Isıtılan Bir Evlilik
Duyuyor musun, Sedef… Hani biz de biraz daha açık bir ilişki denesek mi? diye sordu Yavuz, sesi pamuk gibi, gözleri yerden kalkmıyor.
Nesi? dedi Sedef, anlamakta zorlanarak. Cidden mi konuşuyorsun sen?
Eee, bunda ne var ki? Normal artık böyle şeyler, diye omuzlarını silkti Yavuz, sahte bir soğukkanlılıkla. Avrupa’da millet böyle yaşıyor, çok yaygın. Hatta evliliği alevlendiriyor diyorlar. Sen de hani diyete tatlıdan biraz zarar gelmez, hevesin kırılmaz demiştin ya… Heh, aynısı işte, değişiklik iyidir dedim.
Sedef birden gözlerini kırptı, yeni duyduklarına aklını erdirmeye çalışıyordu. Sevgiliyi çikolatayla kıyaslamak… Ya safça saçmalıktı ya da küstahça bir yüzsüzlük.
Yavuz… dedi düşük bir sesle. Gitmek istiyorsan, adam gibi git. Özgürlüğü sana veririm, ama beni de bu pisliğe alet etme, tamam mı?
Sedef, hemen savunmaya geçiyorsun! Seviyorum seni. Sadece… kıvılcım kalmadı aramızda. Biraz ateşi canlandırsak fena mı olur? İkide bir sadece alışverişleri ve doğalgaz faturalarını konuşuyoruz… Oysa azcık hareket bize de ilaç olur. Bak, ben seni kısıtlıyor muyum? Sen de istersen başkasına laf atar, bakarsın havan değişir. Zararı mı olur?
Sedef gözlerini kısmıştı. O anda, kocasının yalan söylediğini anlamıştı. Gözleri kaçıyor, parmakları masaya hızlı hızlı vurup duruyordu… Özgürlük istiyordu, ama ne bugüne, ne de yarına. Belki de ona öyle bir özgürlük dünkü günden lazımdı.
Yavuz, doğruyu söyle. Birini buldun mu? Şimdi bana bunu teklif ederek vicdanını mı temizliyorsun?
Ayy, başlama yine! diye elini salladı Yavuz. Biri olsa, sana bunu niye soracağım? Zaten bu konuya girdim diye pişmanım. Senin kafa eski kafa, Sedef. Neyse, unut gitsin…
Kocası azizmiş gibi surat asıp başka odaya süzüldü. Sedef ise düşüncelerinde tek başına kaldı.
Yirmi beş yıl… Hayatının en güzel yıllarını vermişti ona. Onun uçurumlarından tırmanmış, parasızlığını çekmiş, işten geç gelmelerine göz yummuştu. Şimdi oturmuş, karnı tok, keyfi yerinde, ona aileyi birlikte dinamitlemeyi öneriyor. Değişiklik iyi gelirmiş… Pek de kullanışlı bir laf.
O gece ayrı odalarda yattılar. Yani yatmak denirse… Sedefin gözlerine uyku girmedi. Bir tavan, bir pencereye bakıp durdu. Nasıl geldiler bu hale? Yavuz bir zamanlar ona koca demet mor salkım hediye eder, harıl harıl çalışır, güzel düğün için para biriktirirdi. Kızlarının doğumunu kutlamak için çırpınırdı. Şimdi… Keşke gerçekten çekip gitseydi.
Ne zaman geçmişin noktasından döndüler, bilmiyordu. Belki makyajsız evde dolaşmaya başladığı zaman, belki Yavuzun yıldönümünü ilk defa unuttuğu gün, iş yoğunluğuna sığınıp başından savarken… Gerçi artık önemli mi?
Bazen Hemen boşanma davası açsam, kurtulsam diye geçirdi içinden. Ama sonra… O kadar yılı bir çırpıda nasıl silip atarsın?
Aşkları olmasa bile, alışkanlıkları, birlikte alınan eşyaları, düzenleri vardı. Yavuz da sağlam sırt sayılırdı. Kızları evlenip gitmişti. Yaşlılık yaklaşıyordu, ne de olsa zor günde birbirlerine omuz olmuşlardı. Annesinin kredisini bile Yavuz üstlenmişti zamanında. Her adam bunu yapmazdı.
