Beyefendi, biraz dikkat edin, itişip durmayın lütfen. Off, bu koku sizden mi geliyor yoksa?
Affedersiniz, diye mırıldandı adam, biraz arkasına çekilerek.
Bir şeyler de kendi kendine söylendi; memnuniyetsiz ve hüzünlü bir haldeydi. Avucunda bozuk paraları sayıyordu sanki. Belki de bir şişe bir şey almak için parası yetmiyordu. Fidan, farkında olmadan adamın yüzüne dikkatle baktı. Garipti, alkol kokusu gelmiyordu.
Affedersiniz, kötü bir şey demek istememiştim, dedi Fidan, bir türlü arkasını dönüp gidemediyse de.
Sorun yok, dedi adam, bir anda gözlerini kaldırdı. Berrak, çivi gibi mavi gözler; hiç solmamış. Adam belli ki Fidanla akran ya da en fazla bir iki yaş büyük. Ne ilginç, böyle gözleri gençliğinde bile hiç kimse de görmemişti Fidan.
Fidan, kararsız bir merakla adamı kolundan yakalayıp mağaza kasasındaki kısa sıradan kenara çekti.
Size bir şey mi oldu? Yardıma ihtiyacınız var mı? Demeye çalıştı yine suratını ekşitmeden.
Fidan sonunda adamın neden öyle koktuğunu anladı; eski ter kokusu. O sırada adam sessizce bozuk paralarını cebine koydu, söyleyecek bir şey bulamıyordu. Zoruna gidiyordu durumunu anlatmak, hem de tanımadığı, şık giyimli güzel bir kadına.
Benim adım Fidan. Sizin isminiz ne?
Kaan.
Gerçekten yardıma ihtiyacınız var mı peki? Fidan birden kendini adama dayatıyormuş gibi hissetti.
Resmen bir evsizle konuşmak için çırpınıyor diye düşündü. Ama Kaan bir kere göz ucuyla Fidana baktı, sonra tekrar göz temasından kaçındı. Tam arkasını dönüp gidecekti ki, Kaan bir cesaretle mırıldandı:
Bana iş lazım. Buralarda geçici bir iş imkânı biliyor musunuz? Tamir olur, ev işi olur. Burası büyük, güzel bir mahalle ama ben kimseyi tanımıyorum. Kusuruma bakmayın.
Fidan, sessizce dinledi. Kaan, lafını bitirince tekrar kendi kendine homurdanmaya başladı, keyfi bir hayli kaçmıştı. Fidan düşündü, acaba eve birini almak ne kadar doğru? Tam da banyoda fayans değişimiyle uğraşıyordu, oğlu kendi yapacağım diye söz vermişti, ustalarla uğraşma diyordu sürekli. Ama oğlu zaten işten fırsat bulamıyor
Fayans döşemeyi bilir misiniz? Diye sordu Fidan Kaana.
Bilirim.
10 metrekare banyo için kaç lira alırsınız?
Adam bir iç çekti. Herhalde tuvaletin büyüklüğüne şaşırdı.
Görmek lazım. Ama aslında, ne verirseniz.
Kaan, banyoyu çok düzgün ve temiz yaptı. Önce izin isteyip duş almak istediğini söyledi iyi ki kendi akıl etti diye sevindi Fidan. Umuyordu ki, herhangi bir mikrop falan getirmez. Kocasından kalan eski kıyafetleri verdi, kendi kıyafetlerini ise yıkadı. O hafta sonu boyunca ustalar gibi işini yaptı. Eski fayansı söktü, tertemiz bir şekilde ortalığı toparladı. Aletlerini fayans kestikten sonra silip temiz teslim etti. Gece olduğunda, yeni fayanslar duvar ve yerde parıl parıl parlıyordu. Fidan biraz tedirgindi, çünkü Kaan’ın işi bitecekti. Adam muhtemelen evsizdi. Akşam kendi evinde bıraksa tuhaf olurdu. Ama gece yarısı kovmak da olmazdı.
