kasaba yöneticisi Deniz, Elifin yorgun halini odada gördü. Kahvesini yudumlarken raporunu tamamlarken şöyle seslendi:
Elif, rahat ol. Her şey yoluna girecek.
Elif bir elini salladı:
Yusuf telefonunu açmıyor, bu yüzden endişeleniyorum.
Deniz suskun kaldı. Elif, yeni işe başlayan bir gençken Denizi ilk gördüğünde ona hayran kalmıştı. Başlangıçta sıradan bir satış memuru, zamanla zekâsı ve çalışkanlığıyla mağaza yöneticisi olmuştu.
Belki meşguldür, dedi Deniz, Elifin işine karışmak istemediğini biliyordu, ama Yusufun Elife soğuk davranışını fark etmişti.
Elif bir gülümseme ile çantasını kapattı ve dışarı çıktı. Kontrol ekibi gelmek üzereydi; kasaba bir anda hareketlenmeye başladı.
***
Ertesi hafta, Ayşe Elife bakıp oturamıyordu. Arkadaşının anlattıklarından, Yusufun işte sık sık gecikmesi, Elifin toplu taşıma ile işe gitmesi ve Yusufun ona arabasını vermeyişi bir araya gelince, Ayşe bir plan yaptı.
Sabah, işine geç kalacağını söyleyip, Yusufun sevgilisi olduğunu düşündüğü Lalenin evine gitti. Annesi bir zamanlar Sevdiğin insanın kalbi hastalanabilir demişti; Ayşe de bu sözü yaşadı. Lale ve Yusufu gördüğü an, Yusufun Laleye sarılıp, onu öpüşürken bir anda her şey çöküşe girdi. Elifle böyle bir aldatıcıyla evli olmak!
Akşam, Elif evden çıkınca, Ayşe depo odasına girdi; Deniz tam da evine gitmek üzereydi.
Deniz, bir işimiz var, diyerek göz kırptı.
Deniz şaşkın bakışlar attı.
Eliften bahsediyorum, dedi Ayşe, Yusuf ona çapkınlık yapıyor.
Deniz bir an düşündü:
Bu onların evliliği Müdahale etmemek daha uygun mu?
Ayşe alaycı bir gülümsemeyle yanıtladı:
Ne kibar ne de düzgün! Elif gerçeği bilmek zorunda.
Deniz, O hamile, ne olur? diye uyardı.
Ayşe kesin bir Hayır ile karşılık verdi: Gerçek yalanı yener. Beni köyümdeki bir kadına götür, ona bir bilge var, bize yardım eder.
Deniz bir an duraksadı, ardından:
Elifi seviyorum, diyerek son argümanı kullandı. Şansını vermek istiyor musun?
Deniz bir derin nefes aldı ve kabul etti.
***
Nazan büyükannesini sıcak bir şekilde karşıladı. Büyücü gibi değildi; sadece gri saçları ve yumuşak bir kazak içinde, dizlerinin altındaki hafifçe kırılmış çoraplarla oturan sıradan bir yaşlı kadındı. Gri gözleri, bir bakışıyla insanın ruhuna işliyor gibiydi.
Ayşe, elindeki Elifin fotoğrafını uzatarak, Bu durum beni rahatsız ediyor, dedi. Nazan, Denize bakıp bir mum yaktı, ışığı telefon ekranına yöneltti:
Şu anki kocası ona uygun değil. Ayrılacaklar, ama zaman alacak. İyi biri değil, yalan söylüyor, hile yapıyor. Kadının ruhu temiz, iyi kalpli.
Ayşe fısıldadı:
Hızlandırabilir miyiz?
Nazan başını öne eğdi, Zamanı hızlandıramam ama gerçeği gösteririm, dedi. Kararı ona bırakırım.
Nazan, soğuk bir terasa yürüdü, bir bez çantası ve büyük bir tencere getirdi. Tencereden bir avuç kurutulmuş ot alıp, çantaya döktü:
Çayır otları, rüzgar çiçekleri Elife gerçeği açığa çıkarın. İşte bu
Ayşe sordu:
O hamile, zarar görür mü?
Nazan göz kırpıp:
Çiçek, papatya, binlerce yaprak Zehirli değil. Sen, çocuğuyla evlenir misin, eğer aldatıcıyı kovarsan?
Deniz bir yutkunma yaptı ve hızlıca onayladı:
Hazırım. Başkasının çocuğu olmaz.
***
Ayşe, Elife otobüste otururken bir anda aniden aniden bir paket ramen istedi.
Hemen yaparım, otur! dedi ve çabucuk depo odasına koştu, Nazanın çantasını çıkardı, bir paket ramen aldı, çantasına koydu ve geri döndü.
Deniz masada sessizce oturuyordu, Elifin aldatıcıyı bırakmasını umut ediyordu ama aynı zamanda yaptıkları planın doğru olup olmadığını sorguluyordu.
Ayşe, Elifin son kaşığı bitirdiğinde bir rahatlama nefesi verdi. Kendisi ve Deniz, şüpheyle dolu olsa da görev duygusu onları yönlendirdi.
***
Sabah, Elif otobüsün pencere yanına oturdu, dışarıyı izlerken, otobüs şoförü telefon konuşuyordu:
Değerli yolcular, trafikte bir tıkanıklık var, demiryolu geçişi bakıma alınacak, lütfen sabırlı olun.
Birden, otobüsün ön camından, Yusufun bir başka kadınla, Lale ile sarıldığı, tutkulu bir öpücük anı gördü. Elif, başı dönmüş, mide yanması bir kez daha çarptı, gözleri doldu.
Her şey bir kabusun içinde gibi akıp gitti; Elif hastaneye kaldırıldı. İlk gördüğü şey, endişeli bir gülümsemeyle Ayşenin yüzüydü.
Elif Özür dilerim, belki de benim suçum
Elif, Ne demek istiyorsun? diye fısıldadı. Yusufu Lale Kocabaşta gördüm. Gerçekten mi?
Yusuf, odanın kapısını araladı, suçlu bir bakışla Elife baktı ama bir şey söyleyemedi.
Elif, Sen Beni affet, ancak doktor sana bir şey söylemedi mi? Çocuğu? diye sordu.
Ayşe, Doktor her şeyin yolunda olduğunu söyledi, bir düşüş tehlikesi vardı ama geçildi, dedi.
Deniz, büyük bir meyve paketi taşıyarak odaya girdi. Doktor, Biraz fazla ziyaretçi, diyerek elini salladı.
Elif, Lütfen içeri al, dedi yatağa otururken.
Deniz gülümsedi, Korkma, dedi.
Ayşe bir kez daha içeri girdi:
Elif, itiraf etmeliyim. Yusufun aldatmasını sana göstermek için bu planı yaptım. Seni üzmek istemedim, ama gerçek ortaya çıkmalı.
Elif bir an düşündü, sonra gülerek yanıtladı:
Yalan söyleyen birinin ne kadar da çabuk sıkılır, söyle, ben yalanı sevmem. Gece bir rüya gördüm; bir büyükanne bana Senin aldatıcın kaderinde değil, dedi. Kader, sabah kahvesi yanında gelen bir misafir gibi gelir.
Ayşe Elifin elini tutarak, Doğru yaptın, dedi. Kötüleri hayatından çıkarmak gerekir; zaman geçmezse yeniden başlayamazsın. Yanında gerçek dostlar ve sevenler var. Küçük şeyler ise kendiliğinden çözülür.




