Düğün Olmayacak
Bugün niye bu kadar sessizsin? diye sordu Deniz, Hani cumartesi günü gidip yatak odası için mobilya bakacaktık. Bir tuhafsın, ne var?
Kerem düşündü: Ya şimdi, ya asla. Söylemesi gerekiyordu, tam şu an.
Deniz… Sana bir şey diyeceğim. Düğün hakkında.
Deniz bu konuşmayı uzun zamandır bekliyordu. Keremle aralarında şöyle anlamışlardı: Basit bir nikâh olacak, öyle kalabalık ya da gösterişli değil. Fakat Deniz hissediyordu; Kerem onun için gerçek bir düğün yapmak istiyordu, konuklarla, kameramanla, organizasyonla… Bu konuşma için sabırsızlanıyordu!
Bak uzun uzun anlatma lütfen. Ne diyeceğini sanırım tahmin edebiliyorum, dedi Deniz gülerek.
Ama Kerem bambaşka bir şey söyledi:
Düğünü erteleyelim mi… Sen ne dersin?
Bu, onun hazırlandığı konuşma değildi.
Ertelemek mi? dedi Deniz şaşkınca, Bu ne biçim karar şimdi? Neden? Daha yeni davetiye örneklerine bakmıştık, kendin seçmişsin… Kimleri çağıracağımızı konuşuyorduk! Yoksa, vaz mı geçtin benimle evlenmekten?
Melodramdaki gibi, şimdi Artık hislerim kalmadı diyecek diye düşündü.
Ama Kerem bambaşka bir sebepten bahsetti.
Maddi durumumuz pek iyi değil şu aralar, kekeledi, Maaş geç yatıyor, para biriktiremiyoruz. Hem… daha birlikte yaşalı altı ay oldu. Belki de çok erken, ne dersin?
Erken mi? Denizin sesi titredi, Kerem, üç yıldır beraberiz, üç yıldır sevgiliyiz ve altı aydır birlikte yaşıyoruz. Bu senin için hâlâ erken mi?
Keremin korkusu gitmişti artık.
Bak Deniz, tartışmak istemiyorum. Bu sadece bir ara. Vazgeçmiş değilim ama düğün işi gerçekten pahalı.
O zaman diyorum ki, birlikte gidip nikâh memurluğunda sade bir şekilde evlenelim, sonra arkadaşlarla kutlarız.
Deniz, öyle bir düğün eskisi gibi olmaz ki.
Olsun, varsın olmasın!
Ama sen hep hayal etmiştin…
Unuturum, mesele değil!
Ne tuhaf bahaneler arıyor böyle…
Deniz…
Söylesene, dürüst ol. Bir şey oldu, değil mi? Beni sevdiğine inanmıyor musun, yoksa… başka biriyle mi tanıştın? Çünkü düğün pahalı bahanesi gerçekten pek inandırıcı değil.
Kerem başını salladı.
Hayır Deniz, yemin ederim. Sadece her şeyin mükemmel olmasını istiyorum. Şu an öyle bir düğün yapabilecek durumda değilim. Hem daha altı ay oldu. Hâlâ birbirimize tam alışamadık. Uyumlu muyuz onu görmek lazım…
Sözlerinde mantık vardı Ama Denizin iç sesi alarmlar çalıyordu. Kerem bugüne kadar hiç böyle ikna etmeye uğraşmamıştı. Hem düğünü de en çok o istemişti aslında.
Ama bir şey olmamış gibi davrandı.
O konuşmadan sonra Kerem adeta örnek sevgiliye dönüştü. Eskiden önemsemediği küçücük detaylara ilgi göstermeye başladı, sanki iptal edilen düğünün suçluluğunu telafi etmek ister gibiydi. Markette hep Denizin isteğini soruyor Bulaşığı hep kendi yıkıyordu Fakat yüzü asıktı, geceleyin tavana bakarak iç çekiyor, Denizin sorularına Bir şey yok, sadece yorgunum deyip geçiyordu.
Deniz baskı kurmamaya çalıştı. Sonra, zamanla anlaşılır, diyordu içinden.
Birkaç hafta sonra Keremin ailesi yemeğe çağırdı. Deniz gitmemek için bahaneler aradı. İçi istemiyordu bir türlü. Zaten Kerem tekrar düğün konusunu açmıyordu, ama ailesi kesin sorar, diye düşünüp rahatsız oluyordu.
