Eşimin evde oturduğum için emeklerimi küçümsemesinin ardından ona gömlek ütülemeyi bıraktım

Elif, evde oturmanın sadece ev kadını olduğunu söyleyen eşinin bir kez daha evde oturuyorsun demesi üzerine ütü yapmayı bırakıyor.

Ne kadar yorulabilirsin ki, Elif? Dizilerden mi? Telefonla arkadaşlarınla muhabbet edip mi? Ben işten limon gibi sıkılmış bir halde eve geliyorum, sen bana sırtının ağrıyor diye şikayet ediyorsun! Sırtımın ağrıması, bütün aileyi taşıyan bir kadının omzunun yükünü taşımasından çıkıyor, bazılarıysa evde oturup hayatın tadını çıkarıyor!

Serkan çatalı masaya atıp çınlayarak yere düşürüyor. Elifin bir saat boyunca kızarttığı köfte, eşinin istediği gibi kızarmış, tabağın içinde dokunulmadan kalıyor.

Elif, mutfak lavabosunun önünde donuk bir şekilde duruyor. Su hâlâ bulaşıktaki köpüğü yıkıyor, ama Elif bunu duymuyor; kulaklarında sadece evde oturuyor ifadesi çınlıyor.

Serkan, diye yavaşça musluğu kapatıyor, çepeçevre bakıyor. Şaka yapıyor musun? Bütün gün dizi mi izliyorum?

Serkan sandalyesine yaslanıp, kendinden emin bir tavırla cevap veriyor: Ne yapıyorsun? Çocuk yok, Arda üniversitede, yurt odasında yaşıyor. Dairemiz bir saray değil, sıradan bir apartman dairesi. Temizlik robotu süpürüyor, çamaşır makinesi yıkıyor, çok fonksiyonlu pişirici yemek yapıyor. Senin “tatil” dediğin şey bana bir lüks gibi geliyor. Ben de para kazanıyorum ki bu tatilin bedelini ödeyebileyim. Eve geldiğimde dinlenmiş, mutlu bir eş görmek istiyorum, sıkıntılarını dinlemek yerine.

Elif, yirmi beş yıldır birlikte olduğu adamına bakıyor. İğne gibi düzgün bir gömlek, ince çizgili, açık mavi. Dün akşam kırk dakika boyunca ütü tahtasında durmuş, her bir kırışı, manşeti düzeltmişti. Bu sabah, uyanır uyanmaz taze lor peyniri almak için pazara koşmuş, çünkü Serkan ev yapımı lor peynirli köfteyi severdi. Banyo temizlemiş, kışlık giysileri ayırmış, marketten çantaları taşımıştı

Ama Serkan bunu görmüyordu. Ona temiz zeminler doğal, çok fonksiyonlu pişiriciden çıkan sıcak yemek, dolaptan çıkar gibi yeni gömlekler sadece bir lüks gibiydi.

Tamam, diyerek Elif sessizce yanıtlıyor. Seni anladım. Benim tatilim var, evde oturuyorum.

O zaman birbirimizi anladığımıza sevindim, diye homurdanıyor Serkan, çatalı yerden alıp lavabo içine atıyor. Temiz bir çatal getir, çay demle, sıkı olsun, geçen seferki çay gibi ekşi olmamıştı.

Elif çatalı sessizce veriyor, çayı dolduruyor. İçinde bir şey kırılıyor; büyük bir tartışma ya da çanak çömlek kırma sesi çıkmıyor. Sadece mutfakta bir anlık soğuk ve boşluk hissi var, sanki kış ortasında bir pencere aniden kırılmış gibi.

Akşam, Serkan dolu bir midir, kendini iyi hissetmiş, televizyon karşısında futbol izlemeye oturmuşken, Elif yatak odasına giriyor. Bu saatlerde onun ikinci vardiyası başlıyor. Serkan büyük bir firmada bölüm başkanı; orada sıkı bir dress code var ve gömlekleri her gün değişiyor.

