Yirmi iki yıl önce, zengin ablam beni köprünün altında uyur gibi buldu. Bana bir daire ve 140milyon lira verdi. Sonra onlar geldi
Oğlum Can çantamı yağmura fırlattı, Sen bir yükten başka bir şey değilsin! diye bağırdı. Yetmiş iki yaşımda, üşüyen bir köprünün gölgesinde oturmuş, gururum yağmurla yıkanıyordu. Hayatımın bütün çabası bir gecede silinmiş gibi hissettim. Fakat kaderin başka bir planı vardı; ablam beni orada bulduğunda, her şey değişti. Onların beni sessiz, kırık kalacağımı düşündükleri doğru değildi; gerçeğin fırtınası yakında patlayacaktı, yalanlarını daimi bir yağmur gibi yıkacaktı.
Çantam çimentoya ağır bir gümüş gibi çarptı. Yağmur kesilmedi; gökyüzü sanki bana kızıyordu. Oğlumun kapı eşiğinde kolları çapraz, yüzü iğrenç bir sıkıntıyla büzülmüş duruyordu. Bağırmadı; suskunluk her şeyi söyledi. Artık evinde, hayatımda bir yeri yoktu.
Bağırmadım. Çantamı kaldırdım; kaldırımda tamamen sırılsıklam olmuştu. Terliklerim her adımda çırpınıyordu, bir süveter dışarıda iki saat önce sıcak kalmıştı. Arkadan kapı çarpıp kapandı, ses beni uzun süre takip etti.
O gece ağlamadım. Bacaklarım yorulana kadar yürüdüm, ana yolun hemen yanındaki viyadük altındaki düşük bir beton duvara vardım. Güvenli değildi, kuru da değildi, ama gizliydi. Çantamı duvara yasladım, çamurlu yol seslerini dinledim. Bedenim ağrıyordu, ama göğsüm daha çok yanıyordu. Kemiklerim kağıt gibi, kalbim kömür gibi yanıyordu.
Birkaç kişi geçti, bir kez de bakmadı. Şehrin kalabalığında bir başka evsiz kadın gibi görünmek beni en çok korkuttu. Artık ben olmadım; görünmez, atılmış bir şey oldum.
Onun yük kelimesini söylediği sesi kafamda duymaya devam ettim; yıllarca ona baktığım yıllar bir hayal gibi silinmişti. Dizlerindeki sıyrıkları öptüğüm, onun yiyebilmesi için atladığım yemekleri hatırladım. Şimdi gözlerinde sadece bir ağırlıktım.
Rüzgar oturdukça keskinleşti; üzerime örtülmüş bir battaniyeyi daha da sıktım, çantamdan çıkan ince, ıslak bir örtü. Vücudum titredi, sadece soğuktan değil, utanmadan, inançsızlıktan da titriyordu.
Belki de birileri bu hissi bilir; tüm hayatını verdiğin insanlar sana hiç bir şey olmadığını söylerken. O gece çok az uyudum; arabaların, sirenlerin, içimde bir şeylerin parçalanma sesini dinledim.
Üçte bir de yağmur hafifledi, gözlerim kapanacak gibi olurken ayak sesleri duyuldu. Hızlı, ağır değil, ölçülüydü. Başımı kaldırdım, bir an rüya gördüğümü sandım.
Meryem, küçük kız kardeşim.
Saçları sırılsıklam, makyajı silinmişti; gözleri yirmi yıldır beni görmemiş gibi bana baktı. Belki de öyleydi; Floridadan Antalyaya taşındıktan sonra çok az konuşmuştuk. Aile meseleleri, karmaşık işler Ama orada, bir tren kabanı ve öfke içinde, bir mucize gibi duruyordu.
İlk başta bir şey söylemedi. Yanıma eğildi, ıslak saçını yüzümden süpürdü, elini elime koydu, bu haftanın içinde hissettiğim ilk insan temasıydı. Birkaç hafta içinde dokunulmuş tek dokunuştu.
Sözcük söylemeden ayağa kalktı, çantasını aldı, beni arabasına yönlendirdi; sanki dünya buna alışmıştı. Sorular yoktu, yargı yoktu.
Arabada ısı tam güçte, omuzları üzerime sarılmış bir battaniye, sıcak bir çay bardağı bal ve nane kokulu. İlk yudumda, evden çıktığımdan beri hissettiğim güven kıvılcımını tattım.
Otoyola girmeden önce bir kelime etmedi.
Ben seninle gideceğim, dedi.
Başıyorum, sözde değil, başka bir yere gidebileceğimi hayal edemediğim için onay verdim.
O, ne olduğumu sormadı; bakışları çayın iki ellerde tutuşunu izledi. Yol uzundu, sessizdi. Her kilometrede Meryeme baktım; aynı kararlı gözler, aynı düz duruş. Meryem hep ateş, ben suydum. İnsanlar ona zarar verirken yanıyordu; ben ise dayanıyor, hayatta kalıyordum. Ama o gece, hayatta kalmanın yeterli olup olmadığını düşündüm.