Gitmek zorunda kaldılar.
Elbette düğün mevzusuna gelindi.
Siz ne zaman bizi mutlu edeceksiniz? dedi annesi, babası televizyonun başına geçince, Bak bir mekân bulduk. Yirmi kişilik masa ayırtacaktık. Ne zaman olacak bu iş?
Kerem de en az Deniz kadar surat asıyordu. Ne masası, ne rezervasyonundan bahsediyorsun? Hiçbiri olmayacak ki zaten.
Anne, söyledik ya, erteledik, diye zorladı kendini Kerem.
Ertelediniz mi? Ne oldu, para mı yok? Evladım, insan önceden böyle düşünmez mi?
Akşam, erkekler bir türlü tamiri bitmeyen kombiyi kurcalarken, Deniz banyoya çekildi.
Banyo ameliyathane gibi pırıl pırıldı. Toz yok. Hatta diş fırçasından başka kozmetik yok, duş jeli ve şampuan dışında. Bütün malzemelerini annesi odasında saklardı. Deniz, sırf o taşımaya nasıl üşenmiyor şaşırırdı.
Yüzünü kurularken sesleri duydu Bu banyodaki fayanslar sırf yabancıların sırlarını sızdırmak için yapılmış gibiydi. Kerem mutfağa dönmüş, annesiyle konuşuyordu. Deniz kulak kabarttı
Kerem, hâlâ Denizden ayrılmayı düşünmüyor musun?
Denizin yüzü, havlu elinde havada kalakaldı. Duyduklarına inanamadı. Yavaşça, hiçbir şeyin gıcırdamamasına dikkat ederek kulağını fayansa dayadı.
Anne, daha önce konuştuk ya. Sadece erteledik. Ayrılmadık.
Erteledim diye geçiştiriyorsun! diye fısıldadı Ayten Hanım, Biliyorum, acı çekiyorsun. Onun nesini seviyorsun ki? O bir eş değil! Eş, kocasını dinler, bu kız Seneye nasıl olsa boşanacaksınız. Niye evleniyorsun?
Seviyorum onu anne, dedi Kerem.
Deniz bunu duyunca bir an yumuşadı.
Ama annesinin bir sonraki cümlesi, onu gerçek dünyaya döndürdü.
Seviyorsun öyle mi? O kız çok akıllı, Kerem. Hep uyardım seni! Daha evlenmeden seni bize karşı dolduruyor. Ablana yardım etmiyorsun artık, yazlığa gelmiyorsun Seni değiştiriyor, hem de kötüye.
Deniz, buz gibi fayansa yapıştı. Doldurmak mı? Oysa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştı, ailesine hep saygılı olmuştu. Hatta Mehmet Beyin yeni saçını acımasızca eleştirmesine bile sabır göstermişti. Kalbini kırmıştı, ama sustu!
Bilerek onları birbirine karşı hiç kışkırtmamıştı. Aksine, Kereme ailenle görüş, diye hep destek oluyordu.
Aniden dank etti: Düğünü ertelemenin sebebi para falan değil; annesi istemiyordu!
Hemen yanlarına gitti.
Aa, Denizciğim geldin! Biz de nikâhı geciktirmemeyi konuşuyorduk. Gençlik bir yere kadar, ben evliliğe damgasız yaşama taraftarı değilim.
Ne kadar da samimi…
Tabii Ayten Hanım, dedi Deniz, Uzatmayız. Biraz para biriktirelim, hemen belediyeye gideriz. Öyle değil mi, Kerem?
Tabii, Deniz, biz neredeyse evli sayılırız, dedi Kerem.
O gece eve dönerken Kerem sarılmak istedi, Deniz ise hafifçe uzaklaştı. Nasıl konuşacak, bilemiyordu. Sormalı mıydı? Eğer Kerem annesinin dediğiyle ayrılmadıysa, demek ki seviyordu Ama düğünü iptal etti işte.
Annen konuşurken sen de tuhaf davrandın, dedi Deniz, arabadan dışarıya bakarak, uzakta kıyı şeridinin ışıkları kayboluyordu.
Ben mi? Yok, sadece düğünü çabuklaştırmak istiyor, o kadar…
Yalan söyleme. İstediği düğün yapmak değil. Evliliğimize tamamen karşı. O seni bize karşı doldurdu, ayrılsaydın dedi.
Kerem direksiyonu sıkıca kavradı.
