23 Mayıs 2025
Bugün, İstanbulun tarihi bir mahallesindeki eski bir lokantada bekleyişimi sürdürdüm. Saati ve kapıyı ardı ardına gözetleyerek, zamanın yavaş süzülmesini izliyordum. Çevremde, bir zamanlar sınıf arkadaşım olan çocuklar, şimdi teyze ve amcalar gibi konuşuyordu. Ama gözüm hâlâ Laleyi, ilk ve en saf aşkımı bekliyordu. Kapı zili çaldı, gözlerim kapıya kilitlendi ve dünya bir anda silikleşti; içinde yalnız bir ışık huzmesi gibi duran o kız ortaya çıktı. İncecik, zarif; yıllar geçtikçe daha da güzelleşen, omuzlarına dökülen hafif bukleleri ve yaramaz mavi gözleriyle.
Merhaba, Lale, dedim, sesim titriyordu.
Selam Ahmet, diye gülümseyerek yanıtladı.
Zaman sanki geri akmaya başladı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi hissettim; sınıf kapısının önünde hala bir valentin kartı uzatıyordum ona. Kartı aldığında yüzünde beliren o hafif, içten gülümseme kalbimdeki tek sıcaklıktı. Elini tuttum, uzun, narin parmakları bir anda buz gibi hissettirdi.
Seni görmekten ne kadar mutlu olduğumu söyleyemem, dedim. Harika görünüyorsun.
Teşekkür ederim, ben de seni görmekten mutluyum, diye cevapladı, gözlerini hafifçe aşağı indirerek. Bu bakış, ilk öpücüğümüzün ardından hâlâ biraz utanmış olduğunu hatırlattı bana.
Lalenin arkadaşları aniden yanıma geldi, onu selamlamak için koşuyorlardı. Akşam boyunca aklımda sadece onun adı dönüyordu. Laleye ilk günden beri deli gibi aşıktım; saçlarını çeken, teneffüste iten bir çocuktum, dikkatini çekmeye çalışıyordum. Sırtını çantasıyla taşımasına yardım ettim, ona mektuplar ve şiirler yazdım. Mezuniyet gecesinde ilk öpücüğümüzü paylaştık, ardından şehrin sokaklarında yürüyüp güneşin doğuşunu izledik. Böylece ilişkimizi resmen başlattık.
Fakat hayat masal gibi gitmedi. Üniversite hayatı bizi farklı yönlere savurdu; yeni dostluklar, yeni ilgi alanları ve yeni bir yaşam… Başta telefonlarımız ara ara çaldı, sonra daha nadir oldu ve sonunda tamamen kesildi. Lale evlendi, ben de evlendim. Her ikimiz de yeni hayatlara adım attık. Ancak Lale, bir türlü aklımdan çıkmadı. Eşimle mutluydum, ama Lale hâlâ içimde, ilk saf aşkın sıcak, samimi, rahatlatıcı bir anısı olarak kalmıştı; en karanlık günlerde bile içimi hafifleten bir ışık gibi.
Yıllar sonra boşandık; tartışma yoktu, sessiz bir anlaşmaydı. Eski eşime çok minnettarım. Başka kadınlarla çıkmaya çalıştım, ama hiçbir şey tutmadı. Sosyal medyada Lalenin fotoğraflarına rastladıkça parkta, sonbahar yaprakları arasında yürüdüğümüz anları hatırlıyordum. Kendime kızgınca Unut! diyordum ama başaramıyordum.
Mezuniyet toplantısı yaklaşıyordu, bir hafta önce Lalenin boşandığını öğrendim. Bu haber beni yerinde zıplatmıştı; sanki bir kuş gibi dans eder gibi hissettim. Bugün onu beklemek için sabırsızlanıyorum, bir kez daha konuşmak istiyorum. Kapı önünde iki adım uzakta durduk.
Le, diye başlattım, kalbim çarpıyor, bütün bedenimde bir soğuk akıyordu, söylemek istediğim her şeyi içimde tutamıyordum.
Ahmet, şimdi kulağa garip gelse de seni dinle, dedi Lale, çenesindeki zinciri oynatarak, bakışları ileriye doğru, neredeyse cam gibi donuk. Hayatım boyunca sana karşı hisler besledim. Bu, gerçekten ilk ve en saf aşkım. Seni unutmaya çalıştım, ama başaramadım. Evli olduğun için seni rahatsız edemedim. Şimdi, belki bir şansımız vardır, bir randevu alabilir miyiz? Seninle olmak istiyorum, ne gerekiyorsa yapmaya hazırım.
Lale, bu sözleri duymak beni çok mutlu etti. Gerçekten de en sıcak duygularımı sana karşı hissediyorum. Belki de ilk ve en saf aşkı saklamalıyız, karışıklığa sürüklemeyelim, diye yanıtladı.
