Nadide Hanım’ın Aniden Hastalanışı ve Köydeki Sessiz Fırtına: Hiçbir Kızı Annesini Yalnız Bırakırken Sadece Torunu Natalya Ona Sahip Çıktı, Ancak Kızları Ramazan Öncesi Köyün Lezzetlerine Koşup Kapıda Soğuk Bir Sürprizle Karşılaştı: “Neden Geldiniz?” dedi Nadide Hanım. Kızları Şaşkınlık İçindeyken Olanları Anlamaya Çalıştı ve Hayatın Gerçek Sahipliğini Gösteren O Büyük Karar…

Nadide Hanım birdenbire hastalandı. Kızlarından hiçbiri annelerini ziyarete gelmedi, hastalığı boyunca sadece torunu Melis onun yanında bekledi, her şeyiyle ilgilendi. Kızları ise ancak Ramazan Bayramına yaklaşınca ortaya çıktılar. Yine köyün ev yemeklerini, annelerinin hazırladığı tatları tatmak için gelmişlerdi! Nadide Hanım, kapının önüne çıkarak kızlarını karşılamaya çalıştı.

Neden geldiniz? dedi, sesi buz gibi soğuktu.

Büyük kızı Figen şaşkınlıktan donakaldı.

Anne, ne oldu sana böyle? dedi, sesi titrek.

Ne olacak! Her şey bitti kızlarım, ben bütün çiftliğimi sattım

Ne? Ama biz dedi küçük kızı, ne olduğunu anlayamadan.

Hayat Kırıkdere köyünde sıkıcı ve renksizdi. Çoğu zaman zaman neredeyse hiç değişiklik olmazdı, bu yüzden en küçük hareketlilik bile köylüler için büyük bir hadise olurdu.

Ama geçmişte köy bakkalının hanımefendi torunu Melisin köye gelişi âdeta bir bomba etkisi yaratmıştı.

Bazıları o kadar duygulandı ki, gözlerini bile kaçırdı Melisin arabasını görüp; kıskananlar ise çekinmeden diş bilemişti.

Bak hele şu Melise! dediler köyde. Akıllı kız, kendini kurtardı işte! Şimdi bakalım kim ne diyecek, herkes çatlasın!

Nitekim Melisin, gösterişli SUVsiyle köyün toprak yolunda yavaşça ilerlemesi, tüm köyün nefesini kesti.

Köyün yaşlıları gözyaşlarını mendilleriyle silerek bu anı izlediler.

Olur mu böyle şey, vallahi Külkedisi masalı gibi!

Zaten Melise çocukken Külkedisi derlerdi, boşa dememişler!

Şimdi ise Melis eski günlerde kendisiyle dalga geçen hemşerilerine yüksekten bakma hakkını kazanmıştı.

Bir ara köyün ünlü saz ustası Kazım Beyi gördü, camı açıp neşeyle el salladı.

Kazım Amca! Sizi görmek ne güzel! Sağlık nasıl?

İyidir Melis! Sen de uğra bize, arada müsamerede beraber çalışalım!

Olmaz mı, elbet gelirim!

Melisin parlayan arabası toz bulutlarıyla gözden kaybolurken, köylüler de yavaş yavaş evine dağıldı. Kazım Bey derin bir nefes aldı ve:

Aferin kıza, hayaline ulaştı! Sıra bizim sağlıkçılarda artık.

Yaşlı Emine Teyze sordu:

Onlar niye?

E yahu, bugün nice kişinin gönlü sıkılır! Kıskançlık hastalığı hepsine çökecek, haberin olsun!

Emine Teyze elini sallayıp, söylenerek evine döndü.

Kazım Bey pek alıngan değildi, yaşlı kadın da gönülden değil, diliyle söyleniyordu zaten.

Oturduğu sırada, Melisin köye dönüşü ona nice hatıraları yeniden yaşattı.

Melisin hayatında Kazım Bey adeta bir yol gösterici olmuştu, hem de gerçek manada.

