YETİŞEMEDİN, MARİNA! UÇAK GİTTİ! GİDENLE BERABER MEVKİN VE PRİMİN DE UÇUP GİTTİ! İŞİNDEN OLDUĞUNU BAŞINDAKİ BAĞIRARAK HABER VERDİ. MARİNA, KAZANIN ORTASINDA TERS DÖNMÜŞ BİR ARABADAN AZ ÖNCE KURTARDIĞI YABANCI BİR ÇOCUĞA BAKARAK TRAFİĞİN ORTASINDA KALAKALDI. KARİYERİNİ KAYBETTİ AMA KENDİNİ BULDU.

Yetişemedin, Elif! Uçak gitti! Onunla birlikte senin pozisyonun ve primin de uçtu! Kovuldun! diye patron telefonda bas bas bağırıyordu. Elif ise trafiğin ortasında durmuş, az önce içinden bir çocuğu çekip çıkardığı ters dönmüş arabaya bakıyordu. Kariyerini kaybetmişti belki ama kendini bulmuştu.

Elif tam anlamıyla kurumsal bir savaşçıydı. 35 yaşında Marmara Bölge Müdürü olmuştu. Sertti, soğukkanlıydı, hep irtibat halindeydi. Hayatı dakikası dakikasına Google takviminde kayıtlıydı.

O sabah, yılın en önemli işi vardı: Çinli bir firmayla dev kontrat imzalanacaktı. Saat 10:00’da Atatürk Havalimanında olması gerekiyordu.

Elif tedbirli davranıp erkenden yola çıktı. Hiçbir zaman geç kalmazdı. Yeni arabasıyla TEM Otoyolunda hızla ilerliyordu, kafasında sunumun provasını yapıyordu.

Bir anda, 100 metre kadar ilerde, eski bir Şahin yalpaladı, bankete çarptı ve taklalar atarak şarampole yuvarlandı. Araç birkaç defa takla attı, ters döndü.

Elif refleksle frene bastı. Hemen kafasında hesaplama yaptı: Şimdi durursam kesin gecikirim. Milyonluk iş gidecek. Bittim!

Diğer arabalar yanından geçip gidiyordu, bazıları yavaşlayıp telefonla video çekip yollarına devam ediyordu. Elif saate baktı. 08:45. Zaman iyice daralıyordu. Tam gazlayıp yeni oluşan trafikten sıyrılacaktı ki, ters dönmüş arabanın camına bastırılmış küçük bir çocuğun elini gördü. O minicik eldivenli avuç…

Elif küfretti, direksiyona yumruk attı, bankete kırdı. Topuklularla karda bata çıka, bilen ardına koştu. Arabadan keskin benzin kokusu geliyordu. Sürücü, genç bir adamdı, bilinci kapalıydı, başı kan içindeydi. Arka koltukta ise 5 yaşlarında bir kız, koltuğun arasında, ağlıyordu.

Sakin ol güzelim, korkma! diye bağırdı Elif, kapıya asıldı ama kapı açılmıyordu. Hemen yere eğilip bir taş aldı, camı kırdı. Cam parçaları yüzüne ve pahalı kabanına sıçradı ama zerre umursamadı. Kızı çekip çıkardı. Yanına koşan kamyon şoförünün yardımıyla adamı da çıkardı.

Dakikalar sonra araba zaten alev aldı.

Elif, başka birinin çocuğunu kucağına almış, kar içinde oturuyordu. Elleri titriyor, çorapları yırtılmış, yüzü is olmuştu. Telefonu deli gibi çalıyordu. Arayan patrondu.

Nerdesin?! Check-in bitiyor!
Gelemeyeceğim, Ekrem Bey. Burada kaza oldu, insanları kurtarıyordum.
Kimi kurtarıyorsun sen ya! Anlaşma gitti! Kovuldun, duydun mu? Bu sektörde işin bitti!

Elif telefonu kapattı. Ambulans 20 dakika sonra geldi. Doktor yaralıları muayene etti.

Yaşayacaklar, dedi. Siz onların meleklerisiniz, hanımefendi. Zamanında yetişmeseydiniz yanacaklardı.

Ertesi sabah, Elif işsiz uyandı. Eski patronu sözünde durup tüm sektöre onun için sorumsuz, dengesiz dedikodusu yaymıştı. O piyasada adı kara listeye çıktı. Her başvurusundan red alıyordu.

Para suyunu çekmeye başladı. Arabasının kredisi sırtında yük olmuştu. İçine kapandı, günler geceler Neden durdum ki? diye düşünerek geçti. Herkes gibi geçip gitseydim şimdi Şanghayda, bir otel lobisinde şampanya yudumluyordum belki. Şimdi elde avuçta bir şey yok…

Bir ay sonra, bilinmeyen bir numara aradı.