Sedefin içinde öfke, korku ve hayal kırıklığı kaynıyordu. Belki de hiç kimseye illaki lazım olmadığımı düşünüyor dedi içinden. Ben o yaşlı, kimsenin istemediği teyze miyim artık? Hep evde oturup ona çorba kaynatacak, torunlara çorap örecek, o evde yokken, nolur dönsün diye gözünü kapıya dikecek miyim?
Yok, olmaz.
Peki, dedi ertesi sabah Yavuza. Olsun bakalım, senin dediğin gibi.
Nasıl yani?
O açık ilişkiye razıyım.
Yavuz neredeyse çayını boğazında bırakacaktı. Kavga beklerken, Sedefin dinginliği onu hazırlıksız yakaladı.
Eee, iyi işte… Belki seversin bile, dedi. Benim bu akşam işim var gecikirim, haberin olsun.
Yine tuhaf bir sızı oluştu kalbinde. Ne çabuk…
Akşam gri ve sessizdi. Sedef, eski bir telefon modeli gibi değerlendirilip kenara atılmış hissediyordu.
Aynaya yaklaştı. Evet, gözlerinin altı morarmış, kenarlarda kırışıklıklar, cilt de eski kadar parlak değildi. Ama vücudu hâlâ yerindeydi, saçları gür. Belki de güzel olan taraf onun değildir? Belki asıl Yavuzda problem vardı? Beğenen başka erkekler de olmuştu zamanında. Mesela Emre vardı, komşudaki muhasebe müdürü. Geçen ay onların departmana gelmişti.
Hoş, yakışıklı bir adamdı. Şakası bol, sesi hafif çatlak, bakışları muzip. Sedefe ilgi gösterdiğinden hiç çekinmedi: Kapı tuttu, kahve getirdi, iltifatlar etti. Bazen öğle yemeğine çağırdı, geçen hafta ise akşam yemeğine davet etti.
Emre Bey, ben evliyim, rejimim var, demişti Sedef o zaman.
Sedef Hanım, evlilik kimliğe basılan mühür, alnımıza kazınan damga değil, diye güldü Emre. İlle de ısrarcı olmam ben.
Yavuz istediği buysa… Değişiklikse… Tamam, o zaman.
Emre Bey, akşam yemeği teklifiniz hâlâ geçerli mi? Sanırım biraz zamanım ve diyeti bozacak niyetim var bu aralar diye yazdı WhatsApptan.
Mesele intikam da değildi. Bir kadın olduğunu hissetmek istiyordu Sedef. Kocası tarafından un ufak edilen benliğini yeniden hatırlamak…
Gecenin devamı, gerçeklikle hayalin arasında tuhaf bir rüyaya dönüştü. Emre, tam bir centilmen gibi davranıyordu. Sandalyeyi çekiyor, kadehi tam vaktinde dolduruyor, Sedefi dikkatle dinliyordu. Bakışları ise sanki o mekânın tek kadını Sedefti.
Bir yandan utanç bastı içini, diğer yandan uzun zamandır unuttuğu duygular canlandı: Heyecan, merkezde olmanın cazibesi… Nihayet hayatında Yavuzun kirli çamaşırları ve mutfak ocağından başka bir şey vardı.
Bana gelir miyiz? dedi Emre tatlılar bittiğinde. Yol üstü bir yerden şarap alır, bir iki film açarız… Güzel geceye devam edelim.
Kafasını salladı. İçinden bir ses Dur! diye bağırıyordu. Ama hemen Yavuzun rahatla diyen yüzü gözünün önüne geldi.
O anda, Emrenin evine daha yeni vardıklarında, telefonu çılgınca çalmaya başladı. Kocası arıyordu. Reddetti bir, iki… Faydası yoktu.
Efendim, dedi, soğukkanlı kalmaya çalışarak.
Sende mi şuur yok?! Saat olmuş on Buzdolabında fare cirit atıyor! Açım burada, eve gelmiyorsun! Hiç utanman yok mu?
Ne diyeceğini bilemedi. Emre tartışmayı duyunca usturupluca başka odaya çekildi. Tüm romantizm bir anda buhar oldu.
Şey… ben şu an bir randevudayım, Yavuz.
Nasıl yani, ne randevusuymuş bu?!
Sana açık açık mı anlatayım? Hani dün açık ilişki dedin ya. Serbest olalım, başkasıyla tanışırsın belki, dedin ya. E işte, tanışıyorum. Ne oldu, canın mı sıkıldı?
Telefonun ucunda, Yavuz bir an hiç ses etmedi. Sonra birden patladı.
