İnsanlığa Giden Yol: Maksim’in Hayalindeki Arabasına Kavuştuğu Kutlu Günde, Onun ve İki Kardeşin Kaderini Birleştiren Soğuk Bir İstanbul Akşamı ve Beklenmedik Bir İyilik Sınavı

Ya, sana bugün anlatacak uzun bir hikâyem var, sabırla dinle olur mu? Akşam arabada başıma öyle bir şey geldi ki, hâlâ etkisindeyim.

Bak, Oğuz oturuyor arabasının direksiyonunda o yeni aldığı parlak beyaz arabası var ya, iki yıldır sabırsızlıkla beklediği, her üşengeçliğini, her lirasını bir kenara attığı, tüm heveslerinden, küçük lükslerinden vazgeçip biriktirdiği, işte sonunda anahtar ellerinde, rüyası gerçek oldu. Ön panelden yayılan yumuşak ışık, içeride başka dünyadan bir huzur yaratıyor, direksiyon sanki sadece Oğuz’un elleri için yapılmış gibi. Oğuz hafifçe dokunup serinliğini hissediyor, gözlerinden istemsiz bir gülümseme geçiyor. Dışarıdan bakan işte araba der geçer ama onun için bu dört tekerlekle bir araba değil, sabrının, emeğinin, direncinin bir simgesi.

Radyo tuşuna basıyor, fonu hemen hafif bir Türkçe pop şarkısıyla doluyor; içinden, farkında olmadan mırıldanıyor, parmakları ritme vuruyor. Mutluluktan kendinden geçiyor, işte huzur buymuş diyor içinden.

Eve gidiyor, arkadaşlarını çağırmış, arabasını kutlayacaklar. Aklında bir yandan bu akşamı planlıyor: Nasıl birikim yaptı, hafta sonları ek işlerden kazandıkları, yeni gömlek almamaları, kahve içerken iki kere düşünmeleri Bütün bunları anlatacak, herkes gülecek biliyor. Ama şu an hiçbir şey önemli değil sadece arabasını sürüyor, yolun ona ait olduğunu hissediyor, hayaline kavuştuğunu yeniden yeniden kendine hatırlatıyor.

Yol boyunca Kadıköyde sakin bir semtten geçiyor; apartmanların pencereleri sıcak sarı bir ışık saçıyor, herkese huzur, ev atmosferi fısıldıyormuş gibi. Sokak lambaları kaldırımlara uzanan yumuşak gölgeler bırakıyor, caddede arada bir insan geçiyor herkes montuna, atkısına sarılmış, hava bir tık serin. Oğuz yavaşlamış, kavşağa gelirken gözleri dört açılmış.

Birden inan bana, bak bir anda oluverdi arabanın önüne küçük bir çocuk fırladı! Oğuz düşünemeden refleksle frene abanıyor, lastikler caddede çığlık atıyor, araba şiddetle yana kayıyor. Zamanda her şey yavaşladı sanki, ama sonunda araba durdu: Çocukla arasında neredeyse bir karış mesafe kalmış!

Oğuzun kalbi göğsünden fırlayacak gibi, alnı ter içinde. Gözleri kararmış, içinde tuhaf bir uğultu. Bir an sadece Az kalsın feci bir şey olacaktı düşüncesiyle kalakalıyor.

Çocuğu ezmekten kıl payı kurtuldu ya

Kıpırdamadan birkaç saniye oturdu, nefesini toparlamaya çalıştı. Parmakları titremeye başladı, yumruk yaptı ki toparlasın kendini. Kafasında dönüp duran tek şey Şanslıydık Şanslıydık. Ama öfke de geliyor yavaş yavaş, insanın içini yakarcasına.

Birden kapıyı açtı, dışarı fırladı. Ayakları hafifçe sallansa da çocuğun yanına gitti. Çocuk biraz ötede, başı önünde, silik duruyor. Oğuz, omuzlarını kavrayıp, kendinde olmadan biraz sıktı bile.

Ne yapıyorsun sen ya! Başına iş mi arıyorsun? dedi sertçe ve sesi bütün kendisini bastırıyordu. Yok mu başka yol? Ya ölümüne mi koşuyorsun?

