– Kocanız, benim çocuğumun babası.
Tam bu sözlerle, huzur içinde limonata eşliğinde börek yiyen Seldaya tanımadığı bir kadın yaklaşıyor. Hiç de nazik olmayan bir şekilde karşısına oturup söylediği sözlere tepki bekliyor.
– Çocuğunuz kaç yaşında? Sanki bu tür durumlar her gün başına geliyormuş gibi, oldukça sakin bir ifadeyle soruyor Selda.
– Sekiz, Gözlerini kısarak cevaplıyor Derya. Hiç böyle bir tepki beklemiyor! Nerede hiddet? Nerede yalan ithamları? Bari biraz olsun küçümseme bekliyor kadın!
– Harika, Selda hafifçe gülümseyerek güzelim vişneli pastasından bir lokma daha alıyor. Biz üç senedir evliyiz. Öncesini merak etmiyorum bile. Sadece bir sorum var, biraz ilgi gösteriyor şimdi, Keremin haberi var mı?
– Hayır, sinirlendiği belli bir şekilde arkasına yaslanıyor Derya. Ama önemli değil! Nafaka davası açıyorum! O ödeyecek, anlaşıldı mı?
– Tabii ki ödeyecek, Selda başıyla onaylıyor. Kocam çocukları çok sever, eminim daha önce duysaydı çocuğa ilgisiz kalmazdı. Bu arada oğlunuzun adı nedir?
– Yiğit, Derya istemsizce söylüyor adını ve hemen bakışlarını sertleştiriyor. Gerçekten umursamıyor musun, eşinin senden önce oğlu olmasını?
– Bir kez daha söyleyeyim, bizden önceki hayatı hiç ilgilendirmiyor beni, nazikçe gülümsüyor Selda. Ben evlenirken Keremin masum bir delikanlı olmadığının farkındaydım. Otuz yaşındaki bir adamın geçmişi olur elbet, beni alakadar etmiyor. Önemli olan artık ben tekim.
– Tamam, mahkemede görüşürüz. Hazırlıklı olun, oğlumun hakkı olan ne varsa isteyeceğim, para hazırlayın.
Derya konuşmayı kısa kesip ağır bir parfüm kokusu bırakarak çıkıyor. Selda kokudan rahatsızlığını belli etmemek için kendini zor tutuyor; sanki kadın bir şişeyi kendine boca etmiş!
– Buyur dene bakalım, omuz silkiyor Selda, pastasının son parçasını yerken. Bakalım hoşuna gidecek mi: Keremin resmi maaşı otuz bin lira. Zaten tüm iş babasının üzerine Hasta annesi de var, şimdi ona bakıyor. Kuruş dökülmez sana.
Mahcup bir şekilde daha önce hiç suçu olmayan bir çocuk için üzülüyor. Belki de ziyarete gitmeli, nasıl yaşadıklarına bakmalı. Belki Yiğit gerçekten onun oğluysa, makul bir nafaka için anlaşmak da mümkün olur.
Ama tabii, Yiğit gerçekten Keremin oğluyse. Selda bu işleri iyi bilir
*********************
DNA testi çok kısa sürede hallediliyor; parada sıkıntı yoksa işlerin çözümü de hızlı olur. Sonuç tartışmasız: Yiğit gerçekten Keremin oğlu.
Ama Seldaya çocuk çok içine kapanık ve sessiz gibi geliyor. Sekiz yaşındaki çocuk bir buçuk saat boyunca, tüm belgeler hazırlanıp işlemler sürerken, bir köşede oturup tek kelime etmeden öylece bakar mı? Biraz çizgi film açar mısınız? demez, koridorda koşturmaz, hiç ses çıkarmaz Bekleyen bir çocuğa benzemiyor.
Bu durum Seldanın, yeni akrabasına acil bir ziyaret yapma fikrini güçlendiriyor.
Ev oldukça nezih bir semtte. Giriş kapısında görevlisi var. İki odalı, lüks bir daire. Güzel tadilat göze çarpıyor
Selda bunları not alırken, böyle bir hayat standardında nefes alan kadının parasızlıktan bu kadar şikayet etmesine anlam veremiyor doğrusu.
– Duruşma bir hafta sonra, Derya moral bozukluğuyla içeri girmesine izin veriyor, orada konuşulur zaten.
– Ben Yiğiti daha yakından tanımak istedim. Kerem oğlunun hayatında olmak konusunda kararlı. Önce hafta sonları yanımıza alabiliriz, alışınca sürekli kalabilir belki.
– Hiç kusura bakma! Kadın aşırı tepkili.
– Bunu mahkeme belirler, Selda gayet sakin cevaplıyor. Kerem babası, hakkı var. Hiç oyuncak yok mu burada?