Ütüyü masaya koyup, çamaşır sepetine bakıyor; orada yıkanmış, sıkılmış, kırışık gömlekler bir dağ gibi duruyor.

Makine yıkıyor, diye hatırlıyor Serkan. Ütülemiyor.

Gerçekten, çamaşır makinesi yıkıyor, ama ütülemeyi bir makine yapmıyor. Bu sadece evde oturan birinin sıkılacağı bir şey gibi geliyor.

Elif, ütünün fişini prizden çekiyor, ütü tahtasını saklıyor, gömlek sepetini köşeye itiyor.

Dinlen, Elif, diyor kendine aynada. Tatilin var.

Sabah, alarm çalar; Serkan uyanıp duş alıyor. Elif o sırada mutfakta kahve içiyor. Kahvaltı hazır değil; masada bir paket müsli ve bir paket süt var.

Omlet nerede? diye şaşırıyor Serkan, elinde havluyla başını silecek.

Yapamadım, diyor Elif sakin bir şekilde, haber akışını telefonundan izlerken. Dinleniyorum, biraz daha uzanmak istiyorum, gün içinde izleyeceğim dizilere enerji topluyorum.

Serkan önceki gecenin şakası olduğunu sanıyor.

Tamam, sorun değil. Müsli yeter. Şöyle bir bak, dolaba baktım beyaz gömlek bulamadım, toplantı var, patron karşısında en iyi görünmem lazım. Nerede?

Sepette, diyor Elif ekrana bakmadan.

Sepette mi? Kirli mi?

Temiz. Yıkanmış. Makine yıkıyor.

Serkan sütü boğazına kaçırıyor.

Elif, ne yapıyorsun? Yirmi dakika içinde çıkmam lazım. Ütülenmiş gömlek nerede?

Orada, diğerleriyle aynı yerde. Ütülenmemiş.

Serkan yavaşça kaşığı yere koyuyor, yüzü kızarıyor.

Bu kadar. Dün belki fazla zorlandım ama sabotaj yapmamıma gerek yok. Hemen ütüle. Hızlıca.

Elif gözlerini ona dikiyor; korku, kızgınlık yok, sadece kayıtsızlık var.

Hayır, Serkan. Ütülemek benim işim değil. Ben evde oturuyorum, oturmak demek ütü başında saatler geçirmek demek değil. Çamaşır makinesi yıkıyor, hadi makine de ütüsün. Ya da sen kendin yap. Erkeksen, her şeyi omuzlayacaksın. Ütü senin için de ağır değil; sorumluluk da aynı.

Şaka mı yapıyorsun?! Toplantı var, geç kalıyorum! diye bağırıyor Serkan.

Ütü dolapta, tahta orada. Çabuk olursan yetişirsin.

Serkan çığlık atarak mutfaktan çıkıyor. Onu tahtanın yere çarpması, ütünün buharına yakalanması duyuluyor. On dakika içinde pantolonlu, gömlekli, ama kırışık bir gömlekle geri dönüyor; yaka bir yana, göğüs kısmı bir yandan diğer yana.

Teşekkür ederim, eşim! diye bağırıyor. Çok faydalı oldun!

Kapı çarptığında fincanlar titreşiyor. Elif kahvesini bitirip dışarı çıkıyor; bugün havuza kaydolmuş, uzun zamandır gitmek istediği bir spor salonuna gitmek istiyor, ayrıca bir arkadaşıyla buluşacak. Tatil gibi bir tatil.

Akşam, Serkan karanlık bir gölge gibi giriyor; gömleği gün içinde daha da kırışmış, sanki tren garında bir gece geçirmiş gibi.

Memnun musun? diye soruyor çantayı köşeye attıktan sonra. Genel müdür bütün toplantı boyunca bana baktı, eşin hastay mı? diye sordu.