Elif Hanım? Ben Okan. Şahindeki o kazadaki adam…
Sesi hala yorgun, ama mutluydu.
Okan? Nasılsınız, kızınız nasıl?
Sizin sayenizde iyiyiz. Sizi mutlaka görmek istiyoruz…

Onların mütevazı evine gitti. Okan, korseyle dolaşıyordu. Eşi Zeynep ağlamaktan gözleri şişmiş, Elifin ellerini öpmeye çalışıyordu. Küçük kızları İlayda ise ufacık bir resim hediye etti Elife: siyah saçlı bir devlet kuşu meleği çizmişti.

Birlikte ucuz kurabiye ve çay eşliğinde oturdular.
Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemem, dedi Okan. Bizde imkan yok… Ben oto tamircisiyim, Zeynep anaokulunda öğretmen. Ama bir şeye ihtiyacınız olursa…
İş lazım, dedi Elif hüzünle gülümseyerek. Geç kaldığım için kovuldum.
Okan biraz düşündü.
Bakın, benim köyde bir arkadaşım var. Tuhaf bir adamdır, çiftlik kurmaya çalışıyor. Ona idareci lazım, öyle ahır temizleyecek biri değil ha, kağıt kürek işleri, destek başvuru, satış-pazarlama işleri. Maaşı az ama lojman veriyorlar. Dener misiniz?

Elif, vaktiyle ayakkabısındaki bir toprak lekesine sinirlenen kadındı ama artık kaybedecek bir şeyi kalmadığından çantasıyla o çiftliğe gitti.

Çiftlik devasa ama dağınık bir yerdi. Sahibi Ahmet Amca heyecanlı bir insandı, muhasebeden hiç anlamıyordu.

Elif gömleği kollarına kadar sıvadı. Eskiden cam cilalı masa, şimdi tahta bir sırada çalışıyordu. Armani takımın yerini bol kot ve lastik çizme almıştı.

Çiftliği düzene soktu. Devlet desteği aldı. Pazarlama kanalları açtı. Bir yıl içinde çiftlik kâr ettirmeye başladı.

Ve Elifin hoşuna gitmeye başladı buralar. Dedikodu yoktu, maskeli insanlar yoktu. Süt ve saman kokusu arasında, günlük hayatın ve emeğin gerçek tadı vardı. Elif, kendi ekmeğini yapmayı öğrendi. Bir köpek aldı. Artık sabahları bir saat makyaj yapmıyordu. Ama en önemlisi, kendini canlı hissediyordu.

Bir gün, şehirden bir restoran zinciri alışveriş için çiftliğe geldi. İçlerinde eski patronu Ekrem Bey de vardı. Göz göze geldiler. Patronu, Elifin sade kotunu, güneşte kavrulmuş yüzünü süzdü.

Hayat ne hallere getirdi seni Elif, dedi. Güya yönetim kurulu koltuğuna oturacaktın. Şimdi ahır kraliçesi oldun! Pişman mısın o gün kahramanlık yaptığına?

Elif ona baktı. Ve bir an için ona kırgın olmadığını, hatta artık onun için bir anlamı kalmadığını fark etti. Plastik bir su bardağı gibi…

Hayır Ekrem Bey, dedi gülümseyerek. Hiç pişman değilim. O gün iki can kurtardım. Bir de kendiminkini. Sizin gibi olmaktan kurtardım kendimi.

Patron homurdanıp çekip gitti. Elif ise yeni doğmuş bir buzağıya doğru yürüdü. O buzağı burnuyla avucunu dürtüyordu.

O akşam Okan, Zeynep ve İlayda da geldi. Artık ailece çok iyi dost olmuşlardı. Mangal yakıp, kahkahalar attılar.

Elif gökyüzüne baktı… Şehirde asla görülmeyen kadar parlak, göz kamaştıran yıldızlara. Ve tam anlamıyla yüreğinde şunu hissetti: Ben doğru yerdeyim.

Bazen her şeyini kaybetmek, gerçek seni bulmanın tek yoluymuş hakikaten. Kariyer, para, statü… Hepsi bir anda kül olabilir. Ama insanlık, kurtarılmış bir hayat ve tertemiz bir vicdan hep seninle kalır. O yol ayrımlarında kalbine kulak vermeye korkma; belki asıl hayat o anda başlıyordur.

Rate article
Lifequest
YETİŞEMEDİN, MARİNA! UÇAK GİTTİ! GİDENLE BERABER MEVKİN VE PRİMİN DE UÇUP GİTTİ! İŞİNDEN OLDUĞUNU BAŞINDAKİ BAĞIRARAK HABER VERDİ. MARİNA, KAZANIN ORTASINDA TERS DÖNMÜŞ BİR ARABADAN AZ ÖNCE KURTARDIĞI YABANCI BİR ÇOCUĞA BAKARAK TRAFİĞİN ORTASINDA KALAKALDI. KARİYERİNİ KAYBETTİ AMA KENDİNİ BULDU.