Alanyaya vardığımızda, bir oda anahtarı ve temiz kıyafetler verdi. Sıcak bir duş aldım, yağmurun, çamurun, aşağılanmanın izlerini yıkadım. Aynada buhar yüzümü bulanıklaştırdı. Derin bir uykuya daldım; huzurlu bir uyku değildi ama bir yatakta uyuyordum.
Ertesi sabah, Clearwatera gitmekten bahsetti. Sormadım, sadece izledim; içimde bir şey değişmişti. Aniden, sessiz bir dönüş. Bu kez ben kaybolmayacaktım.
Bu sessiz dönüş, Bu sefer bir şey daha almayacağım diye fısıldayan bir iç sesti. Bir kez daha, bir taş gibi ağır bir kapı çaldı. İçeri aldığım çanta bir paket; içinde bir not yoktu, sadece altı sayfa kalın kağıt, sahte imzalar, yalanlarla dolu bir belgeydi. Avukatın dökümünü andıran bir metindi, Miras kelimesiyle oynayan bir oyun.
Paketin içinde bir not vardı: İçinde bir şey yok, ama bir şey var. Kırmızı çizgili bir sayfa, Bu senin tasarrufun diyor, beş milyon dolarlık bir tutarı gösteriyordu. Ben gözlerimle bakarken Meryem durmadı.
Bu senin tasarrufun, dedi. Yıllardır bir kenara koydum, sana söylemedim.
Kalbim bir anda çaldı, kulaklarım göğüste bir havai fişek gibi patladı; sayılar çok büyüktü, gerçek dışıydı.
Arabayı geri yönlendirdi, sessiz bir yolculuk. Manzaralar bir çöl gibiydi; alışveriş merkezleri, palmiyeler, ucuz lokantalar Her şey normal görünüyordu, ama içimde bir ağırlık vardı; minnettarlık mı, utanç mı, ne bilemezdim.
Sığ bir yolun sonunda bir kapıdan geçtik, bir kod girdik, demir kapı yavaşça açıldı. Güvenlik görevlisi el salladı, ben gözlerimi öne doğru kaydırdım. Bina alacalı, krem renkli, beyaz çatı kiremitliydi; bir kartpostal gibi. Meryem park alanına oturdu, bagajdan çantamı çıkarıp içeri girdi.
Lobide limon kokusu ve yeni halı vardı. Resepsiyonda bir kadın gülümsedi, Meryeme işaret etti; gözleri sokak köpeklerine bakar gibi, yardım etmek ister gibi. Asansöre çıktık, sessizlik içinde.
Üçüncü katta, Meryem kapıyı açtı, bir ışık akıyordu, duvarlar yumuşak bej, kanepe gri. Kaydırmalı cam kapılar açıldı, balkonun ötesinde deniz uzanıyordu, dalgaların sesi yankılanıyordu.
Meryem çantayı yanına koydu, ellerini kuruttu ve şöyle dedi: Burası senin yeni evin. Ben bir süredir karşı dairede kalıyorum, kaçma planı yapma.
Elimi korkulukta tutup bir kez daha teşekkür etmek istedim, kelimeler yetersiz kaldı. Meryem yaklaştı, Onu biliyorum, diye fısıldadı, Paulun ne yaptığını ve onların ne yaptığını. Konuşmak zorunda değilsin ama bir daha bir şey almalarına izin vermeyeceksin. Bir daha asla. Sesinde bir keskinlik, duygusallık yoktu.
Bu yer senin, para senin, ve Gracee zaten haber verdim. Grace, üniversiteden eski bir avukattı; akıllı, kurnaz, temkinli. Onun ismi Gültenti. Grace, evrakları hazırlıyor, finansal kilitleri, yasal kalkanları kuruyordu. Ne istiyorsan saklı kalacak, ne çalınmaya çalışılırsa iki adım önde olacak, dedi.
Elim korkuluk kenarında titredi. Meryemin sesi yumuşadı: Sen artık misafir değilsin, bağımlı değilsin. Sen sahibisin ve benim senin gibi davranmanı istiyorum. O an, Paulun beni çukurda gömmek istediğini anladım; ben de ona aynı çukurdan bir mezar kazacaktım.
Üç gün içinde Meryem bir karşılama partisi düzenledi; bir kulüp odasında bir davet gönderdi, giyilecek bir şey mavi söyle. İki yeni kıyafet almıştı, dolaba asılmıştı. Saat yediye yaklaşırken odaya girdim; beyaz tepsiler, hafif atıştırmalıklar, arka planda denizin manzarası. Çevrede yaşlı çiftler, dul kadını, bir yaşlı adam vardı; hepsi bir şekilde bana tanıdık geldi.
Meryem beni yanına çekti, Bu adam her zaman ateş, ben ise suydum, dedi. Gözleri kararlı, sırtı düz; bir türlü yıkılmadı. Yine de o gece, hayatta kalmanın yeterli olup olmadığını düşündüm.
Alanyada bir otel odasının düşük tavanında uyanınca, klima sesiyle uyanmıştım. Yatak sert, çarşaflar kaşınçlıydı ama beton ve yağmurdan çok iyiydi. Kaslarım acı çekiyordu, ellerim günün ilk defa ısındı.
