10Mayıs, 2025Yağmur pencere çerçevesine hafifçe vurarak bir melodi çalıyor. Küçük bir kiralık iki odalı dairemde oturuyorum, camda süzülen damlaların oluşturduğu desenleri izliyorum. Mutfakta çanak çömlekler tıkırdıyor; Elif akşam yemeğinden sonra fincanları yıkıyor.
Çay ister misin? diye sordu.
Alalım.
Onu evin her köşesinde izliyorum; adımlarını, en ufak hareketini bile tanıyorum. Dokuz yıldır birlikteyiz, hayatımızın neredeyse üçte biri. Tanıştığımız gün, gazetecilik fakültesinin ikinci sınıfındaydık, yurt odasında.
O zamanlar her şey çok basitti: dersler, gece sohbetleri, sözcüksüz başlayan ilk aşk. Birlikte erken taşındık, çok erken, şimdi geriye bakınca fark ediyorum. Flört, teklif yoktu; bir gün eşyalarım yurt odasına geri dönmeyi bıraktı.
Elif önüne nane çayı dolu bir fincan koydu ve yanına oturdu:
Annem aradı. Projen nasıl gidiyor dedi.
Ne yanıt verdin?
Senin hâlâ mükemmeliyetçi olduğunu ve her şeyin yavaş yavaş ilerlediğini.
Gülümseyerek dinledim. Annesi, Ayşe Hanım, bana daima sıcak bakmıştı. Bir keresinde evlilik ya da torun sorularına bile dokunmamıştı. Çevremizdeki herkes hâlâ Neden evlenmiyorsunuz? diye sorar. Bugün bir eski sınıf arkadaşımı gördüm, o da aynı soruyu sordu
Bugün aklıma Ahmet Hamdi Tanpınar geldi, dedim aniden.
Elif hafifçe alay etti.
Yine mi onunla? Senin ölçütün o.
Hayır. Sadece o, sevgiliyle 47 yıl boyunca damgalara takılmadan yaşayabilen bir örnek. Diğer yandan gösterişli bir düğün yapıp bir yıl içinde boşanabiliriz.
Elbette, damga hiçbir şeyi garantilemez. İstatistik senin yanındadır.
İşte bu.
Elif çayı bitirdi, pencereden dışarı baktı.
Lenanın bölümü boşanma dalında, diye fısıldadı. Üçüncü evlilik. Her defasında bu sefer kalıcı olur diye inanıyor.
Biz hâlâ başlamadık, diye gülerek ekledim. Yine de birlikteyiz.
Evet, yine de birlikteyiz, dedi.
Bazen Elif çocuk düşünür, doğrudan söylemez ama vitrinlerde bebek kıyafetlerine uzun uzun bakışlarını, parkta oynayan miniklere gülümsemesini fark ederim. Ben de zaman zaman isterdim; ama şu an, bu kiralık dairede, serbest çalışan bir grafik tasarımcı olarak istikrarsız projelerimle, hayır artık değil. Belki bir gün.
Anne ve babam gibi olmak istemiyorum, diye aniden içimi döktüm. Biliyorsun, onlar bütün hayatlarını aile görünümü yaratmakla geçirdiler. Komşular, akrabalar için sahte bir evlilik. Aslında birbirleriyle konuşmak bile istemediler.
Elif elini avucuma koydu:
Sen baban değilsin. Ben de annem değilim, ama ikimiz de kendi kendimizi yaratıyoruz. Biz biz olduğumuz sürece yeterli.
Peki evlenirsek diye suskun kaldım.
Elimizde bir damga çıkar, ama pasaportta sadece soyadı değişir. Yine çamaşır yığını yüzünden tartışır, aptal dizileri izler, ben senin üzerine battaniye atarım, sen ise dizüstü bilgisayarda uyursun.
Gözlerine baktım; dokuz yıl içinde oluşmuş kırışıklıkları, boynumdaki tanıdık benekleri, ellerini; onlara dair her şeyi biliyorum.
Çocuklar? diye fısıldadım.
Elif derin bir nefes aldı.
Çocuk Şu anda ister miyim? Hayır. Zaman bulabilir miyim? Bazen endişelenirim. Ama istesek, sadece seninle, sen de istersen. Ultimatomlar yok, Ahmet.
Kafasını kaldırdı, bir an susarak yağmura dinledi.
Bir hafta sonra Elif, küçük kız kardeşi Selinle bir kafede buluştu. Selin iki yıl önce evlenmiş, altıncı ayını geçiriyordu.
Nasıl gidiyor? diye sordu Selin, peynirli kekini afiyetle çiğnerken. Bu bebek beni tamamen kontrol ediyor.
Elimizde her şey aynı, diye gülümseyerek yanıtladı Elif. İş, ev, sen.
Selin kaşığını bıraktı, gözlerini Elife dikti.
Kıza, hâlâ karar verdiniz mi? Neredeyse on yıldır beraberiz. Ben Sergey ile bir buçuk yılda evlendik, herkes bekle dedi.
Bizim durumumuz farklı, dedi Elif. Beklemiyoruz, sadece yaşıyoruz.
Peki aile? Çocuk? diye karnına elini koyarak sordu. Eskiden hazır değil miydim? Şimdi iki çizgi Sevgi, mutluluk Annelik içgüdüsü çocuğa bakınca uyanır.