– Saçma şeylere bütçe ayıramam, Derya küçümseyici bir sesle cevap veriyor. Üzerine başına zar zor para yetiyor, oyuncak aklıma gelmiyor!
– Cidden mi? Selda, masadaki pahalı marka çantaya, kanepede dağınık üstü başı, aynanın önündeki ithal makyaj malzemelerine sırayla bakıyor. Paranız mı yok?
– Daha gencim, tekrar bir aile kurmak istiyorum, dişlerinin arasından fısıldıyor Derya. Seldanın üslubundan hiç hazzetmiyor. Ayrıca sizi ilgilendirmez bunlar!
– Peki oğlunuzla kim ilgileniyor, siz gezip tozarken? Selda, Yiğitin bu kadar içine kapanık ve donuk olmasının nedenini anlamaya başlıyor.
– O kadar küçük değil, evde tek başına kalabilir. Sorunuz bittiyse mahkemede görüşürüz!
– Ben, Yiğit adına bağlanacak her kuruşun hesabını vermenizi isteyeceğim, Selda da daha fazla bu havada kalmak istemiyor. Akıl almaz bir şekilde, annenin kanı kadar kıymetli evladına ilgisizliğini görmek ona ağır geliyor! Korkarım ki, mahkeme kararı pek hoşunuza gitmeyecek
**********************
– mahkeme karar verdi: Derya Karanın Kerem Yılmaza açtığı dava kısmen kabul edildi. Kerem Yılmazın, Yiğit Karanın babası olduğunun tespiti, nüfus kayıtlarına işlenmesine dair karar! Ancak, Derya Karanın açtığı nafaka talebinin reddine, Kerem Yılmazın açtığı karşı dava ile çocuğun velayetine karar verilmesine
Selda memnun bir gülümsemeyle bakıyor, çünkü amacına ulaştı Yiğit artık onlarla yaşayacak. Kimileri onu yargılayabilir, çocuğu annesinden kopardı diye; ama bu karardan başka doğru yoktu. Deryanın tüm komşuları bir ağızdan, oğlu ile ilgilenmediğini, sebepsiz yere bağırdığını, hatta şiddet uyguladığını anlatıyorlar. Hem Yiğitin görüştüğü psikolog da, çocuğun annesiyle devam etmesinin uygun olmadığını rapor etmişti. Öğretmenler, eski bakıcılar da aynı şekilde konuştu.
Artık Yiğitin kendi büyük odası olacak, bir sürü oyuncağı, bilgisayarı Ve en önemlisi, gerçek bir aile sıcaklığını, anne ve babasından göreceği sevgiyi tadacak. Çünkü Kerem de Selda da bütün kalbiyle bu özel çocuğu bağırlarına basıyorlarİlk hafta, Yiğit yeni odasında sessizce raflardaki kitap ve oyuncaklara bakarak vakit geçirse de, Selda sabırla yanında oturdu. Kerem oğlunu satranç oynamaya davet etti, birlikte kek yaptılar ve akşam olunca herkes pijamalarını giyip bir arada film izlediler. Yiğit, ilk kez gülümsediğinde, Seldanın içini tarifsiz bir huzur kapladı; küçük bir adım, ama yaşama yeniden tutunan bir çocuğun gülüşü kadar değerliydi bu.
Zamanla Yiğit, pazar sabahları onlarla kahvaltı masasına otururken çekincelerinden sıyrıldı. Eski sessizliği yerini heyecanlı anlatımlara bıraktı; okulda öğrendiklerini coşkuyla paylaştı, babasının omzuna başını yaslayarak resim çizdi. Akşamları Selda’ya sarılarak iyi geceler demeyi alışkanlık haline getirdi. Evin içinde ilk defa bir çocuk kahkahası çınlıyordu.
Bir gün, Yiğit çantasından eski ve kıvrılmış bir resmi çıkardı, Seldaya uzattı. Üç kişinin el ele tutuştuğu, güneşli bir resim. Altına titrek harflerle şunları yazmıştı: Ailem.
Seldanın gözleri dolsa da, gülümsedi. Hayat bazen beklenmedik bir anda, insanın kapısını yepyeni bir mutlulukla çalabiliyordu. Bazen o kapı, zorluğun, yargıların ve mücadelelerin ardında saklanıyordu; ama sevgiyle açıldığında, içeri dolan ışık, tüm geçmişin karanlığını silecek kadar güçlüydü.
O anda Selda anladı ki, bazen masanın üzerindeki vişneli pasta, o masalsı başlangıcın sadece bahanesiydi; gerçek hikâye birlikte yazılıyordu ve Yiğitin gülüşüyle artık tamamlanıyordu.