Çocuk kaçmaya çalışmadı; başı iyice eğik, sesi titreyerek, neredeyse fısıldar gibi dedi ki:

Abim Abim fenalaştı, kimse de durmadı. Mecbur çıktım yola.

Oğuz bir an dondu, öfkesi bir anda uçtu gitti. Gözünün önünde artık yaramaz ya da dikkatsiz bir çocuk değil, kardeşini kurtarmaya çalışan tek başına, korkmuş bir çocuk duruyordu.

Abin mi fenalaştı? Nerede şimdi? dedi daha sakin bir sesle. Çocuk hemen elini uzatıp yolun karşısındaki küçük parka işaret etti. Orada, az ötede düştü, çok ağrısı var dedi.

Oğuz yeni arabasını oracıkta bırakıp çocuğun peşine düştü, hiç düşünüp taşınmadan. İçini sıkıntı kapladı: Ya gerçekten acilse? Belki hemen müdahale lazım? Hızlı adımlarla çocuğun peşine takıldı.

Karşıya geçtiler, Oğuz hızlandıkça çocuk da dönüp dönüp Geliyor mu? diye kontrol ediyor. Dayanamayıp sordu:

Annen, baban nerede? Bu saatte parkta çocuk ne arar?

İkisi de işteler, dedi çocuk. Para lazım ya, hep çalışıyorlar.

Oğuz içinden anladı, kendisi de az çekmedi çünkü bu işten. Her hafta sonu çalış, kuruşu iki kere hesapla Ama çocukların başıboş olması da yüreğini sıkıştırdı.

Yanınızda biri yok mu peki? Adın ne senin? dedi dikkatlice.

Benim adım Baran, diye döndü çocuk. Hafifçe gururlanıyor gibiydi: Aslında babaannem bizimle, ama o çok yaşlı, yürüyemiyor artık. Biz büyüdük, kendimiz de gezeriz!

Parka vardıklarında Baran hemen dar bir patikadan içeri daldı, Oğuz peşinde. İleride, bir bankta, bacaklarını karnına çekmiş, minik kardeşi yatıyordu. Daha altı yaşında ya var ya yok. Bembeyaz bir yüz, dudağı morarmış, elleri karnında.

İyi misin Demir? Baran titreyen sesiyle bankın yanına çöktü, kardeşinin omzunu hafifçe dürttü.

Oğuz hemen dizlerinin üzerine çöktü, yağmurdan ıslak çimen üstünde, pantolonu sırılsıklam oldu ama umursamadı. Neresi ağrıyor evlat? dedi. Demir kısık sesle: Karnım Çok kötü

Oğuzun içi çekildi, hissetti hemen, bu iş ciddi. Ne tatlıya bağlanır, ne de şurup ilacıyla geçer, kesin doktora götürmek gerek. Ambulans filan bekletir, ulaşması saat sürer Tamam, hastaneye gidiyoruz! dedi, kendinden emin bir tonla. Kucaklayıp arabanın arka koltuğuna oturttu, ağır ağır kemerini taktı.

Baran, anneni arayabiliyor musun? diye sordu.

Telefon evde kaldı Ama hastanede bir hemşire teyzemiz var, o annemi arar! dedi.

Neyse ki bu iyi haberdi. Arka koltukta Baran, kardeşinin elini hiç bırakmadı. Oğuz arabayı ısıttı, radyodan hafif bir Moğollar enstrümantali açtı ki ortam biraz yumuşasın. Arada aynadan bakıyor, kardeşini rahatlatmaya çalışıyor.

Biraz dayanın, Demir, birazdan hastanedeyiz, dedi.

Demir hafif başını salladı ama sesi çıkmadı. Baran da fısıltıyla Hadi, iyileşeceksin deyip elini sıkıyor.

Nihayet hastanenin ışıkları uzakta belirdi, Oğuz derin bir nefes aldı. Arabayı acil kısmına çekip motoru susturdu.

Baran, bugün ölmekten dönmek kolaydı. Bundan sonra bir daha sakın yola atlama, tamam mı? Çünkü en büyük cesaret bazen beklemektir, biliyor musun?