Ne cevap verdin? diyor Elif merakla.

Eşim feminist rolü oynuyor dedim. Yemek var mı yoksa yine kuru mamayla mı geçineceğim?

Dondurulmuş mantı var, BülManti diye satılıyor.

Serkan dişlerini sıkarak, ama bağıracak gücü kalmadı; sessizce mantıyı tencereye atıyor, bir çorba gibi içiyor ve yatak odasına gidiyor, kapıyı gürültülü bir şekilde kapatıyor.

Bir hafta geçiyor. Daire yavaş yavaş kaosa sürüklüyor. Elif hâlâ çamaşırları yıkıyor, bulaşıkları siliyor, tozu temizliyor; ama evin sıcaklığı kaybolmuş. Taze havlular kaybolmuş, fırın kokusu kaybolmuş, en önemlisi ütülenmiş kıyafetler yok.

Serkan zorlanıyor. Önceden dolaptan eski kıyafetler çıkarmaya çalışıyor, ama stoklar çabuk tükeniyor. Ütüyle mücadele ediyor; pantolonların dikişleri iki, üç kez yanıyor, gömlekler sararıyor çünkü sıcak ayarı bilmiyor. Bir gün sevdiği kazakta yuva açıyor, bütün daireye bağırıyor, Elifi sabote etmekten suçluyor.

Elif ise yeni bir benlik keşfediyor. Boş zamanı, kitap okumak, parkta yürümek, yeni bir saç kesimi; omurgasını düzeltip ağır çantayı omuzlarından atıyor.

Cuma akşamı Serkan bir misafirle geliyor; meslektaşı Mehmet. Serkan bir hafta önce haber vermiş, ama Elif unutmuş.

Elif! diye bağırıyor neşeli bir sesle. Misafirleri karşıla! Raporu kutlamak istiyoruz!

Elif güzel bir ev kıyafetiyle, makyajla çıkıyor.

İyi akşamlar, Mehmet Bey, diyor gülümseyerek.

Ne güzel bir eşin var, Serkan! diye övüyor. Çiçek gibi, koku gibi! Sen de şikayet etmiştin eşin hasta.

Serkan kızarıp Mehmeti mutfağa yönlendiriyor.

Geç, geç… Elif, sofra kur, lütfen; meze, salata, sıcak bir şey düşün.

Elif gülümsemeye devam ediyor.

Serkan, hatırlamıyor musun? Hiç bir şeyimiz yok. Yemek yapmadım. Sipariş verebiliriz, pizza ya da suşi. Hemen servis var.

Nasıl sipariş veremedim? diye bağırıyor Serkan. Misafir var!

Hatırlatmadın. Ben de bir film izlemeye gitmiştim.

Mehmet durumu fark edip durumu hafifletmeye çalışıyor:

Serkan, rahat ol. Pizza harika bir fikir! Ben Pepperoni severim.

Serkan telefonundan pizza sipariş eder, bütün akşam bir iğne gibi oturur. Mehmet, kırışık tişörtüne (Serkan artık ütülemeyi bırakmış) bakar; Elifin tertemiz görünüşüyle kıyaslanınca acı bir tablo çizer.

Misafir gittiğinde Serkan patlıyor.

Beni aşağılıyor musun! Bir misafire evde çöp kutusundan yemek yiyorum demek!

Pizza ne kadar kötüdür? diye sorar Elif. Lezzetli, bulaşık yıkmak zorunda değiliz. Sen de ev işinin sorun olmadığını söylemiştin.

Ütülemeye başla! diye bağırıyor. İşte bu! Ofiste bile benim üzerimde parmağını tutuyorlar!

Gerçekleri söyle, Serkan. Eşim evde oturuyor, ben ona dinlenmesini engelliyorum, bu yüzden ben ütülemeliyüm. Modern insanlar anlayacaktır.

Ben ütüleyemem! Erkek değilim!

O zaman bir temizlikçi tut.