O gece doğru dürüst uyuyamadı; odasında kilitli kaldı, kulağı hep salonda. Ama anladığı kadarıyla Kaan yorgunluktan sızıp kalmıştı.
Buyurun, işiniz bitti Fidan Hanım! dedi Kaan.
Gerçekten söylemeye gerek yok: Her şey mükemmeldi.
Kaan, senin mesleğin neydi? diye sordu Fidan, sonucu seyrederken.
Fizik öğretmeniyim ben. Ankara Gazi mezunuyum.
Yani, eski adıyla
Evet, Gazi. Ve bu fayans işi… Her kendini bilen erkek kendi evinde bunları yapabilmeli diye düşünüyorum.
Fidan başını salladı, cebinden hazırladığı parayı çıkardı. Cimrilik yapmadı, ustaya vereceğinden ne eksik ne fazla verdi. Kaan bakmadan parayı cebine koydu ve kıyafetlerini değiştirmek için odasına geçti. Kendi kıyafetleri de kurumuştu.
Durun bir dakika! Böyle çekip gidecek misiniz yani? diyerek hafif öfkeli konuştu Fidan.
Noldu ki? dedi Kaan ve tekrar o muhteşem mavi gözlerini kaldırdı.
Bari yemek yiyin! Akşama kadar çalıştınız. Sadece çay içtiniz, başka bir şey istemediniz.
Kaan biraz bocalayıp gülümsedi.
Peki, tamam. Sağ olun.
Fidan da ona eşlik etti, balıktan bir parça yedi, normalde akşam altıdan sonra ağzına bir şey koymazdı. Meğer Kaan’la sohbet ne keyifliymiş Kaan hem kibar hem zeki bir adamdı. Yalnız bir şey vardı üzerinde sürekli bir kaybolmuşluk havası. Ama belli ki, o kadar olmuyordu; zaman gerekirdi.
Kaan, gerçekten ne oldu sana? Ayıp olmasın ama
Adam sustu biraz, sonra cevapladı:
Anlatırsam, destan anlatıyormuşum gibi olacak. Sekiz yıldır öyle çok hikâye dinledim ki, benimki ise gerçek. Size ne faydası olacak ki?
Sadece merak ettim Böyle bir adam, nasıl böyle bir durumda olur
Kaan derin derin baktı, sonra ikisi de aynı anda kalktı. Hareketlendiler, Kaan kapıya yöneldi, Fidan da önüne çıkınca karşılaştılar; ardından her şey oldubittiye geldi. Fidan, elli üç yaşında bu duyguların tekrar yaşanacağı aklına gelmezdi. Sanıyordu ki, tutku genç işi. Oysa ne coşkuymuş, ne yakıcıymış…
Kaan sonra ona sekiz yıl önce, çok zeki ama sorunlu bir aileden gelen bir öğrencisini, kötü bir çevreye bulaşınca kurtarmak için olaya karıştığını anlattı. Çocuk pişmandı ama ayrılmak kolay değildi. O zaman, sınıf öğretmeni Kaan Bey gidip, grubun başıyla konuşmak istemiş. Başlar başlamaz kavga çıkmış. Neyse ki, Kaan üniversitede judo ile uğraşmış, kendini savunabilmiş. Fakat olay sırasında grubun başı sertçe bir yere çarpmış, omuriliği kırılmış, hayatını kaybetmiş. Kaan hemen ambulansı, polisi aramış. Ama olay fazla savunmadan sayıldı, tam 12 yıl ceza almış. Dört yıl kala iyi halden çıkmış.
Yani, orada bile insanlar yaşıyor diye geçti konuyu.
Eve dönünce onu kimse beklemiyordu; annesi vefat etmiş, evini satıp kardeşinde kalıyormuş. Yengesi de bu mahkûm buraya adımını atmasın demiş. Kendi karısı ise çoktan başka biriyle evlenmiş. O da Ankaradan İstanbula göçmüş, orada da şansı bir türlü gülmemiş. Kimse sekiz yıl hapis yatmış bir adamı işine almak istememiş. Mahallede çalışacak ufak tefek iş aramış, ama insanlar çekinmiş, çoğu da tedirgin olmuş. En sonunda, kalacak yeri dahi olmamış, ilk zamanlar yanında kaldığı bir tanıdık da nazikçe uzak durmuş.