Daha küçük yaşta annesini kaybetmişti Melis, babası ise çok öncesinden çekip gitmişti. O kadar akrabası varken kimse ona sahip çıkmamış, o da iki sene yurtta kalmıştı.

Sonra bir gün Nadide Hanımın yüreği sızladı ve torununu yanına aldı.

Köylüler bu davranışı takdirle karşıladı. Nadide Hanım o zamanlar da köy bakkalında çalışıyordu. Patronu işyerinde herkesin önünde onu övdü.

Ama tabii, kötü niyetli laflar da dolandı:

Şimdi devlet, yetime güzel yardım veriyor; kadınınkisi tamamen menfaatten! Kim inanır Nadidenin iyi kalpli olduğuna? Onun huyunu herkes bilir!

Nadide Hanımın köydeki ünü epey karışıktı. Her fırsatta müşterileri kandırmaktan çekinmez, ama kimse de bir şey diyemezdi. Ayrıca, komşularıyla sürekli geçimsizdi.

Evlatlarına ise düşkündü. Oğlu şehir hastanesinde doktordu, kızları iki sene önce İstanbula taşınmıştı. Her fırsatta gelir, yiyecek içecek alıp dönerlerdi.

Ama Nadide Hanımın mutfağı dillere destandı. Tavuklar, ördekler kümeste, ahırda cıvıldaşan kuzular Bütün bunlara bakabilmek için tam iki dönüm tarla eke biçerdi.

Yalnız başına bu kadar iş zor tabii. Kimseyi tutmak pahalıya gelir, o yüzden torun Melisi çağırdı.

Bir gün, eski okul arkadaşı Zeyneple, öğle arasında dertleşirken anlattı planını:

Melisi yanıma alayım, o yurtta ne yapsın. Hem köyde dedikodu da çok. Kız istemeyecek yardım edecektir bana.

Zeynep, Nadide Hanıma hep arka çıkardı. Çünkü Nadide onun işvereni, markette birlikte çalışırlardı.

Doğru düşünüyorsun Nadide! Kız hem büyüdü, sana yardımcı olur.

Akıl da senden çıktı işte bunu. Ben bakkalda olunca Melis evi toplar, hayvanlara bakar.

Ama ya okulu? Şimdi çocukların eğitimi zor! Benim torunlar dersin başından kalkamıyorlar!

Kursa gerek yok, okutuyorum, karnını doyuruyorum, bana yeter!

Melis küçükken, mutluydu. Bütün işleri severek yapar, bir gün bile şikayet etmezdi. Köy kızları ona hemen Külkedisi takma adını taktılar. Çoğu kadın Nadideye içerledi, hatta yüzüne bile söylediler bazen:

Nadide Hanım, Allahtan kork! Kıza baksana, çöp gibi kalmış! Günah değil mi?!

Ama Nadide hemen cevabı yapıştırırdı:

Sizin işiniz değil, önce kendi çocuklarınıza bakın! Melis kendi isteğiyle çalışıyor! Okulu bitirir, hayvan doktoru olur!

Nadide Hanım torununun tüm hayatını kafasında planlamıştı. Ama kısmet başka türlüymüş.

Bir yaz günü, köydeki kültür merkezine yeni müdür geldi: genç, pırıl pırıl Yasemin Hanım, güzel sanatlar mezunu. Köyü dolaşıp gizli kalmış yetenek arıyor. Kazım Bey zaten yardıma koştu.

Yasemin Hanım, bana güzel bir saz olsa, köyü ayağa kaldırırım! Biz eskiden de harmanda moral verirdik insanlara!

Yasemin Hanım hemen ertesi gün çağırdı onu:

Buyurun Kazım Bey, saz eski ama sesi yeterli!

Kazım Bey sazı aldı, havaya neşeli bir türkü bıraktı. Ne var ki topluluğun en önemli halkası eksik: bir solist lazımdı.

Hanımefendi, solistsiz bu iş olmaz, pilavsız düğün gibi!

Yaseminin aklına birden Melis geldi.

Buldum, solistimiz okulda! Hadi gidelim!