Duydun yani? Deniz, annem oğlunun evlenip kendisini unutmasından korkuyor. Bildiğin anne sendromu işte. Üzerine alma, geçicidir.
Deniz, asıl derdi annesinin ona söyledikleri değil, Keremin kendisini savunmamasındaki isteksizlikti. Annesine itiraz etmek yerine boyun eğmişti.
Soru işareti havada asılı kaldı. Kerem hâlâ limonu dişlemiş gibi geziyordu, şimdi ise Deniz gelecekle ilgili planları açınca sürekli Belki sonra… diyordu.
Tam o gün, Keremin telefonu şifresiz kalmıştı.
Kendimi sadece saate bakacağım diye ikna ettim; mesajlara bakmayacağım, sadece… bir göz atarım.
Ekranda, kız kardeşi Banudan bir mesaj gözüküyordu. Banu, Taniden iki yaş küçüktü ama hâlâ çocuk gibi davranıyordu. Ne işi ne eğitimi vardı, evi ailesi çekip çeviriyordu ve onlardan geçiniyordu.
Mesaj çok açıktı:
Anlaşıldı, para yine yok. Yine kadının peşindesin. Git onunla yaşa, madem aileden önemli biri çıktı!
Deniz defalarca okudu. Yine kadının peşindesin.
Bir anda bir şeyler canlandı hafızasında…
Düğün mevzusu iptal edilmeden evvel, Banu yine Keremi aramış, harçlık istemişti. Deniz dayanamayıp:
Kerem, Banu artık yirmi yedi yaşında, hâlâ senden eğlence parası istiyor. Belki de kendi ayakları üzerinde durması gerekir? Bizim bütçemiz sihirli değil ki.
Normalde Deniz, Keremin işleriyle ilgili karışmazdı ama kendi maaşı da ev için harcanıyordu, Keremin akrabalarına para yağdırmak istememişti. Kerem de kabul etti. Zoraki de olsa, Haklısın Deniz, yetti artık, dedi.
Şimdi her şey anlaşılıyordu. Akrabalarını asıl ona karşı kışkırtan Deniz değil, Banuydu.
Keremin telefonunu aldı, Banu ile konuşmasını açtı, mesajı kopyaladı ve kendi telefonuna iletti. Delil dursun diye. Sonra tam yerine bıraktı.
Kerem dışarıdan gelirken, üzerinde kar taneleri vardı:
Ekmek aldım, senin o fındıklı çikolatanı da… Şey düşündüm Deniz, acaba…
Kerem, dedi Deniz.
Kimi bekliyordun ki, ha? diye esprili bir tonla sordu.
Ama Deniz gülmedi.
Banu sana ne yazdı?
Kerem, suçüstü yakalanmamak için hemen atak yaptı, bozularak:
Ben yokken telefonuma mı bakıyorsun sen?
Klasik: Savunmaya çekil, suçu başka yöne at.
Ne yaptığımın önemi yok, Kerem. Şunu bilmek istiyorum: Açıkla, şimdi.
Bir an sessiz kaldı, suratındaki ifadeler kızgınlıktan paniklemeye geçti.
Boşver Deniz, Banu hâlâ çocuk. Her şeye alınır.
Ne için alınır? Ben ona büyümesini söylemedim mi ki?
Alışmış, kardeşinden hep isteyeceğine. Kolay para, bırakır mı… Alışkanlık kolay bozulmaz. Unutur, kafana takma.
O mu aileni bana karşı dolduruyor?
Yani… evet, dedi Kerem, Onlara, bizim paramız, Banu kendi ayakları üzerinde durmalı dedim… Annem de hemen köpürdü, Deniz seni birbirimize düşürdü, aileyi bıraktın onun için dedi! Ama aslında ben öyle düşünmüyorum…
Ama sen düğünü iptal ettin… Peki. Akabinde onlar bana karşı dolduruldu, anladım. Onlarla artık baş başa oturamam. Peki sen ne istiyorsun? Benimle evlenmek istiyor musun, yoksa annene hayır demeye korkup işi erteliyor musun?
Tabi ki istemiyorum demedim! Ama şimdi değil… Sonra… işler düzelince…
İşte cevap.
Kerem, bir şey fark ettim… Ben, kendinden ve hislerinden emin olmayan, kız kardeşi hapşırınca bile irkilen biriyle evlenmek istemiyorum. Düğünün iptali iyi olmuş…