Meryem zaten giyinmiş, eşyalarını topluyordu. Hızlı, odaklı, geceden beri bir plan yapmış gibi. Bana nasıl uyuduğumu sormadı, küçük konuşma yoktu; sadece çantamı alıp Gitmemiz lazım dedi.
Dışarı çıktık, gökyüzü soluk mavi, hava nemli, Floridanın öğle saatlerinde olduğu gibi kokuyordu. Arabaya oturdum, kapılar kapandı, Meryem direksiyona geçip bir an bile tereddüt etmedi.
On dakikalık bir yolculuktan sonra bir benzin istasyonuna durdu, arabayı çalışır durumda bıraktı ve beni beklememi söyledi. Geri döndü, taze kahve, kahvaltı sandviçi ve bir dosya getirdi. Önce dosyayı uzattı.
İçinde bir konut ilanı vardı: Alanyada iki yatak odalı, deniz manzaralı, tam döşenmiş bir daire. Fiyat göğüsümü sıkıştırdı. Dosyayı incelerken Bu yer senin. Bu sabah aldım. dedi.
Ağızımı açamadım, sadece şaşkınlıkla baktım. Dosyanın içinde fotoğraflar, bir balkon, granit tezgahlı mutfak, bir çalışma odası Bir haftalık bir tatil evinin fotoğraflarıydı, kalıcı bir yaşamınki değil.
Son sayfada bir banka makbuzu; beş milyon dolar tasarruf. Meryem gözlerini kıstı, Tasarrufun senin. Yıllardır bir kenara koydum, sana söylemedim çünkü Şimdi biliyorsun. dedi.
Kulaklarım patladı, göğsümde bir havai fişek gibi çaldı; sayıların büyüklüğü aklımı yırtıyordu. Meryem arabayı geri yönlendirdi; uzun bir sessizlik. Manzarada çarşı, palmiye, ucuz lokanta Her şey düz görünüyordu, ama içimde bir geçiş olmuştu; minnettarlık mı, utanç mı, ne bilirdim.
Meryem, daha sessiz bir yol seçti; bir yol, bir kapı daha dar, bir bahçe kapısı. Bir kod girdik, demir kapı yavaşça açıldı. Güvenlik görevlisi el salladı, ben gözlerimi önüne kaydırdım. Bina alacalı, krem renkli, beyaz çatı kiremitliydi; bir kartpostal gibi. Meryem park alanına oturdu, bagajdan çantamı çıkarıp içeri girdi.
Lobide limon kokusu ve yeni halı vardı. Resepsiyonda bir kadın gülümsedi, Meryeme işaret etti; gözleri sokak köpeklerine bakar gibi, yardım etmek ister gibi. Asansöre çıktık, sessizlik içinde.
Üçüncü katta, Meryem kapıyı açtı, bir ışık akıyordu, duvarlar yumuşak bej, kanepe gri. Kaydırmalı cam kapılar açıldı, balkonun ötesinde deniz uzanıyordu, dalgaların sesi yankılanıyordu.
Meryem çantayı yanına koydu, ellerini kuruttu ve şöyle dedi: Burası senin yeni evin. Ben bir süredir karşı dairede kalıyorum, kaçma planı yapma.
Elimi korkulukta tutup bir kez daha teşekkür etmek istedim, kelimeler yetersiz kaldı. Meryem yaklaştı, Onu biliyorum, diye fısıldadı, Mehmetin ne yaptığını ve onların ne yaptığını. Konuşmak zorunda değilsin ama bir daha bir şey almalarına izin vermeyeceksin. Bir daha asla. Sesinde bir keskinlik, duygusallık yoktu.
Bu yer senin, para senin, ve Gültene zaten haber verdim. Gülten, eski bir avukattı; akıllı, kurnaz, temkinli. Onun ismi Gültenti. Gülten, evrakları hazırlıyor, finansal kilitleri, yasal kalkanları kuruyordu. Ne istiyorsan saklı kalacak, ne çalınmaya çalışılırsa iki adım önde olacak, dedi.
Elim korkuluk kenarında titredi. Meryemin sesi yumuşadı: Sen artık misafir değilsin, bağımlı değilsin. Sen sahibisin ve benim senin gibi davranmanı istiyorum. O an, Mehmetin beni çukurda gömmek istediğini anladım; ben de ona aynı çukurdan bir mezar kazacaktım.
Üç gün içinde Meryem bir karşılama partisi düzenledi; bir kulüp odasında bir davet gönderdi, giyilecek bir şey mavi söyle. İki yeni kıyafet almıştı, dolaba asılmıştı. Saat yediye yaklaşırken odaya girdim; beyaz tepsiler, hafif atıştırmalıklar, arka planda denizin manzarası. Çevrede yaşlı çiftler, dul kadını, bir yaşlıŞimdi, denizin hafif uğultusuna kulak vererek, artık yalnızca kendi sesimin ve özgürce seçtiğim yolun yankısını duyarak, geçmişin gölgelerinden sıyrılıp yeni bir sabahın ışığında yürümeye devam ediyorum.