Okulda yapılan seçmeler, çocuklar için heyecanlı bir ilk oldu. Melisi de sınıf öğretmeni ikna etti.

Melis, kulak misafiri oldum, çok güzel söylüyorsun!

Küçük kız gözleri dolarak itiraz etti:

Ama hocam, evde iş bekliyor, babaannem kızar!

Söz veriyorum kızmaz, ben konuşacağım! Şimdi kaderin dönüyor, şans bileti çekiyorsun!

Melis, korku ve umutla karışık gözlerini kaldırdı.

Peki, tamam! Yalnız çabuk bitse daha iyi!

Vakit kaybetmeden tüm bildiklerini söyledi Melis

Kimi zaman ahırda koyunlara, kimi zaman tarlada kuşlara türküler söyleyen bir kızdı Melis. O kadar yürekten, o kadar coşkuyla söyledi ki, Yasemin Hanım şaşırıp kaldı:

Tam bir cevher! Sesi gibi yüreği de temiz!

Büyük başarı geldi. Okul kadrosu da karşı çıktı, ama Melisin yükü hafifletildi. Nadide Hanım ise bu olaydan hiç memnun kalmadı, bunu Zeynepe acıyla açıkladı:

Şimdi ben ne yapayım? Torunum yalnız gezip sahnede oynayacak, bana yükü mü kalacak?

Sen devlet yardımı da alıyorsun!

O parayla ne olacak! Giydir, doyur! Ben Melis tarlada çalışır, para kazanır diyordum. Sanata ne fayda?

Zeynep hayallere daldı:

Bakarsın, birkaç sene sonra Melis televizyonlarda çıkacak, fotoğrafları gazetelere basılır!

Bana ne bundan? Birinin gözü doysun mu önemli!

Zeynepin gözleriyle Nadideyi ilk defa görmüş gibi bakışıyla eski dostluk bozuldu, Nadide yalnız kaldı.

Melisin yıldızı parladı. Tüm köylerde konserler, yarışmalarda birincilikler Ama Melis asla değişmedi. Yine babaannesine saygılıydı, Nadide Hanım hastalandığında yanından ayrılmadı.

Ne Figen ne de diğer kızı annelerini ziyaret etti. Yalnız Ramazan Bayramı yaklaşınca teşrif ettiler.

Her zamanki gibi yiyecek, içecek, annelerinin yaptığı börek çörek için gelmişlerdi.

Nadide Hanım kapının önünde kızlarını karşıladı.

Niye geldiniz? dedi yine soğukça.

Büyük kızı Figen şaşkındı.

Anne, ne diyorsun sen böyle?

Ne olacak! Her şey bitti kızlarım! Bahçeyi, tarlayı, hayvanı hepsini sattım!

Peki biz kızlar donup kalmıştı.

Siz de gidin marketten alın; benim artık sağlığım yok, uğraşamıyorum!

Ya Melis, o ne olacak?

Nadide Hanım da dayanamayıp patladı:

Melis hizmetçi değil, size çalışmak zorunda değil! Ben hastayken gelmediniz bile! Artık böyle olmayacak. Ben de ömrümün kalanını rahat geçirmek istiyorum! Melis ise okusun, isterse sanatçı olsun!

Kız kardeşler eli boş döndü. Nadide Hanım soluğu Zeynepte aldı.

Teşekkür ederim canım arkadaşım Gözümü açtın. Neredeyse torunumun hayatını mahvedecektim. Şimdi yardım et de etleri satayım

Ne eti Nadide?

Her şeyi sattım, sadece keçiyi kendime bıraktım!

Doğrusunu yapmışsın! Peki kızların?

Durum fena. Onları artık gözüm görmüyor, hiç güvenim kalmadı

Melis yıllarca köye gelmedi ama her ay aradı, harçlık gönderdi. Konserler, dersler, işleri arasında yılın sadece bir haftası köye gelip misafir olabiliyordu.

Arka koltuktan ufak bir kıpırtı ve uykulu bir ses duyuldu:

Anne, babaanneme yaklaştık mı?