Ne zamandır böyle? diye sordu Fidan, Kaanın sigarasının ucundan çıkan parıltıya bakarak.
Yaklaşık iki haftadır.
Sigara Fidanındı. Yılda bir içmek için duran paketti; Kaan kendi sigarasını almak istedi, Fidan izin vermedi. Şimdi düşünüyordu, insan iki hafta boyunca bir yerde kalmadan nasıl yaşar?
Karanlıkta, tütünün ateşinde insan birçok şeye itiraf etmeye daha yatkın oluyor. Fidan, Kaana yatağını açmıştı zaten, saklamanın anlamı yoktu.
Kaan, kimliğin var mı peki?
Var, dedi hafif gülerek. Ama adresim yok. Çoğu dert bundan çıkıyor zaten.
Kaan kaldı. Her şey yoluna girdi gibi oldu; Fidan ona geçici ikamet çıkarttı, Kaan iş buldu. Gerçi mesleğiyle alakası yoktu, ama ilk aşamada markette tezgahtarlık işi bile yeterdi. Kaan hafta sonları özel ders de vermeye başladı, öğrenci sayısını artırıyordu. İki buçuk ay böyle huzurla geçti; sonra Fidanın oğlu geldi. Evin durumunu inceleyip annesini dışarı çağırdı.
Anne, bak o adamdan kurtul, dedi net bir sesle.
Ne diyorsun? Fidan şaşkındı.
Zamanında birbirlerinin hayatına hiç karışmazlardı.
Bak söylüyorum, istemiyorum onu burada. Sence niye senin yanında kalıyor, mecbur çünkü! Sen de safsın!
Fidan oğluna tokadı bastı.
Karışma benim işime!
Anne, unutma; ben senin tek mirasçınım! Hiçbir yabana malını kaptırmayacağım. Evlenirsen hakkı olur ha!
Daha ben ölmedim ki! dedi Fidan alınıp öfkeyle. Neyin mirası, ben seni bile gömerim daha!
Anne, bence beni zorla. Yine de izin vermeyeceğim, gelip burada duruyorum diye. Hele güzel biri bulsaydın, parası olan birini, laf etmezdim. Ama bu adam
Yani, senin gözünde değer para ile ölçülüyor? Sana bunu mu öğrettim ben, oğlum?
Anne… Ben söyleyeceklerimi söyledim. Bir hafta sonra tekrar geliyorum, o adamı burada görmeyim. Uyarmış olayım, sonra üzülme.
Fidan, eve girerken gözyaşlarına hâkim olmaya çalıştı.
Oğlu polis mi? diye sordu Kaan.
Kusura bakma Söylemeyi unuttum.
Ne kusuru var, dedi Kaan. Savcıymış galiba, değil mi?
Evet, tam öyle. Kaan, iyi bir çocuktur ama fazla temkinli. Kafasında hep endişeler.
Ne yapmak istersin? diye sordu Kaan dikkatle.
Fidan mutfağa oturup başını ellerinin arasına aldı. Tek çıkar yol bu muydu? Oğluyla savaşmak istemiyordu. Ama Kaansız da eksik kalacaklardı. Belki Dima işleri fena karıştırırdı, hâttâ Kaanı tekrar hapse bile sokabilirdi.
Ne yapmak istemişsin? dedi Kaan sessizce. Ben bir fikri söyleyeyim mi?
Fidan başını salladı, gözleri yaşla dolu. Tıkanmıştı sanki. Kaandan ayrı kalmak istemiyordu ama Dimanın baskısı çok zordu.
Biraz da para biriktirdim. Senin de haberin yoktu. Buradan arsa almak yetmez ama yirmi kilometre ötede uygun. Önce bir konteyner koyarız. Sonra yavaş yavaş ev yaparız. Ben ders anlatmaya devam ederim. İşsiz de kalmam. Evi kendim yaparım. Ne dersin?