Çocuklardan korkmuyorum, dedi Elif nazikçe. Evlenmekten de korkmuyorum. Ama zamanı geldi diye bir baskı var. Bizim hikâyemiz kendi kurallarına göre. Başka birine benzemese de bizim.
Ya o hazır olmazsa? diye sordu Selin sessizce. Korkarım, sadece senin için endişeliyim.
Elif masadan elini uzatarak sıkıca tuttu.
En korkunç şey, o hazır olmazsa diye değil. En korkunç şey, bir damga için yaparsa olur. O zaman hissetirdiklerini fark ederim. Ama böyle değil; her gün onunla mutluyum, hatta tartıştığımızda bile. Bu yeterli mi?
Selin gözyaşını gözbebeğine yaklaştırdı.
Üzgünüm, belki hormonlar. Sadece en iyisini dilerim.
Benim zaten çok şeyim var, dedi Elif gülerek. Çerez, kız kardeş ve Ahmet evde bekliyor.
Birkaç gün sonra Ahmet, babası Veli ile otururken aynı konuyu konuştu. Veli, uzun süredir görülmemiş, sadece bayram aramalarıyla iletişim kurdukları bir babaydı. O dağınık daireyi inceleyip, eski bir Fiat 124 anahtarlarını çevirirken oturdu.
Nasıl gidiyor, oğlum? Anne selamını gönderdi, dedi Veli.
İyi, çalışıyorum, diye yanıtladım.
Elif nerede?
İşte. Saat yedide dönecek.
Sessiz bir an yaşandı. Veli elindeki anahtarı döndürerek devam etti.
Şey, Ahmet Belki fazla bir şey söylemem ama annen biraz endişeli. Kız kardeşin hamile. Güzel fotoğraflar var, dedi.
Göğsümde bir sıkışma hissettim.
Baba, evlilik ve çocuk
Hayır, ne demek istiyorsun, dedi baba elini sallayarak, ama gözleri bu konuyu işaret ediyordu. Dokuz yıl. Bu ciddi bir şey. Seninle gurur duyuyorum, hatalarımızı tekrarlamıyorsun.
Şaşkınlıkla bakışlarımı kaldırdım.
Biz anne ve babamla evlendik, sen hâlâ yaklaştıktan sonra. Sonra hayat her şeyin senin yüzünden olduğunu söylerler. Ah, saçma. Bir damga evliliği kırıkları yapmaz, hatta bazen bir ayrılığı da engeller, sevgi tamamen bittiğinde bile.
Veli, bir bağışıklık gibi bakarak devam etti:
Ben evliliğin kötü olduğunu söylemiyorum. Sadece sorumluluk hissediyorsun, bu doğru. Gerçekçi olmak sahte bir tabloya girmekten daha iyidir. Elifle bu konuyu sık sık konuşuyor musunuz?
Sürekli, diye iç çekerek yanıtladım.
İyi. Önemli olan aynı dalgada olmak. Diğer her şey ya gelir ya da gelmez. Karar sizin, ebeveynlerin isteğiyle değil.
Birkaç dakikalık sohbetin ardından baba akşam yemeğine kalmadı, işlerine dönmek zorunda olduğunu söyledi. Gözleriyle son bir kez bana baktı:
Pişman mısın?
Üzerinde düşünerek, ceketi çekecek bir an durdu.
Evlendiğim anneyle pişman değilim. Ama geçmişte neyi bozduğumuzu hatırlıyorum. Sahiplendiğin şeyleri koru, Ahmet. Damga bir zırh değildir.
Akşam eve dönerken Elife babamın ziyareti hakkında anlattım. Yastıkları sarıp oturmuş, dinledi ve şöyle dedi:
Selin de geldi, sorular sordu. Ben de mutluyum, olduğum gibi.
Onu kucakladım, başını göğsüme koydum. Dışarıda yağmur yeniden çalmaya başladı.
Bir şey eksik, diye fısıldadı kulağıma.
Ne? diye sordum, kalbim bir an durdu.
Gece satrançta kaybettiğinde bağırmanı kesmen, dedi gülerek.
Kahkaham yükseldi, Elif başını kaldırıp beni öptü. O an anladım ki yolumuz hâlâ hareket ediyor. Yavaş ama emin adımlarla, kendi haritamızı çiziyoruz. Sonsuza dek adlı istasyon bir harita noktası değil, aslında yolun kendisi.
Dokuz yılda projelerimin çöküşlerini, onun vardiya gecelerini, üç taşınmayı, annesinin hastalığını atlattık; kırılmadık.
Elif, dedim.
Evet? diye cevapladı.
Teşekkür ederim. Varlığın için.
O, bana en sevdiğim gülümsemeyle döndü; biraz yorgun, ama sıcacık:
Ben de seni seviyorum.
Pencereye yürüdüm, şehir ışıklarının yanıp sönmesini izledim. Gelecek bir yıl, beş yıl, on yıl ne getirir bilmiyorum. Başkalarının beklediği bir istasyona ulaşacağız mı, bilemiyorum. Sadece şunu biliyorum: yarın sabah Elifin yanına uyanacağım.
**Kişisel ders:** Hayatta damgalar, taahhütler değil; birbirine güvenen, aynı ritimde yürüyen iki insanın ortak yolculuğudur.