Oğlum, geldik bile! Bak, babaanne seni karşılıyor!

Nadide Hanım yaşına rağmen dinçti, torununu kucakladı, öpmeye doyamadı.

Gözümün nuru, sana kavuşacağım günü bekledim hep!

Daha çekingen öptü Melisi, saçını bozmaktan korkuyordu.

Televizyonda konserini izledim, bence en güzel sendin!

Melis babaannesine sarıldı.

Abartma, ben sade bir kızım. Sadece biraz şarkı söyledim.

Kıymetini unutma, sen gerçek sanatçısın!

Eğer sen ve Kazım Amca olmasaydı ben de öyle kalırdım. Belki hep Külkedisi olur giderdim.

Masalda peri gelip arabaya dönüştürürken, sen kendi yolunu kendin çizdin Her şeyinle gurur duyuyorum.

Melis, bir zamanlar nasır tutmuş ellerini saklamak istedi; ama Nadide Hanım bunu fark etti.

Ninesinin omzuna eğildi. Yaşlı kadın ağlıyordu; Melisin yüzünde ise dargınlık yoktu, çoktan kırgınlıklarını silmişti. Onun için dünyadaki en önemli şey, seveceği ve hep yanlarında olacağı bir ailesinin olmasıydıTorunu usulca fısıldadı:

Sana minnettarım, babaanne. Buraya her gelişimde kendimi buluyorum. Sen olmasan hem ben, hem oğlum köklerimizi unutacaktık.

Oğlan büyük bir ciddiyetle Nadide Hanımın elini öptü, eski köy adetiydi bu. Yaşlı kadın başını okşadı, gözlerinde yeni bir umut parladı.

Melis arabasından bir bohça çıkardı. Rengârenk bir şal ve eski desenli bir tabak Bir zamanlar Nadide Hanımın Melis için ayırdığı, şimdi ise ona geri dönen emanetlerdi.

Bunlar senin hakkın Melis, dedi Nadide Hanım. Ama kızım, esas payın kalbimde. Hayat, insanın sevdiğiyle var olur, kalan her şey geçiyor.

Bahçedeki kekik kokusu, bir an için onları eski günlere götürdü. Oğlan neşe içinde tavukların peşine düştü, Nadide Hanım menekşelerin toprağını elleriyle düzeltti.

Melis, köyün serin gölgesinde torunuyla birlikte otururken, başını gökyüzüne kaldırdı. Yıllar sonra ilk kez huzurluydu.

Kazım Bey, çardağın altından onları gördü, gülümsedi. Uzakta bir türkü mırıldandı; zamanın sillesini yemiş, ama neşesini yitirmemişti:

Aramızda sevgi olduktan sonra,
Bahar, kışa inat yine açar çiçek

Akşam çökerken üç kuşak, bir sofrada buluştular. Menekşeler masayı süslüyor, köyün huzuru rüzgarla pencereden içeri sızıyordu.

Ve Nadide Hanım, elini Melisin ellerine koyup minnettarlıkla fısıldadı:

Gerçek mutluluk, paylaşmakta ve affetmekteymiş kızım. Bil ki yuvamız, gönlümüzde büyüyor.

Melis gözyaşlarını silerken, oğlunun kahkahası eve yayıldı. O ân, üç nesil için köyün eski masalları gerçek olduve mutluluğun, bir araya gelen kalplerde yeşerdiğini ispatladı.

Rate article
Lifequest
Nadide Hanım’ın Aniden Hastalanışı ve Köydeki Sessiz Fırtına: Hiçbir Kızı Annesini Yalnız Bırakırken Sadece Torunu Natalya Ona Sahip Çıktı, Ancak Kızları Ramazan Öncesi Köyün Lezzetlerine Koşup Kapıda Soğuk Bir Sürprizle Karşılaştı: “Neden Geldiniz?” dedi Nadide Hanım. Kızları Şaşkınlık İçindeyken Olanları Anlamaya Çalıştı ve Hayatın Gerçek Sahipliğini Gösteren O Büyük Karar…