Ahmet, ben de sana karşı aynı sıcaklığı hissediyorum, ama bu anıyı bozulmadan korumalıyız. Kavgalarla, sıkıntılarla lekeleyip de olmayalım; güzel bir hatıra olarak kalalım, dedi.
Kalbim parçalandı, Lalenin bir daha beni reddedeceğini düşündüm.
Neden? Neden düşünüyorsun ki ilişkimiz bozulur? Belki de tam tersine güçlenir. Belki de kaderimiz bir arada olmaktı, diye ısrar ettim.
Lalenin gülümsemesi hüzünle karışmıştı. Ahmet, sen çok iyi bir insansın…
Böyle söyleme, Lale; bu sözler kötü, diye savundum.
Kesme beni, sen iyisin ama ben Lale… Biraz nefes al, daha fazla konuşma…
Seni seviyorum ve hiçbir zaman seninle olamayacağım, diye son bir kez bağırdı.
Kulaklarımda bir patlama gibi bir ses duyuldu. Gözlerimden yaşlar süzüldü, ardından pantolonumdaki ceketi alıp, kimseye veda etmeden restoranı terk ettim. Kapıdan dışarı çıktığımda Lale’nin verandada ağladığını göremedim.
Öfkeyle ve hüznle sosyal medyadan tüm arkadaş gruplarını sildim, Lalenin numarasını sildim, kendimi içkiye sardım. Zamanla öfkem dindi, kırgınlık yerini kabullenmeye bıraktı. Yine de bir yıl geçince, bir iş projesi üzerinde sunum hazırlarken telefon çaldı. Ekrana baktığımda, sınıf arkadaşım Natasanın adını gördüm. O gün kimseyle çıkmayacaktım, telefonu sessize aldım. Akşam olduğunda 28 kaçırılmış arama gördüm; bir şey içimde kıpır kıpır bir his uyandırdı.
Natasayı aradım, kalbim çarpıyordu.
Ahmet, tanrıya şükür, cevap vermeyecek sandım, dedi.
Natasa, ne istedin? Görüşme teklif ediyorsan
Ahmet, Lale öldü.
Ağzım kurudu. Korku ve hüzün bir taş gibi üzerime çökmüş, parçalanmış bir kalbe saplanmıştı.
Nasıl öldü?
Tanışmamız gereken bir şey var. O, seninle bir şeyler konuşmak istedi. Şimdi buluşabilir miyiz?
Olur, dedim.
Kahvehanede buluştuk; Natasa gözyaşları içinde, makyajı bile gözyaşlarını gizleyemiyordu.
Ahmet, bir yıl önce mezuniyet akşamı senin reddedilişini gördüm. Lale verandada ağlıyordu, panik içinde Sonra öğrendim ki Lale ciddi bir hastalığa yakalanmış. Doktorlar sadece birkaç ay ömür tahmini vermişti. Lale, seni hasta ve acı içinde görmek istemedi; güzel anıların kalmasını istedi. Bu yüzden seni kırdı. Bir yıl boyunca hayatta kaldı, yarın cenaze. Lütfen gel, çok istedi.
Sabah yağmurluydu. Herkes gittiğinde, yalnız başıma Lalenin mezarına oturdum.
How could this happen, Lale? We could have spent that last year together. I could have given you all the love
Gözlerim yağmur damlalarıyla karıştı.
Ahmet, ölmek zorunda değilsin, diye bir ses fısıldadı.
Dönüp baktığımda, beyaz bir elbise içinde, kırılgan bir porselen bebek gibi bir kız vardı; mavi gözleri ve beyaz bukleleri yağmurun dokunuşundan korunmuş gibiydi.
Lale? diye seslendim, ama karşımdaki sadece bir hayal vardı.
Sevgili Ahmet, uzun, dolu bir hayat sürmeni istiyorum. Başka bir kadınla tanışacaksın, çocukların ve torunların olacak. Çok seyahat edecek, hayatın tadını çıkaracaksın. Ben hep kalbinde kalacağım; ama kendini öldürürsen bir daha görüşemeyeceksin. Yaşa, bekle, bir gün yeniden buluşacağız.
Elini yanağımda gezdirdi, ama elleri boştu. Gözlerimi kapattığımda bir an bile ona dokunduğumu hissettim. Açtığımda Lale yoktu.
Tamam, sevgili, seni bekleyeceğim, dedim.
Yıllar geçip evlendim, üç çocuğum ve yedi torunum oldu. Dünyayı dolaştım, hayatım dolu dolu geçti. Ölümüm yaklaştığında, tüm aile yanımdaydı.
İlk ve en saf aşkıma gidiyorum, sonunda mutlu olacağım, dedim, gülümseyerek son nefesimi verdim.
Bu yaşadıklarım bana şunu öğretti: İlk aşk, kalbimizde bir pusula gibi yön gösterir; geçmişi bağışlamayı, yaşamı ise sevgiyle kucaklamayı öğretir.