Sen… Gerçekten birinin yanına mı gittin? Ben şaka yaptım! Seni denemek istemiştim! Sen demek bahane bekliyormuşsun; bir-iki gün kandırılıp hemen kaçtın bir yere…
Sedefin dili tutuldu.
Sence sen bu akşam kime gittin?
Kimseye! İşteydim tüm gece, dedi Yavuz kabaca. Şimdi dinle: Ben sana başkasının mikrobu lazım değil. Ya evden git ya ben gidiyorum. Boşanıyoruz!
Telefonu kapattı. Sedef duvara bakakaldı, kendini aşağılanmış hissetti.
Bir şey oldu mu? dedi Emre içeri girip.
Yok, bir şey yok… diye gülümsemeye çalıştı Sedef, fakat beceremedi.
Sedef… Emre saate baktı. Sanırım ortam hiç müsait değil. Eve git, işlerini hallet istersen.
Masal orada bitti; bal kabağı kendini gösterdi, centilmen ise gerçek hayatın riskini almak istemeyen birine dönüştü. Onu da anlamak mümkündü. Kolay, keyifli bir akşam ummuştu, karşılığında bir yabancının aile dramı geldi.
Belki de, direkt boşanma davası açmak gerekirdi. Ama akıl hep sonradan geliyor.
O gece Sedef eve dönmedi. Bir otele geçti. Kocanın öfkesine maruz kalmak istemedi, zaten hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını kavrayacak zamana ihtiyacı vardı.
Üç yıl geçti
O sürede hayat, acımasız bir heykeltraş gibi fazlalıkları yonttu üzerinden.
Yavuz şaşırtıcı şekilde hemen bir sevgili buldu. Üstelik o kadın, resmi boşanmayı bile beklemeden kaçtı; hem de ev satılır satılmaz, Yavuzun parasını alıp kayboldu.
Emreden de bir hayır gelmedi. Ofiste arada karşılaşıyorlardı, ama sıradan bir günaydından öteye geçmiyordu. Sedef anladı ki, aşk rolüne hevesle giren erkek, ömür boyu yanında görevine gelince duman olup uçuyordu.
Bir daha kimseyi aramadı. Yalnız kalınca, içinde müthiş bir enerji ve zaman buldu. Ev işleri ve Yavuzun kaprisleriyle kaybolan yılların içinden çıkıvermişti. Bu kez kendisi için yaptı her şeyi.
Sabah yüzme sayesinde bel ağrıları geçti, İngilizce kursu da beyni açık tuttu. Kısa saç kestirdi, tarzını tamamen değiştirdi.
Ve en önemlisi… Büyükanne oldu.
Kızları Elif, altı ay önce doğum yaptı. Evde fırtına çıktığında annesini suçlasa da, Yavuz kurnazca kendini mağdur gösterip Elifin kafasını karıştırsa da, gerçekler zamanla yerine oturdu. Elif, annesiyle yüz yüze konuşmaya gelince, karşısında aile yıkan kadın değil, yorgun ama dürüst bir insan buldu.
Sedef baklayı ağzından çıkardı, her şeyi anlattı. Yavuzun bizzat teklif ettiğini, senelerdir yalnız hissettiğini… Elif, evli bir kadın olarak her şeyi anlamıştı. Hele Yavuz sevgili yapınca, Sedefin yanında durmaya başladı.
Şimdi Sedef, Elifin mutfağında, torunu Zeynepi kucağında sallıyordu. Küçük Zeynep sevinçle anneannesinin parmağını tutmaya çalışıyordu.
Babam yine aradı, dedi Elif, hafifçe yüzünü buruşturarak. Zeynepi görmek istiyormuş.
Sen ne dedin? diye sordu Sedef sessizce.
Şehir dışındayız dedim, diye içini çekti Elif. Eve gelsin istemiyorum, anne. Bir annen kötü diyor, bir barıştır istiyor, kafam karışıyor. Zeynepi de sana karşı doldurmasını istemiyorum. Bırak, istediği kadar özgürlüğüyle yaşasın.
Sedef sustu, torununu daha sıkı sardı.
Yavuz en çok istediğini elde etti: Sınırsız özgürlük. Ne arayanı var, ne bekleyeni… Yalnızlığın acı tadı ise, özgürlük hayaliyle yan yana gelip boğazında düğüm oluyor. Ama artık çok geç.