Şaşkınlıktan konuşamayan Fidana bakınca Kaan endişelendi.
Biliyorum konfora alışıksın. Ama bunlar geçici zorluklar. Sonra her şeyi sana göre yaparım.
Kaan benim de biraz birikimim var. Kendi evimizi kurmak için kullanabiliriz, dedi Fidan dalgınca.
Ben isteyemem senden böyle bir şey.
İstemiyorsun ki! Ben teklif ediyorum. Bizim için, dedi Fidan kararlı.
Kaan yaklaşıp başını kollarının arasına aldı, başından öptü. Fidan bu kadar sevgi ve güveni tekrar bulacağını hiç sanmazdı
Her şey çabucak gelişti. Arsayı aldılar. Kaan mülkü Fidanın üstüne yapmakta ısrar etti, Fidan istemedi.
Benim evim zaten var. Kapı dışarı etmeleri, evim olmadığı anlamına gelmez. Ama senin hiçbir şeyin yok. Benim mirasçım var, dedi Fidan biraz alayla, Dimanın sözlerini hatırlayarak.
Konteyneri kurup elektriği bağladılar. Kaan hemen kollanını sıvayıp yapıya başladı. Fidanın parası yetmeyince Kaan üç kat fazla öğrenci aldı. Konteynerin bir köşesini küçük bir sınıf gibi yaptı, internet için bile dışarıdan bakan anlamazdı. Bütün paralarını eve harcadılar, tuğla tuğla. Yaz geceleri bahçelerinde battaniye serip yıldızlara bakıyorlardı.
Ne hissediyorsun? diye sorardı Kaan, Fidanı kucaklayınca.
İkinci baharı hissediyorum, derdi Fidan.
Ben ikinci baharımı buldum! der gülüşürdü Kaan. Sen de aşkımı hissediyorsundur!
Tabii ki hissediyordu.
Fidan, eşya almak için eski eve döndü. Sonbahar yaklaşırken kalın kıyafetler, battaniyeler ve bazı mutfak eşyaları gerekiyordu. Eve girince Dimayı mutfakta sigara içerken buldu.
Aa, selam oğlum! Hemen çıkacağım. Nasılsın?
Dima annesinin gözlerinin içinin parladığını, bronz tenini ve hafif kilosunu fark etti.
Anne, noluyor sana? Hiç aramıyorsun.
Ee, artık herkes yoğun ya. Senin işin başından aşkın. Sen arıyorsun zaten, dedi Fidan gülerek.
Neden evde bulamıyorum seni?
Burada yaşamıyorum oğlum. Eşyalarımı almaya geldim. Sakınca yoktur sanırım?
Dima şoke olmuştu. Annesi bambaşka biri gibiydi. Sanki sadece dışı değil, içi de hafiflemiş, mutlu olmuştu.
Oğlum, evi bitirince ilk seni davet edeceğim. Hadi, şimdi işim var, kaçmam lazım.
Fidan iki çantayı dolu dolu toplayıp aceleyle evden çıktı. Dima yanından geçerken yanağından öptü, sonra hızla kapıya koştu.
Anne, ne oldu sana? diye seslendi Dima.
Fidan kapıdan döndü, kocaman gülümseyerek şöyle dedi:
İkinci baharım oğlum. Hem de aşk! Aşk tabii, ne olacak! Hoşça kal birtanem, dedi kahkahalarla ve evden fırladı.
Zaman daralıyordu çünkü bugün evin girişini yapacaklardı.
“Adam Bey, Biraz Sakin Olun Lütfen… Ah, Şu Kokunun Sebebi Siz misiniz? — Bir Market Sırasından Hayatın Yeniden Başladığı ve Gerçek Sevginin 53 Yaşında Da Kapıyı Çalabileceğini Gösteren Duygusal Bir Ritim ve Yürek Burkan Bir Yuriy Hikayesi”