Kimi?

Bir kadın temizlikçi, çamaşır yıkayacak, süpürecek, en önemlisi senin gömleklerini ütüleyecek. Ben ücretsiz çalıştığım için bana suçlu davranıyordun. Ütü bir gömlek 300 TL, haftada 7 gömlek, pantolon, tişört ayda 10.000 TL ütüye, temizlik 20.000 TL, yemek 20.000 TL toplam 50.000 TL.

Deliriyor musun? fısıldıyor Serkan. Maaşımın üçte biri!

Ben ücretsiz yaptım, karşılığında tembel diye suçladın. Matematik inatçı bir şey, Serkan. Ücretsiz değerse, piyasa fiyatını öde.

Serkan kanepeye çöküyor. Başında eski dişli bir çark dönmeye başlar.

Bu aile… mırıldanıyor. Para, çorba gibi bir şey.

Ailede emeğe saygı gösterilir. Bir taraf kendini efendi, diğerini temizlikçi gibi görürse aile olmaz, sömürme olur. Ben görünmez bir işin sadece durduğunda fark edildiği bu durumdan yoruldum.

Elif bir misafir odasına çekilir, kişisel alan istediğini düşünür.

Hafta sonları sessiz bir kabus gibi geçer. Serkan dairede dolaşır, kendini kaybolmuş hisseder. Cumartesi pantolonu ütülemeye çalışır, yanar. Pazar ise kahve dökülen tezgâhı temizlemeye çalışır, tırnağını kırar. Toz iki günde bir birikiyor, tuvalet kendi kendine temizlenmiyor, çöp kutusu çıkarılmazsa kokuyor.

Pazartesi sabahı Elif bir yanık koku alır.

Mutfakta Serkan duruyor, önünde bir apron.

Günaydın der kafasını çevirirken. Kahvaltı yapmaya karar verdim.

Elif masaya oturur.

Neden böyle?

Serkan ocağı kapatıp iki yanmış, bir tarafı kara bir omlet koyar, Elife uzatır.

Elif, yanıldım.

Başını eğip aptal der.

Dün bir gömlek ütüledim, sırtım ağrıdı. Sen beş gömlek ütüledin, nasıl yaptığını bilmiyorum. Özür dilerim. Artık evde oturuyorsun demeyeceğim. Sen çalışıyorsun, ben bunu takdir etmedim.

Elif ona bakar, içindeki buz eriyor. Para, temizlikçi ya da büyük bir çamaşır makinesi istemiyor; sadece bir teşekkür ederim ve anlayış istiyor.

Omletleri ye der Serkan. Benimkiler seninkiler gibi değil ama denedim.

Elif bir lokma alır; omlet lastik gibi, hafif yanık yağ kokuyor, ama bu yıllardır yediği en lezzetli omlet.

Teşekkür ederim, Serkan der. Güzel.

Elif, söyler. Bugün önemli bir toplantım var. Tek bir gömlek ütülemeni isteyebilir miyim? Bir bulaşık makinesi alacağım, büyük bir tane, ellerin yıkanmayacak, ayda bir temizlikçi çağıracağız, camları sen yıkamayacaksın.

Elif gülümser; iki hafta içinde ilk kez içten.

Tamam. Tek gömlek getir.

Tek gömlek! sevinçle bağırır Serkan, ayağa kalkar. Sen en iyisisin! Seni seviyorum, Marish! (kendi kendine gülerek)

Serkan odaya koşar, Elif yanmış omleti bitirir ve aile içinde küçük bir devrimin dengesElif, sonunda oturduğu sandalyeyi geriye çekip derin bir nefes alarak, “Artık birlikte, hem aşkımızı hem de evin sıcaklığını koruyacağız,” diye sessizce fısıldadı.

Rate article
Lifequest
Eşimin evde oturduğum için emeklerimi küçümsemesinin ardından ona gömlek ütülemeyi bıraktım