Baran başını eğip yavaşça Tamam abla dedi, gözlerinde pişmanlık dolu yaşlar belirirken.

Hastane girişinde hemşire hemen Demiri aldı, içeride kontrole götürdüler. Baran, bankta elleri bembeyaz oturuyordu; Oğuz ise koridorda bir oraya bir buraya dolanıp bekledi. Yarım saat sonra, Baranın annesi telaş içinde hastaneye girdi. Terli saçlarıyla, gözleri korku dolu. Baran onu görür görmez koşup boynuna sarıldı, kadın oğlunun yüzüne baka baka ağladı.

Anne, Demir çok kötüydü Ne yapacağımızı bilemedim dedi Baran sevinçten ağlayarak. Kadın da: Aferin sana, oğlum, çok cesurmuşsun. Nerede şimdi? dedi, sesi titreyerek.

Oğuz kadının yanına gidip olayı kısaca anlattı. Kadın şok, bir yandan da teşekkür ediyor.

Allah razı olsun sizden Kocamla akşamları çalışıyoruz, babaannesi anca evde. Bugün çok rahatsızlanmış kadıncağız, çocuklara hep göz kulak olurdu Biz de bu kadar başıboş kalır diye aklımıza gelmezdi.

Şu an önemli olan Demir. Doktorlar ilgilendi zaten. Hep beraber bekleriz, üzülme, dedi Oğuz.

Baran, annesi ve Oğuz, plastik sandalyelere yan yana oturup beklemeye başladılar. Artık yalnız değildiler, içleri tedirgin olsa da kendilerini daha az çaresiz hissediyorlardı. Kadın başını Baranın saçlarına yaslayıp saçlarını okşarken, Korkma yavrum, yanındayım artık, diyebildi sadece.

Oğuz biraz geri çekilip bu aile sahnesine uzaktan bakıyordu. Neredeyse kendi çocukluğuna gitti aklı, annesiyle babasının birlikte masa etrafında akşamları dertleştiği, oyun oynadıkları günler geçti gözünün önünden. Şimdi ise sokakta, başıboş, bakımsız çocuklar var Aslında yapacağın şey çok, ama bazen bir yardım edeyim mi? demek bile hayat kurtarıyor.

Doktor gelip de Çok şükür, durum stabil, biraz daha gözlem altında tutacağız, önemli bir şey değil, deyince, herkesin gözünde minik bir ferahlık oldu. Kadın yine defalarca teşekkür etti Oğuza, elini sıkı sıkı tuttu, ellerinin sıcaklığını hissettirdi.

Oğuz hastaneden sessizce çıktı, serin İstanbul gecesinde, derin bir nefes aldı. Yavaşça yolun karşısındaki arabasına yürüdü. Bir elini cebine attı, telefonunu çıkarıp arkadaşına mesaj atacakken, birden vazgeçti. Bak gökyüzü ne kadar berrak; yıldızlar küçücük ama huzur dolu, sanki olan biteni tepeden sakince izliyor. Düşük sesle kendi kendine Bugün iyi ki oradaydım dedi. Kim bilir, belki yarın birisi de ona böylesine el uzatır Bu düşünce içini hep ısıttı zaten.

Arabaya geçti, motoru çalıştırdı, kaloriferi açıp yoluna koyuldu. İçinde buruk bir huzur çünkü bir kutlama, bir eğlence yerine gerçekten birinin hayatına dokundu. Gerçekten birinin yanında oldu.

Eve yavaş yavaş giderken kentin ışıltısında, kahkahalar arasında, kimi alışverişten dönerken, kimi evde sıcak çay içerken, şundan emindi: Hayatta bazen küçük, iyi bir hareket bir geceni, hatta birinin hayatını değiştirir. Ve dürüst olmak gerekirse, bu akşam Oğuzun yaşadığı en büyük mutluluk, işte buydu.

Rate article
Lifequest
İnsanlığa Giden Yol: Maksim’in Hayalindeki Arabasına Kavuştuğu Kutlu Günde, Onun ve İki Kardeşin Kaderini Birleştiren Soğuk Bir İstanbul Akşamı ve Beklenmedik Bir İyilik Sınavı